Bir mirası yaşatmak

Tuncay Birkan'ın, Sabiha Sertel'in 1929-1945 arasında kadın sorunlarından işçi haklarına uzanan geniş bir yelpazede yazdığı haber ve makalelerini derlediği "Görüyoruz Duyuyoruz" çalışması, Sertel'in Tan baskınından yargılamalara, yasaklardan sürgüne uzanan hayatına ve fikirlerine ışık tutuyor.
Söyleşi: Uğur Ugan
Usta araştırmacı Tuncay Birkan, basın tarihimizin en etkili figürlerinden Sabiha Sertel'in yazılarından bir seçkiyi derlediği Görüyoruz Duyuyoruz çalışmasına "Sabiha Sertel’i tanıyor muyuz?" sorusuyla başlıyor. Aslında cesareti ve güçlü kalemiyle bilinen Sabiha Sertel hakkında sıklıkla tekrarlanan pek çok sıfat var: "Türkiye'nin ilk profesyonel gazetecisi", "yargılanan ilk kadın gazeteci", "en çok yargılanan gazeteci", "Türkiye'nin öncü feministi"...
Ancak bunların ötesine geçerek onu kendi kaleminden okuma fırsatı çok daha nadir karşımıza çıktı şimdiye kadar. Sabiha Sertel’in ilkgençliğinde Selanik’te çıkan dergilere yazdığı metinlerden 4 Aralık 1945'teki Tan Baskını'na dek çoğunlukla kendi çıkardıkları dergi ve gazetelerde imza attığı 1.300 civarı yazıdan çok azı sonraki nesillere ulaştı. Tuncay Birkan'ın, Sertel'in 1929-1945 arasında kadın sorunlarından işçi haklarına uzanan geniş bir yelpazede yazdığı, hem yurt içinde hem yurt dışında yayımlanan haber ve makalelerini derlediği Görüyoruz Duyuyoruz çalışması bu durumu değiştirmeyi amaçlıyor.
- Birkan, sahici bir mirası gerçekten yaşatmanın ancak eleştiriyle mümkün olabileceğini de unutmadan Sertellerin ancak metinleri okunarak hakkaniyetle değerlendirilebileceğini vurguluyor.
Tuncay Birkan ile son çalışmasını ve Sabiha Sertel'in günümüze uzanan mirasını konuştuk.
Sabiha Sertel'i basın tarihimizde önemli kılan sizce nedir? Sertel'in yaşam öyküsünü değerli kılan saikler neler?
Sabiha Sertel, Türk basınına iki, hatta üç önemli yenilik getirmiş bir gazeteci olarak görülmeli bence. Birincisi ve en önemlisi, köşe yazılarında birbirinden ağır toplumsal sorunları ele alırken kendinden önceki kuşakların ve çağdaşlarının tersine, devletten ve devlet görevlilerinden meseleye ilgi göstermelerini rica etmek yerine şimdiye kadar ilgi göstermemiş oldukları için, şu veya bu demokratik sosyal hakları pervasızca çiğnenen veya zaten hiç tanınmamış olan emekçi kitleler ve kamu adına hesap sorma tavrını getirmesidir. Aradan geçen yıllarda bu tür hesapları soran başka yazarlar da çıktığı için şimdilerde biraz kanıksanan bir şey olabilir ama bunun o tek-partili dönemde büyük bir cesaret ve sebat gerektiren öncü bir tavır olduğunu ne kadar vurgulasak az.
İkinci yenilik olarak ise Sertel’in yazılarında tekil gündelik olaylardan genel meselelere giderken amansız bir mantık sergilemesi sayılabilir. Kendi döneminde kadın yazarlardan beklenmesi âdet olmuş hassasiyetlere de bütün muharrirlerden beklenen üslupçu süslemelere de hemen hiç yüz yermeyen gayet serinkanlı, analitik bir yaklaşım sergilemesi diyebiliriz. Bu analitik tavrı zaman zaman, rejimin ideologluğuna soyunmuş Falih Rıfkı, Peyami Safa, Şevket Süreyya gibi isimlerde ve Ahmet Ağaoğlu, Hüseyin Cahit gibi liberallerde de görürüz. Haklarını teslim etmek lazım ama iş rejimin emek ve emekçiler üzerindeki korkunç baskısı, sermayeye tanınmaya devam edilen imtiyazlar gibi temel meselelere gelindiğinde hepsi de tok sözlülüklerini üslupçuluğun sisi ardına saklar, analitikliklerinden eser kalmaz.
Sabiha Sertel’in getirdiği üçüncü yenilik olarak da okurlarıyla kurduğu yoğun etkileşimi öne çıkarmak isterim. Elbette Hüseyin Rahmi ve Ahmed Rasim’den Sertel’in çağdaşları Fikret Adil ve Va-Nu’ya uzanan Türk gazete muharrirleri geleneği içinde okurlarından sık sık mektup alan, ara ara onlara cevaplar yazan yazarlar hiç de nadirattan sayılmaz. Ama Sertel, önce Resimli Ay, sonra Cumhuriyet’te uzun süre Cici Anne müstearıyla özellikle genç kızların sorularına gayet açık sözlü cevaplar verdiği çok sayıda yazı yazmış olmasının da etkisiyle (ben seçkiye bu yazılarından hiçbirini almadım, ayrıca bir kitap olmaları gerektiğini düşündüğüm için) bu etkileşimi köşe yazarlığının kurucu bileşeni hâline getirmiştir.
Önemli sayıda yazısı kendisine evlilik ve aşk hayatıyla değil esasen yoksullukla ilgili ağır dertleri yüzünden bir çare bulunur umuduyla yazmış kişilere cevaben yazılmıştır. Daima o derdin sadece onları ilgilendiren özel bir mesele değil kamusal nitelikli, ancak geniş kapsamlı toplumsal dönüşümlerle çare bulunabilecek genel bir mesele olduğunu gözler önüne serer. Bu etkileşim de onun çok okunan, sözlerine dikkatle kulak verilen bir yazar hâline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Politik görüşleri nedeniyle pek çok baskıya maruz kalmış bir gazeteci profili görüyoruz. Sertel dönemi itibarıyla hem kadın hem gazeteci olarak uluslararası düzeyde bu dikkati çekmeyi nasıl başarmış olabilir sizce?
Farklı yazma tavrı onu ayrıksı kılıyor. Dönem basınında gayet denetimli bir biçimde, hitap ettikleri şehirli orta/üst sınıf okur kitlesine hâllerine şükretsinler diye ibretlik örnek olarak sunulan yoksulluk manzaraları vardır. Sertel ise bunun hiç de doğal olmadığını, devletin belli sermaye kesimlerine imtiyaz tanıyan politikalarının sonucu olduğunu sürekli vurgular. Bir diğer etken ise okurlardan bu kadar ilgi görmesi. Sertel’in tavrı, gazetelerden hep kendi verdikleri sufleyi, yani “imtiyazsız, sınıfsız bir ülke” olma propagandasını işitmeye alışmış devlet yetkililerini tabii ki rahatsız ediyordu. Sık sık mahkemelere düşmesi ve yazma yasakları getirilmesi boşuna değildi.
Uluslararası düzeyde dikkat çekmesi de dönemin anaakım medyası denebilecek gazetelerde 30’ların ortalarından itibaren ivmesi artan sinsi Alman faşizmi propagandalarını ve Nazilerin Babıali’de girdikleri akçeli ilişkileri sık sık faş edip Goebbels’i bile uzaktan uzağa öfkelendirmeyi başarmasıyla ilgili.
Türkiye’de daha çok yeraltından sürdürülmek zorunda kalan antifaşizm mücadelesini kamusal düzeyde sürdüren tek mecra Tan gazetesiydi. Onun da sözlerine en çok kulak verilen, neredeyse bütün dış politika yazılarında anti-faşist ve anti-emperyalist tavrını sağlam argümanlarla ve kolay anlaşılır, jargona boğulmamış bir dille açıklayan ismi Sabiha Sertel’di. Uzun yıllar Türkiye’deki antifaşizm mücadelesinin temel figürleri oldu Sabiha Sertel ve kısa bir süre sonra ona katılan Suat Derviş. Devletin bu iki kadına 1940’lı yıllarda yaşattığı kabusun, onları basına yazamaz hâle getirmesinin ardında tok sözlü kamuculuklarıyla zaten hep canlarını sıktıkları, ama 30’lu yılların sonlarından beri Nazi Almanyası’yla girdikleri üstü kapalı sıkı fıkı ilişkilerin faş edilmesinden çok rahatsız olan devletlu kesimlerle basın patronlarının gazabı vardı. Sırf bu yüzden bile sonsuza kadar saygıyla anılmayı hak ediyorlar bence Sertel’le Derviş.
NEREDE YAYIMLANDI?
Basın tarihimizin iz bırakan isimlerinden Sabiha Sertel'in yazılarını bir kitapta toplayan Tuncay Birkan'la söyleşi. Son romanı Türkiye'de okurla buluşan Adam Fawer'ın "Mobius"u üzerine bir değerlendirme. Kitaplarla bitkiler dünyası.
01 Kas 2024

İLGİLİ OKUMALAR


