Aydınlanmanın öznesinden müfredatın kuryesine

Bugünün Türkiyesi’nde öğretmen uzman oluyor, başöğretmen oluyor, sözleşmeli oluyor, kadrolu oluyor ama asla “muteber” olamıyor. 25-30 yıl öncesine kadar “kutsal bir meslek” sahibi olan öğretmen, bugün veli WhatsApp gruplarının dedikodu nesnesi olmuş durumda. Tüm bunlara rağmen Türkiye’de hâlâ ve iyi ki öğretmenler, öğrencileriyle birlikte özgürleşme alanları yaratmaya çalışıyor.
Yazı: Ayşe Alan
2002 yılından bu yana AKP iktidarının eğitim politikaları, neoliberal ekonomik hedeflerin kılavuzluğunda, muhafazakar, milliyetçi ve giderek daha İslamcı bir ideolojik çerçeveye oturtulan popülist müdahalelerle şekillendi.
Bu 22 yıllık süreçte öğretmenler, yalnızca ekonomik ve mesleki baskılarla değil, aynı zamanda pedagojik ve ideolojik müdahalelerle de karşı karşıya kaldılar. Yıldan yıla artış gösteren bu müdahalelerin geldiği nokta, öğretmenlerin sınav sorularına kadar müdahale edilebilen, aşırı merkeziyetçi ve kontrol takıntılı bir yapının hayata geçirilmesi oldu.
'Eser bırakan' öğretmenden 'kamil insan' yetiştiren öğretmene
Aslında bu iktidarın öğretmen politikaları, ilk yıllarındaki görece “ılımlı” iklim dahil olmak üzere hiçbir zaman öğretmen faydasını gözetmedi. Öğretmen hep parmak sallanan, hizaya çekilen bir “personel” oldu.
Bu öğretmen politikaları, eğitimin özgürleştirici rolünü zayıflattı. Öğretmenleri hem neoliberal ekonominin bir aparatı hem de milliyetçi muhafazakar İslamcı duruşun bir ideolojik aracı hâline getirdi. En son hamle olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde ise öğretmenlere “aklıselim, zevkiselim, kalbiselim vatandaşı”, yani “kamil insanı” yetiştirme görevi yüklendi.
Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin karşısına yeni bir kurucu ideoloji olarak “milliyetçi muhafazakarlığı” koymaya çalışan Maarif Modeli hamlesi, iktidarın seküler eğitime vurduğu son darbe oldu. Bu resimde öğretmen, Cumhuriyet’in kurucu liderinin “Öğretmenler, cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller bekler” sözüyle tariflediği ideallerden epey uzağa taşındı.
Yoksulluğu inanılmaz bir hızla derinleştiren neoliberal politikalar, eğitimi tümden ticarileştirdi. Okulları piyasanın bir aktörü hâline getirdi ve öğretmenlerin özlük haklarını neredeyse yok etti. Gitgide sayıları artan özel okullardaki öğretmenlerin düşük ücretler, sınırlı haklarla ve iş güvenceleri olmadan çalıştırılması da bu politikanın en belirgin sonuçlarından biri oldu.
Eğitim neferliğinden müfredat kuryeliğine
Bu neoliberal politikaların yansımalarından biri de performansa dayalı değerlendirme sistemleri oldu. Öğretmenlerin yaratıcılığını ve pedagojik özerkliğini kısıtlayan bu sistemler, onları birer taşıyıcı aparat olarak görmeye başladı. Paulo Freire’in Ezilenlerin Pedagojisi’nde eleştirdiği “bankacı eğitim modeli” bu dönemde yaygınlaştı. Burada öğretmenler, bilgiyi yalnızca aktaran ve müfredatı uygulayan araçlar olarak konumlandırıldı.
Son 22 yıllık dönemde eğitim, aynı zamanda muhafazakar bir dönüşüm de geçirdi; geçirmeye de devam ediyor. Elbette millî eğitim politikaları her zaman merkezî ve baskıcıydı. Öğretmenler, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde tümden özerk olamadı. Ancak öğretmenler en azından dersinin, sınıfının hâkimi olabilecek bir pedagojik özerkliğe sahipti. Son yıllardaki merkezî baskı, bu sınırlı özerkliği de yok etmek için gereken son hamleleri hayata geçiriyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aslı Özge'nin son filmi "Faruk", Valencia Film Festivali'nden üç ödülle döndü. Kendrick Lamar ve Ezhel aynı gün albüm çıkardı. Türkiye'de öğretmen olmayı Ayşe Alan yazdı.
24 Kas 2024

İLGİLİ OKUMALAR


