Özgür Arun

“Türkiye hızla yaşlanıyor” sözünü her yerde duyduğumuz bu günlerde, Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özgür Arun'a bu tablonun gerçeği ne kadar yansıttığını sorduk. Arun'a göre Türkiye hızla yaşlanmıyor, zaten yaşlı ve bu konudaki politika eksikliğinin ceremelerini çekiyor.
Söyleşi: Ayça Örer
Türkiye’nin yaşlanma politikalarına üç yıl önce baktığımızda karamsar bir tablo vardı. Geçen süre zarfında bu konuda politika geliştirilmediği gibi, önümüzdeki elli yıla ilişkin perspektif de giderek daha kasvetli görünüyor. Şimdi gelinen noktayı yaşlanma sosyolojisi açısından nasıl görüyorsunuz?
“Türkiye hızla yaşlanıyor” cümlesini bugünlerde daha sık duymaya başladım. Bu aslında biraz tekerleme hâline de geldi. “Türkiye hızlı yaşlanıyor” demeye başlayan politikacılar da akademisyenler de çoğaldı. Şöyle bir problem var yalnız: “Türkiye hızla yaşlanıyor” tespiti eksik bir tespit. Aslında şöyle demeliyiz: Türkiye çok yaşlı bir toplum.
Tam cümlesi de şu: “Türkiye bugün artık çok yaşlı bir toplum ve hızla yaşlanmaya devam ediyor.”
“Hızla yaşlanıyor” demek atıl kaldı yani.
Kesinlikle. Bizim çeyrek yüzyıl önceki gündemimiz buydu. Alarm vererek konuşuyorduk o zaman. “Türkiye hızla yaşlanıyor ve hazırlanmamız lazım, altyapımızı oluşturalım; yaşlı dostu çevreyle, yaşlı dostu kentlerle ilgili çalışmalarımızı yapalım; sosyal politikalarımızı düzenleyelim; politikalar geliştirelim ve toplumdaki toplumdaki tüm yaş gruplarını, tüm kuşakları dayanışma içinde kılabilecek kapsayıcı politikaları hayata geçirelim” dediğimiz bir yerden konuşuyorduk ama bunun için artık geç.
Artık şunu söyleyerek başlamak zorundayız: Türkiye çok yaşlı bir toplum. Çünkü bu tespiti yaptıktan sonra ilerleyeceğimiz yol başka. Artık üreteceğimiz politikaları bu yeni önerme ışığında kurgulamak gerekiyor.
Önümüzdeki 20 yıl içinde Türkiye, tarihinde ilk defa yaşadığı bir duruma tanık olacak. Yaşlıların sayısı önce çocukların, daha sonra gençlerin sayısını geçecek. Yetişkin nüfus da hızla düşmeye başlayacak. Nüfus yapısındaki bu değişim ve dönüşüm aslında toplumsal yapıyı da etkileyecek. Şunu hayal etmemiz gerekiyor, önümüzdeki yıllarda doğacak bir bebeğin üç kuşak büyük ebeveynleri olacak. Tabii ki bu değişim buradaki toplumsal ilişkilerin de yeniden şekillenmesine neden olacak. Bu konulara odaklanmamız gerekiyor artık.
(...)
Uzun yaşamak kadınlar için bir lanet
Bu döngüye göre zaten bir kadın çalışamıyor, çalışsa bir erkekle eşit ücrete sahip olamıyor, emekli olduğunda daha fazla eşitsizliğe maruz kalıyor diyorsunuz.
Evet. Kadınlar kalıcı eşitsizliklerle baş başa bırakılıyor ve yaşlandıkları zaman ya bir kişiye ya da bir kuruma bağımlı hâle geliyorlar. Uzun süreli yapısal eşitsizliklere maruz kaldıkları için bu eşitsizlik kalıcı hâle geliyor. Bir de şöyle bir durum var: Kadınlar Türkiye’de erkeklerden daha uzun yaşıyor. Yoksul kadınlar, sınıf altı kesimleri oluşturan ev kadınları, imtiyazsız sınıflar içinde yer alan kadınlar için uzun yaşamak bir ızdıraba dönüşüyor. Bir armağan olmuyor, bir lanet oluyor.
Türkiye’de kadınların emekli olması bir kez daha yoksullaşmaları anlamına geliyor. Hem çalışırken erkeklerden daha az ücret alıyorlar hem de daha az emekli maaşı alıyorlar. Yaşlı kadın olmak başka bir sorun, çalışan kadın olmak başka bir sorun. Her genç kadın, eşitsiz yaşlananlar kervanına katılan yeni bir genç aday.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Luca Guadagnino’nun "American Psycho" filminde Patrick Bateman rolünü üstlenecek isim belli oldu. Levon Bağış'ın yemek kültürüne dair deneyimlerini aktardığı kitabı çıktı.
15 Ara 2024

İLGİLİ OKUMALAR


