Evlilik hesabı çarşıya uymadığında

Türkiye’de siyasetin gündemi sık sık değişse de ederinden hiçbir şey kaybetmeyen bir konu var: Evlilik, aile ve kadın. Aile Yılı ilan edilen 2025 yılında evlenmek kolay mı peki? Görünen o ki işin ekonomi politiği her zaman ideolojik heveslerle örtüşmüyor.

Yazı: Ayça Örer

Türkiye’de siyasetin gündemi sık sık değişse de ederinden hiçbir şey kaybetmeyen bir konu var: Evlilik, aile ve kadın. Gençler evliliğe teşvik ediliyor, aile kavramının önemi defaatle yineleniyor, kadının bu kurum içindeki öneminin altı çiziliyor. Aile Yılı ilan edilen 2025 yılında evlenmek kolay mı peki? Kadına yönelik şiddetin, genç işsizliğinin ve çocuk işçiliğin arttığı bugünlerde, bu sorunun cevabı, aileyi yücelten politikaları inşa edenlerin hesaplarına pek uymuyor.

(...)

Evlenmeyi beklerken 30’umu geçtim

Peki hâl böyleyken evlenmek, aile kurmak isteyenler neler yaşıyor?

Furkan, 33 yaşında ve evlenme hayali için bu yazı bekliyor. 4 yıldır süren ilişkisinde nişanlısıyla ilk niyetleri o senenin yazında uzatmadan evlenmekmiş. Ancak evlilik giderek uzak bir beklentiye dönüşmüş, Furkan’ın hayalleri kırılmış ve bugün ilk günkü hevesiyle yaklaşamıyor evliliğe:

“Nişanlım Adıyaman’da öğretmenlik yapıyordu. Evliliğe niyetlendik, ilk yıl onun tayini olmadı. İkinci yıl ben işsiz kaldım. Üçüncü yıl deprem oldu. Bu yıl benim işim var, nişanlımın tayinini bekliyoruz. Tabii gelince nereye gelecek, biz nereye yerleşeceğiz, ev kirası ne olacak, bütün bunlar soru işareti.”

Abisi evlenirken ona aile evi verilmiş.

“Bana babam sana ya bir ev alalım ya da eşyalarını hazırlayalım demişti. Bunu teklif ettiğinde evler hâlâ alınabilir durumdaydı. Aradan geçti 4 sene, ev fiyatları uçtu gitti. Eşya fiyatları uçtu gitti. Babamın 5 yıl önce ‘ev alalım’ diye düşündüğü para 500 bin liraydı. Bugün 500 bin liraya evlenmek imkansız gibi.”

Yine de beyaz eşyaları alınmış. Bunu da bir kâr sayıyor:

“En azından bir kalem eksik. Ben nikahsız bir birlikteliği hoş görmüyorum. Her şeyi kuralına uygun yapmak için de çok gayret ettim. Arkadaşlarım arasında dinî nikahla evlenip sonra hiç sorumluluk almadan boşananlar var. Düzgün, çerçevesi belli bir ilişki istiyorum. Evlilik hayatına böyle adım atmak istiyorum. Fakat bu kadar söylenen söze karşılık, bunun kolaylaştırıldığını iddia etmek de en hafif tabirle söylüyorum, ayıp oluyor.”

Bu utanç benim değil, 'aile aile' diyenlerin

55 yaşındaki Halime Hanım, hem aileye hem geleneklerine çok önem veren biri. Yıllardır Fatih Çarşamba’da yaşıyor. Göçmen kültürünün de etkisiyle “Dinim ve ailem benim iki kutsalım” diyor:

“Aile çok güzeldir, çok destektir demiyorum. Özellikle bizde mal kavgası, küslüğü çok olur. Fakat sonuçta kanından canından insanlar. Ne kadar birbirini yersen ye, günün sonunda musalla taşında başında olacak olanlar da onlar. Ben o yüzden kime kırılırsam kırılayım meseleyi uzatmamaya, duracağım yeri bilmeye özen gösterdim. Buna karşılık en büyük üzüntülerimi de bana yine ailem yaşattı.”

Bu aralar Halime Hanım’ın en büyük üzüntüsü evlilik meselesinden:

“Bir kızım bir oğlum var. Kızım bizi hiç üzmedi. Evlendi, üç çocuğu oldu, yıllardır bir düzen tutturdular. Damadım zengin değil ama ailesini seven biri. Oğlum da güzel yetişmiş bir çocuktu ama üniversite hayatı içinde değişti. Değişmesini de acayip bulmuyorum. Çocuk kitap alacak, para yok. Bir yere gidecek, para yok. Staja girecek, torpil istiyorlar. İşe giriyor, hakkını vermiyorlar. Bunları sorgulaya sorgulaya giderek bir sürü şeyden koptu.”

Oğlunun uzaklaştığı şeyler arasında “evlilik” de var. Geçen yıl kız arkadaşıyla aynı evi paylaşmaya başlamışlar ve bu Halime Hanım için dayanılmaz bir üzüntü:

“Bizim ailemizde böyle bir şey hiç olmadı. Aldık karşımıza konuştuk, sizi evlendirelim dedik. İkisi de istemedi. Ben ‘Oğlan çocuğudur, elinin kiridir’ diye asla bakamam. Sonuçta kız için de erkek için de aynı kurallar geçerli. Oğlum diyor ki, ‘Bizi neyle evlendireceksiniz?’ ‘Sonuçta aynı evde yaşıyorsun, bir nikahın eksik, nikahın olsa ne olacak’ diyorum. ‘Belki yurtdışına gideceğiz, belki ayrılacağız, istemiyoruz sorumluluk’ diyor. Ben oğlumu savunmuyorum ama geldiği noktaya itildiğini de düşünüyorum. Gençlere sürekli şunu yapın bunu yapın deniyor, nasıl yapacakları konusunda hiç yol gösterilmiyor. Çocuklar sosyal medyada zenginlerin hayatını görüyor ve bu çifte standardı kabullenmiyor. Bu utanç benim değil, aile aile diyenlerin.”

Daha evlenmeden evlilikten soğudum

Beyza 25 yaşında, Ankara’da yaşıyor. Kendini “yeni dünya nesli” diye tanımlıyor. Şu anda bankada çalışıyor, bir yandan da KPSS’ye hazırlanıyor. Muhafazakar bir ailede büyüdüğü için üniversite sonrası evlilik ihtimali ortaya çıkmış:

“Ailelerin tanışıklığı üzerinden gelenler de oldu, sosyal medyadan ‘yürüyenler’ de. Bir kere erkekler, genç kızların beklentilerini anlamıyor. Ben mesela kiralık ev istemiyorum, çünkü sürekli kira düşünmek istemiyorum. Bana gelip ‘Çalışma’ diyorsan, evin de olsun. Sonra ben evde oturduğum için sürekli makarna yiyeceksek buna hiç gerek yok. Böyle söyleyince ‘paragöz’ diyorlar. ‘Gel sen de çalış ben de çalışayım, ortaklaşa bir bütçemiz olsun, öbür türlü çok zor’ deyince de, ‘Sen de çok modernsin’ diyor. Bu da beğenmeme gerekçesi yani. Vallahi ben ailemin evinde otururken kazandığım parayla çok güzel yaşıyorum. Bir de kendi asla sorumluluk nedir bilmeden bana sürekli vazifeler yükleyen bir ilişkiye ihtiyacım yok. Daha evlenmeden evlilikten soğudum.”

Bekir, Osmaniyeli. Mersin’de nakliyat firmasında çalışıyor. Bu yaz nişan atmış:

“Benim ailem evliliğe çok önem verir. Ne lazımsa yapılır. Eski nişanlımın ailesi de öyleydi. Ama bir yandan kız tarafının beklentilerinin yüksekliği, bir taraftan sürekli artan maliyetler derken, baktım bu iş bize tuzluya mal oluyor, vazgeçtik. Bir gelinliğe 100 bin lira vermenin mantığını anlamıyorum gerçekten. Ben de her şeyin en iyisi olsun istiyorum ama bugün artık böyle bir ihtimal yok. Benim burma bilezik taktığım insanlar bana ‘Ya çabuk evlen, bir çeyrek bile takamayacağız’ diye takılıyordu. Cumhurbaşkanımızı çok seviyorum gerçekten ve madem 2025 yılı aile yılı, evlenmek de istiyorum ama bu ekonomiyle, bu sosyolojiyle zor.”

Beyza ve Bekir’in ortaklaştığı sorun, karşı cinsin gerçekçi olmayan beklentileri.

İki oğlum da evlilikten kaçıyor

Saliha Hanım, 58 yaşında, üç erkek çocuğu annesi. Adapazarı’nda yaşıyor. Kendi de çevresindekiler de erken yaşta evlenmiş. Buna karşılık sonraki jenerasyonlarda evlilik kurumunun eskisi gibi görülmediğini söylüyor:

“Bizim ailede boşanma diye bir kavram yoktu. Hiç olmamıştı. Son yıllarda boşanmayan kalmadı neredeyse. Üniversiteye gitsin gitmesin herkes erken evlenirdi. Bu da bitti. En son oğullarım da evliliğe sıcak bakmadıklarını açıkladılar bana.”


YAZININ DEVAMI


İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📬 Üç ayaklı kedi, Brit Ödülleri

18. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi "üç ayaklı kedi" olarak açıklandı. Brit Ödülleri dün gece Londra'daki The O2 Arena'da düzenlenen ödül töreninde açıklandı; geceye Charli XCX damga vurdu.

02 Mar 2025

TME Films ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR