Tüketici güveni paradoksu

Yazı: Eralp Ersoy
Tüketici Güveni Paradoksu, en kısa haliyle insanların harcamalarını zaman zaman ekonomik durum beklentilerine göre yapmadıkları tezi olarak tanımlanabilir. Bu kısa tanımı hanehalkının geleceğe dair beklentilerinin kötü olmasına rağmen harcamalarını kısmadığı dönemler şeklinde de açabiliriz. Elbette ki bu durumun tam tersi de geçerli olabilir. Paradoks da temel olarak tam bu noktayı, geleneksel iktisat teorilerinin açıklamakta yetersiz kaldığı davranış modelini odağına alıyor.
Nedir?
Paradoks, tüketicilerin ekonomiye dair güvenleriyle fiili harcama davranışları arasındaki uyumsuzluğu tanımlıyor. Normal şartlar altında, tüketici güven endeksi ile tüketici davranışları arasında pozitif korelasyon olması beklenir. Diğer bir ifadeyle, tüketicilerin beklentilerindeki bozulmanın, harcamalarını azaltma eğilimi yaratması ana senaryodur.
İş yaşamından kültür dünyasına, küresel finansal akıştan tüketici davranışlarına kadar pek çok alanda kalıcı etkiler bırakan COVID salgını döneminin etkisini bu model üzerinde de görüyoruz. Salgın dönemi ve devamında yaşanan bazı dönemler, geleneksel iktisat teorilerinin önermelerine ters düşen örnekler barındırıyor. Salgın dönemi sonrasında yaşanan enflasyonist ortam da bu “irrasyonel” davranışları destekleyici ve karmaşıklaştıran bir altyapı oluşturmuş durumda.
Yaşanmışlıklar
Tüketicilerin ekonomik gerçekliklerden kopuk hislere kapılması ve bu hislerin “kesin bir şey olacak” varsayımı ile hızlıca yayılması teori ile pratiğin birbirinden ayrıştığı vakaların yaşanmasına sebep oluyor ve olmaya devam edecek.
2021-2023 döneminde ABD ekonomisinde izlenen tutarsızlık buna iyi bir örnek olarak değerlendirilebilir. Salgın sonrasında, ekonomik göstergelerin uzun süre sonra yeniden yeşile dönmeye başladığı 2022 yazında, ABD’de tüketici güveni tarihi dip seviyelere geriledi. Endeks, %9’lara ulaşan enflasyon sebebiyle salgın dönemindekinden çok daha aşağı seviyelere düşerek genel görünümden ayrıştı. (Endeks, Nisan 2020’de 71,8’e gerilemişti, 2022 yazında ölçülen değer ise 50,0 idi.) Enflasyonist şok, Fed’in roket hızındaki faiz artırımları ile birleşince devreye bu kez resesyon endişeleri girdi. Resesyon endişelerinin ise hanehalkının harcamalarını kısarak tasarruf yapma eğiliminin güçlendirmesi beklenirdi ancak süreç geleneksel iktisat teorilerinde tariflendiği gibi yaşanmadı.
Verilerden bağımsız olarak, büyük oranda hissiyatla satın alınan ve yayılan bu beklentilerin tetiklediği süreç de literatürde kendine vibecession olarak yer buldu.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta yurt içi piyasalarda ekonomik güven endeksi, dış ticaret dengesi ve İSO 500 gibi kritik istatistikleri takip ederken, yurt dışında ise yine Trump ve ABD verileri tarafından şekillendirilen bir haber akışı bizleri karşıladı.
30 May 2025

İLGİLİ OKUMALAR


