Sorulduğu anda korkutan bir soru

Ne zaman dünya nüfusunun yarısını oluşturan insan grubunun binlerce yıldır yaptığı bir şey yapsam ve bir yerden bir yere işleyen iki bacağımı kullanarak ulaşmayı seçsem şu soruyu duyuyorum: “Korkmuyor musun?” Bir erkek olmadığım için genel olarak korku içinde olmalı, her şeyden önce, her şeyden korkmalı ve genellikle sabit durmalıymışım gibi... Öte yandan ben korku duygusu, varoluşuna içkin bir özne değilim. Hissedebilen bir canlı olduğum için korkuturlarsa korkuyorum, korkutmazlarsa korkmuyorum.

Yazı: İrem Çağıl

Ne zaman dünya nüfusunun yarısını oluşturan insan grubunun binlerce yıldır yaptığı, milyarlarca insan için çok sıradan olan bir şey yapsam, mesela bir yerden bir yere “tek başıma” yürüsem, bir tepeye tırmansam, güzel bir ormanın içinden bisikletimle geçsem, yüzerek karşıki kıyıya çıksam ve herhangi bir yere, halihazırda benim olan sağlam, işleyen iki bacağımı kullanarak ulaşmayı seçsem hareket ettiğimi görüp duyan insanlardan şöyle bir soru duyuyorum: “Korkmuyor musun?”

Üç yaşındayken “tek başıma” yürüyüp etrafımdaki kalabalıktan uzaklaştığım o gün, hâlâ dün gibi hatırımda. Anneannem ve dedemle birlikte çadırlı bir deniz tatiline çıkmışız, muhtemelen artık olmayan, Adalet Bakanlığı’na ait o yaz kamplarından birinde birkaç hafta geçireceğiz. Bir sabah kendi kendime yürüyüp denize gidiyor, kıyısına oturup, bana uçsuz bucaksız gelen o maviliğe büyülenmişcesine saatlerce bakıyorum. Işıltılı sularının hareketini nasıl da saatlerce izlediğimi ve bir süre sonra o dalgaların ayak ucuma önce küçük plastik bir oyuncak, sonra da turuncu bir deniz yıldızını bıraktığını çok net hatırlıyorum.

O gün insanların dünyasından çok daha büyük, güzel ve canlı bir şeyin olduğunu derinden hissetmiş; onun da beni gördüğünü, hatta beni sevip gözettiği için bana küçük hediyeler getirdiğini düşünmüştüm. Bu keşif, içimi öyle büyük bir mutluluk ve güvenle doldurmuştu ki! Dışarıda insanlardan ibaret olmayan kocaman ve harikulade bir “yaşam” vardı; beni görüyordu, ben de onu görebiliyordum, birbirimizi tanımak istememizden daha doğal, daha güzel ne olabilirdi? Büyüyüp onu keşfetmeye çıkacaktım, tabii ya!

  • Şimdi dönüp içime baktığımda, o zaman hissettiğim duygunun, sevgi ve güvenle karışık büyük bir merak olduğunu ve bunun benim dünya üzerindeki tüm hareketlerimin temel kaynağı, dayanağı olduğunu biliyorum.

O yazın üzerinden çok zaman geçmemişti ki, adını yine sonradan öğreneceğim bir konu, bu sefer benim keşfim olarak değil de, dışarıdan müdahaleli bir etki şeklinde hayatıma dahil oldu: Toplumsal cinsiyet, toplum ve cinsiyet. Erkek kardeşimin teşvik edildiği ve çoğunlukla benden daha iyi yapamadığı şeyler, ben yaptığımda mesele oluyordu. Erkekler etrafta serbestçe dolanırken kadınlar çoğunlukla kapalı yerlerde durağan işlerle meşguldü. Dışarıda keşfedilecek bir dünya ve yapılacak bir sürü hareketli şey olmasına rağmen, insanların bir kısmı çeşitli yollarla ve çeşitli biçimlerde bundan uzak tutuluyordu.

Bunu sağlayabilmek için de acayip bir yöntem bulunmuştu: Korku.

YAZININ DEVAMI


İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

🍺 Korkunun cinsiyeti, bira spa'ları

Küveti şerbetçiotu, malt ve mayayla dolduran, ziyaretçilerine bira malzemelerinin şifasını sunduğunu söyleyen bira spa'larını inceledik. İrem Çağıl'la yalnız seyahat eden gezgin kadınların korkması gerektiği varsayımını altüst ettik.

27 Tem 2025

İLGİLİ OKUMALAR