Bir şehri pamuklara sarıp saklamak

Çocukluğu ve ilk gençliği 80’lerin ve 90’ların İstanbul’unda geçen Delal Arya, çocuk kitapları ve gezi yazarı. Delal ile çocuklar için kaleme aldığı kitaplarını ama en çok fantastik edebiyatının hammaddesini oluşturduğunu söylediği, bir zamanların İstanbulu'nu konuştuk.
Röportaj: İrem Çağıl
Çocukluğu ve ilk gençliği 80’lerin ve 90’ların İstanbul’unda geçen Delal Arya, çocuk kitapları ve gezi yazarı. Can Çocuk’tan çıkan Pera Günlükleri, Yedi Denizlerde ve Öteden Beri adlı fantastik macera dizisi kitaplarıyla tanıdığımız Delal, Afrika’ya giden bir konteyner gemisi veya vahşi hayvanlarla dolu, karlı bir ormanın içindeki kulübe gibi egzotik yerlerde yazmayı sevse de, şu anda eşi ve ikizleriyle birlikte Kuzey Amerika’da yaşıyor.
Eksi 40’ları bulan soğuğuyla meşhur Minnessota’ya bağlanıp Delal ile çocuklar için kaleme aldığı kitaplarını ama en çok fantastik edebiyatının hammaddesini oluşturduğunu söylediği, bir zamanların İstanbul’unu konuştuk:
“İstanbul zihnimin içinde, büyüklü küçüklü çekmecelere bölünmüş hâlde bekliyor.”
Delal çocukluğunun bir kısmının gemilerde, kaptanlık yapan babanla okyanusları dolaşarak geçtiği, denizlerde yaşadığın maceraların ve uzak ülkelerin atmosferinin seni derinden etkilediği yazar özgeçmişinde yer alıyor. Ama hatırasını içinde, pamuklara sararak taşıdığın alemin, bir zamanların İstanbul’u olduğunu biliyorum. Sen nasıl bir İstanbul’da büyüdün? Bana biraz o zamanlarki çocuk Delal’e büyülü gelen atmosferini anlatır mısın?
Uykusuz, hafızasını yarı yarıya yitirmiş, rüya sahnelerini andıran bir İstanbul’da büyüdüm. Her zaman yürüdüğünüz yolu değiştirip başka bir sokağa saptığınızda, kendinizi gidenin bir daha dönmediği bambaşka alemlerde bulacakmışsınız gibi hissettiren bir hayaller şehrinde. Bir yanda Galata’nın gayrimüslimlerden kalma terk edilmiş apartmanlarının o ihtişamlı hayaletleri, Bizans’ın yerin dibine gömülmüş sarayları, içine göçmüş köşkler, diğer yanda gecekondu mahalleleri ve betonarme bir çürümüşlük. Ama nasıl oluyorsa hepsi dinlediğimiz şarkıların, izlediğimiz Türk filmlerinin, televizyon programlarının, haber bültenlerinin gündelik temsil biçimleri altında birbirine eklemlenmiş ve kültürel hafızamızı oluşturmuştu. Her birinin hikayesi bir yerde ötekine bağlanabiliyordu. Bir simyacının elinden çıkmış, gelmiş geçmiş en alaşımlı şehirdi belki de. Koskoca, minibüs ışıklandırmalı, alevli meyveli, piyanist şantörlü bir felsefe taşıydı.
Erenköy’deki sıradan apartman dairelerinden birinde yaşarken, sıradan şeylerin içlerinde gizemler barındırdığına kafayı takmıştım. Şehir gündelik hayatın içine sıkışıp kalmış küçük mekanlarda şekilleniyordu. Rafların üstünüze yıkılmasına ramak kaldığı kırtasiyecilerde, pasajların en dibindeki floresan lambalarla aydınlanan terzi atölyelerinde, bütün dileklerinizi bir profiterole dönüştürebilen pastanelerde, büyü sözcüklerine benzeyen isimleriyle manifaturacılar ve tuhafiyecilerde, kalabalık, çay ve toz kokan kitabevlerinde, asansörü olmayan asansör boşluklarında … En çok da her biri zamanın aşındırıcı etkisine teslim olmuş çocukluğumun muhteşem sinema salonlarında - Atlas, Reks, Emek, Alkazar, Fitaş... Hatta belki de okulun sadece tek bir penceresinden baktığında, o da parmaklarının ucunda durursan görebileceğin duvarlarla çevrili gizli bahçeler ve terk edilmiş Fransız Manastırları’nda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir devrin sonu geldi, Megadeth gelecek yıl dağılacağını açıkladı. Çocuk kitapları ve gezi yazarı Delal Arya ile fantastik edebiyatının ilham kaynağı olan 90'lar İstanbulu'nun eserlerine nasıl yansıdığını konuştuk.
15 Ağu 2025

İLGİLİ OKUMALAR


