Sahi neden büyük kadın sanatçı yoktu?

Birbirimiz için, birbirimizi dinleyerek, birbirimizin elinden tutup yaralarımızı sararak yeniden yaratma neşesini bulacağımız bir hayatı ancak bu kokuşmuşluğu içeride hapseden pencereleri kırarak kurabileceksek, varsın öyle olsun!

Yazı: Deniz Kaynak

“Pekala, o zaman neden hiç büyük kadın sanatçı yok?”

Bu soruyu ilk duyduğumda kaç yaşında olduğumu hatırlamaya çalışıyorum. Şöyle bir kütüphaneye bakmış; okulda okuduğumuz metinleri gözden geçirmiş; sanat tarihi kitaplarındaki resimlerin imzalarına bakmıştım. Bilimsel keşifleri, büyük gazetecileri, siyasetçileri ve ünlü iş insanlarını da taramıştım. Gerçekten de “Hayır, öyle değil; şu, şu, şu kadınlar, erkekler kadar büyük eserler ortaya koymuş” diyebileceğim kadınların sayısı, bir elin parmaklarını geçmiyordu.

Elinde henüz bunun nedenlerini anlayacak bir kısmı oldukça acı hayat tecrübeleri olmadan dünyada kapladığı yeri anlamlandırmaya çalışan bir kız çocuğu için hayata ne kadar talihsiz bir başlangıç “Ne kadar çalışırsan çalış bazı konularda erkeklerden eksik olabilirsin” şüphesinin gelip içine yerleşmesi…

Yıllar geçtikçe, bu şüpheye de şüphe tohumları eklendi tabii. Önce kadınların, kendileriyle aynı işi yapan erkeklere kıyasla taşıdıkları yükün ağırlığı gözüme takıldı. Ev işlerinin, çocuklara ve yaşlılara bakma sorumluluğunun gerektirdiği bedensel işçilik bir yana, “büyük eserler” ortaya koymak için gereken beyin kıvrımlarının her miliminin gündelik hayatın uçucu, görünmeyen ayrıntılarıyla doldurulduğunu görmek için fazla büyümem gerekmedi.

Bir laboratuvara, bir daktilonun başına, bir tuvalin önüne geçip orada tüm hayatını bilime, edebiyata, sanata adayan bir erkeğe duyduğum romantik hayranlık, arkasında onun yemeklerini pişiren, çoraplarını yıkayan, sosyal ilişkilerini düzenleyen bir kadının varlığını fark etmemle birlikte yerini bir haksızlık duygusuna bıraktı. Antik Yunan’da felsefenin gelişmesinin, kölelerin emeği sayesinde olduğunu ilk okuduğumda duyduğuma benzer bir his…

Oysa sorsak tabii ki köleliğe, sömürüye, eşitsizlik ve adaletsizliğe karşı olacak bu erkekler, kadınların emeği üzerinde yükselmeyi, üzerinde bile durmaya değmeyecek doğal bir hak gibi görüyordu. Ve tüm bunlara rağmen kalıcı bir iz bırakabilmiş bütün kadınlar, tarihin ana hatlarını değiştirmeye değmeyecek birer anomaliydi. Anomaliler, özellikle kadınsa, adlarına methiyeler düzülmez, isimleri tarih kitaplarına yazılmaz, eserleri müze duvarlarına asılmaz; onların payına düşen garipsenmek, dedikodu malzemesi olmak ve belki de en fenası küçümser bir dudak bükmeyle görmezden gelinmektir.

Kadınların omuzlarında yükselen bu “başarı”nın erkeklere bir kokteyl tepsisindeki kanepe gibi sunduğu bir başka ödülün kadınların bedeni olduğunu fark ettiğimde artık akıl baliğ yaşa gelmiştim. “Çok kötü” insanların varlığını zaten biliyordum. Tecavüzcü Coşkun’lar, asansör sapıkları, hapishanede şişlenen çocuk tacizcileri…

Ama hareket gösterme bahanesiyle kız çocuklarına arkalarından sarılan beden öğretmenleri, bir kadını işe alırken endamını süzmek için onu ayağa kaldıran patronlar, röportajları evlerinde yapmak için ısrar eden “ünlü”ler, referans vermek için eteğinin altına elini sokmayı şart koşan profesörler, rakı masalarında birlikte çalıştıkları kadınların memelerinden ve popolarından bahseden ya da masaların altından o memelere, popolara dokunan iş arkadaşları, o “çok kötü”lere benzemiyordu dışarıdan.

Benzemiyorlar mıydı?



YAZININ DEVAMI



İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🥷 Sokaklarda Daltonlar, komisyonda belirsizlik

Yeni nesil mafya grubu Daltonlar, komisyonda somut hamleler, Ermenistan'da bölünme, kadınların taşıdığı yükler.

29 Ağu 2025

🥷 Sokaklarda Daltonlar, komisyonda belirsizlik

İLGİLİ OKUMALAR