Adaletin farklı tecellileri üzerine

Adaletin olduğu bir toplumda insanlar da daha adil davranma eğilimine girer. Çünkü yöneticiler ve birlikte yaşadığımız diğer insanlar, içgüdülerimize uygun şekilde hareket edebileceğimiz, yani daha adil olabileceğimiz bir ortam yaratmış olur. Türkiye’deyse bugün tersi bir durum yaşanıyor. Böyle bir ortamda huzurun ve barışın gelmesi mümkün mü?
Yazı: Serkan Köybaşı
Dünyanın en bilinen sloganlarından biri, “Adalet yoksa barış da yok!” Ve ne kadar doğru. Sadece teorik olarak değil, pratik olarak da doğru.
Bu veciz sloganın iki farklı açıdan sağlamasını yapabiliyoruz. İlki adaletsizliğe maruz kalanlar bakımından. İçgüdüsel olarak adaletsizliğe itiraz ediyoruz. Bazen bu itiraz sessizce, içimizden oluyor. Karşı tarafa saygımızdan veya onun üzerimizdeki etki ve gücünden dolayı ağzımızı açıp iki laf edemeyebiliyoruz ama bu, itiraz etmediğimiz anlamına gelmiyor. Adaletsizliğe karşı itirazımızı öfkeye dönüştürüp içimize atıyor, gün yüzüne çıkarabileceğimiz günü bekliyoruz.
Bazen de adaletsizlik karşısında bardak taşıyor ve bağırarak, kavga ederek, dava ederek veya hukuktan beklentimiz kalmadığında elimizde taş, yüzümüzde maskeyle sokaklara dökülerek tepkimizi gösteriyoruz. Hatta bazen, daha adil bir yaşam kurmak için ölmeyi göze alıyoruz.
Nitekim dünya tarihindeki önemli adaletsizliklerin son bulmasını sağlayan bazı büyük isyanlar oldu. Elbette “şiddetsizlik” daha ahlaki bir tutum gibi görünüyor ancak bazen de “bir cinnet her şeyi çözüyor.” Köleliğin kaldırılması için çıkan ABD İç Savaşı, sosyal haklar için çıkan 1848 isyanları, LGBTİ+ hakları için çıkan Stonewall isyanı ve daha pek çok tarihî örnek şiddetin hiç de yabana atılamayacak bir adalet yöntemi olduğunu ispatlıyor bize.
Zalime de huzur yok
İkinci sağlamaya geldiğimizde, adaletsizliğe sebep olan taraf için de barış gerçekleşmiyor. Kendi çıkarınız ve iktidarınız için karşı tarafı ne kadar bastırırsanız bastırın, ne kadar sindirirseniz sindirin bir zaman sonra bir şekilde adalet tecelli ediyor. O ana kadar güçlü ve “itibarlı” görünüyorsunuz belki ama adaletin tecelli edeceği o güne dair endişe ve korku da aklınızın bir köşesinde yer ediyor. Size huzursuzluk veriyor, uykularınızı kaçırıyor. Kaçırsın.
- Masa başlarında, kamera önlerinde veya patron koltuklarında gülüyor, eğleniyor ve adaletsizliğinizle vardığınız noktanın keyfini çıkarıyorsunuz belki ama ara sıra da olsa aklınıza “adalet endişesi” düşüyor. İsyan veya ifşa korkusu sizi içten içe yiyor. Yesin.
Platon, ister birey ister toplum olsun, adaletin sağlık ve mutluluk gibi, adaletsizliğinse hastalık ve sefalet gibi olduğunu söyler. Ona göre adaletsizlik, toplumu da insanın ruhunu da zayıflatıp karıştırır, kendiyle çatışmaya sürükler. Bu açıdan, aynı zamanda bir iç huzursuzluktur. Adaletsizliği yapan da huzur bulamaz. İç dengesini ve bütünlüğünü sürdüremez. Çünkü adalet, toplumsal canlılar olmamızdan dolayı içgüdüsel bir duygudur. Düzen, dayanışma ve yardımlaşma ancak adaletle mümkün olur. Adaletsiz davranmak genlerimize yazılı bu bilgiye karşı çıkmak anlamına gelir.
Adil toplum, adil insanlar
Adaletin olduğu bir toplumda insanlar da daha adil davranma eğilimine girer. Çünkü yöneticiler ve birlikte yaşadığımız diğer insanlar, içgüdülerimize uygun şekilde hareket edebileceğimiz, yani daha adil olabileceğimiz bir ortam yaratmış olur. Gerisi kendiliğinden gelir çünkü insanların sağlık, mutluluk ve huzur istemek için bir dış ödül veya teşvike ihtiyacı yoktur. Ne kadar az adaletsizliğe maruz kalıyorsak biz de etrafımıza o kadar adil davranırız. Adalet adaleti doğurur.
Türkiye’deyse bugün tersi bir durum yaşanmakta. Her gün gözümüze soka soka yapılan haksızlık ve adaletsizlikler vicdanlarımızı yaralıyor ve toplumun kılcal damarlarına kadar yayılan bir düzensizliği getiriyor. Hastanelerde bebekleri öldüren çetelerden, cezaya dönüşen tutukluluklara, ahlakı kadınların kıyafetlerinde arayan fetvalardan sokak köpeklerinin katline kadar etrafımızın adaletsizliklerle çevrili olduğunu görüyoruz ve nefesimiz kesiliyor. Boğulacak gibi oluyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Bro" rejiminin çöküşü, adaletsiz barış koşulları, okula aç giden çocuklar, Avichay Adraee'nin gerçek yüzü, Misak Manuşyan’ın hikayesi.
05 Eyl 2025

İLGİLİ OKUMALAR


