Irkçılık ile sessizlik arasında

Almanya'da Şansölye Friedrich Merz’in başlattığı “şehir manzarası” tartışması, Almanya’daki daha derin bir sorunu görünür hâle getirdi. Her ne kadar göçün estetik bir sorunmuş gibi ele alınması yetersiz bir çerçeve sunsa da sol siyasetin göç konusunda uzun süredir devam ettirdiği temkinli sessizliğin sağ popülizmi güçlendirdiği, bunun bedelini ise yine göçmenlerin ödediği de konuşulması gereken bir sorun.
Yazı: Çiğdem Toprak
Almanya’da Şansölye Friedrich Merz’in bir sözü üzerine başlayan tartışma, ülkedeki göç meselesini yeniden alevlendirdi. Merz, yeni göç politikalarıyla ilgili bir basın toplantısında yasa dışı göçün sınırlandığını söyledi; ardından da “Ama şehir manzarasını görüyorsunuz” diyerek sokaklarda hâlâ “onlardan çok bulunduğunu” ima etti.
- Bu yalnızca politik bir tespit değildi. Merz, Almanya’nın değişen sokaklarının, dillerinin ve yüzlerinin bir rahatsızlık kaynağı olarak görüldüğünü ifade ediyordu.
Bu sözler yoğun eleştiri oklarının hedefi oldu ve Merz hakkında "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" (Volksverhetzung) suçlamasıyla şikayetlerde bulunuldu. Eleştirenler, Merz’in daha önce Ukraynalı mülteciler için “Sozialtourismus”, Müslüman göçmen kökenli öğrenciler için “kleine Paschas” ifadelerini kullanmasını da hatırlatarak onun ırkçı bir tutum sergilediğini ya da AfD seçmenlerini kazanmak için bilinçli olarak sert bir dil kullandığını düşünüyor.
Sebebi ne olursa olsun bu açıklama, göçmenlerin ve onların Almanya’da doğmuş çocukları ile torunlarının yıllardır maruz kaldığı dışlanma, kalıplaşmış yargılar ve aidiyet sorunlarına dokunan eski yaraları yeniden açtı. Bu yaralar, 2015 sonrası göç dalgasının yarattığı güvenlik tartışmaları, liberal toplumlarda huzurun zedelendiği hissi ve merkez solun etkili çözümler üretememesi karşısında derinleşirken bir yandan da aşırı sağın yükselişi hızlanıyor.
'Kızlarınıza sorun'
Gelen tepkiler üzerine Merz, sözlerinin "yalnızca oturma izni olmayan ve kurallara uymayan kişilere" yönelik olduğunu iddia etti. Ancak bir gazetecinin sözlerini geri çekip çekmeyeceğini sorması üzerine verdiği “Eğer kızlarınız varsa onlara sorun” yanıtı tartışmayı daha da büyüttü. “Biz o kızlarız” sloganı sokaklara taşındı; birçok kadın bu sözlerin ırkçılığı normalleştirdiğini söyledi.
Öte yandan: Cem Özdemir de 2024’te FAZ’deki bir yorumunda, kızının Berlin’de bazı göçmen erkekler tarafından rahatsız edildiğini anlatarak göç politikalarında değişim çağrısı yapmıştı.
- Böylece tartışma, bir taraf için “ırkçılık”, diğer taraf için “kamusal güvenlik” meselesi hâline geldi.
Özellikle kadınlar için tren istasyonları, parklar ve bazı semtler eskisi kadar güvenli gelmiyor olabilir. Bu yalnızca bir algı değil, çoğu kadın için gündelik bir deneyim. Ancak göç tartışmaları yüzler, diller, kıyafetler üzerinden estetik bir problemmiş gibi ele alındıkça görünürlük ile davranış birbirine karışıyor. Daha esmer, daha koyu saçlı erkeklerin “tehlike” olarak algılanması, Türk göçmenlerin Almanya doğumlu torunlarında bile kimlik ve özgüven kırılmaları yaratabiliyor.
Estetik değil, etik
Oysa entegrasyon bir manzara değil; bir davranış, gelinen ülkeye karşı benimsenen bir tutumdur. Sorun kimin neye benzediği değil, insanların birbirine nasıl baktığı, nasıl davrandığı, sınırlarını nasıl koruduğudur.
“Çeşitliliği korumak” adına gerçek sorunları konuşmamak ise etik değildir çünkü konuşulmayan yerde önyargılar konuşur. Bu anlamda solun, göçmenleri topluca “iyi” ilan edip her eleştiriye “ırkçılık” damgası yapıştırması, ne yerel halkın ne de göçmenlerin davranışlar arasındaki farkı ayırt edebilmesine izin verir; herkes dış görünüşü üzerinden birlikte kriminalize edilir.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gıda güvenliği önlemleri, çocuk adalet sistemleri, Şili seçimleri, Epstein belgeleri, Avrupa ve Türkiye'de göç olgusu, kolektif anksiyetenin çıktıları.
21 Kas 2025

İLGİLİ OKUMALAR


