Bir Abramović sergisinin çağrıştırdıkları

Viyana'daki Albertina Modern’de 1 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak Marina Abramović sergisi, sanatçının iki işini öne çıkarıyor: Imponderabilia ve Counting the Rice. Birinde ötekiyle karşılaşmanın, diğerinde tek başınalığın zorunluluğunu görüyoruz. İnsanın hayatına dair en önemli sorumluluğunun yaşamında birliktelik ve bireysellik ihtiyacını gözetebilmesinden geçtiğini düşünürsek Abramović’in sanatı sanki bu sorumluluğun bir hatırlatıcısı gibi.
Yazı: Tuğçe Isıyel
Birkaç gün önce çıktığım Viyana seyahatinde Marina Abramović’in sergisine denk geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Albertina Modern’de 1 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak sergi, Abramović’in yaklaşık 50 yıla yayılan pratiğini kronolojik olarak sunmakla kalmıyor; izleyiciyi sanatçının temel meselesiyle de baş başa bırakıyor: Beden nedir ve neyi taşır?
Abramović’in işleri, bedeni yalnızca görülen bir şey olmaktan çıkarır; izleyiciyi, kendi bedeninin farkındalığına zorlayan bir mekansal ve duygusal düzen kurar. Bu yüzden serginin bütünü için yalnızca “görülen işler” değil, izleyicinin iç dünyasını harekete geçiren bir karşılaşmalar ağıdır desek yanlış olmaz.
Sergide özellikle erken dönem işleri (Rhythm serileri, Ulay’la ortak performanslar) bedenin hem kırılgan hem de neredeyse “mistik” bir dayanıklılığa sahip olduğunu hatırlatıyor. Abramović’in işleri şaman geleneklerinden, Ortodoks ritüellerinden ve Zen pratiklerinden besleniyor; bu da izleyiciyi Abramović’in sanatının tanığı olmasının yanı sıra kendisinin de içinde bulduğu bir deneyim alanına dönüştürüyor.
- Her ne kadar “deneyim” kelimesinin son yıllarda dilimize epeyce pelesenk olduğunu ve maalesef içinin boşaltıldığını düşünsem de, Marina’nın sergisini gezerken bunu “deneyim” dışında hangi kelimeyle ifade edeceğimi de bilemiyorum.
Albertina Modern’de sıradan bir izleyici olarak dolaşırken bir anda performansın parçası olmaya başlıyorum ve hareketlerim, yürüyüşüm değişmeye başlıyor. Bedenimi duyumsuyorum, her adımımın farkına varıyorum. Abramović’in işleri tam olarak bunu amaçlıyor: Bedenle bağ kurmak, sanatı hiyerarşik bir yapıdan kurtarıp seyirciyi sadece “gören” değil, “görülen” bir özneye dönüştürmek.
Psikanalitik açıdan bakıldığında bu yalnızca estetik bir deneyim değil, benliğin sınırlarını, bedenin taşıdığı bilinçdışı hafızayı ve bakışın iktidarını açığa çıkaran bir yüzleşme anlamına da gelebilir.
NEREDE YAYIMLANDI?
Alzheimer Araştırma Vakfı, çekiliş için satılan 100 avroluk biletlerden birinin sahibine Picasso’nun bir tablosunu verecek. 2024'te Eurovision'u kazanan Nemo, İsrail’in yarışmaya katılması üzerine ödülünü iade edeceğini duyurdu.
14 Ara 2025

İLGİLİ OKUMALAR


