Messner'in yıkıcı savaş teorisi
PEW anketi Türkiye’de “insanlara güvenilemez” diyenlerin oranının %84 olduğunu ortaya koydu. Farklı araştırmalar da insanlar arasında sosyal ve siyasi mesafenin açıldığını, toplumsal uyumun bozulduğunu gösteriyor. Bu durum toplumsal dirençliliği etkileyebilir. Ve bu bir millî güvenlik riski.
Yazı: Utku Başar
Askerî düşünür Evgeny Messner, Rus-Alman bir ailenin çocuğuydu. Rus İmparatorluk Ordusu’nda subaydı. 1917 Ekim Devrimi’yle başlayan Rus İç Savaşı’nda Bolşevikler’e karşı Beyaz Ordu’da yer aldı. Savaştan sonra Yugoslavya’ya kaçtı. Sürgündeki Rus muhalefetinin bir üyesiydi. Bu yapı içinde asker, gazeteci ve Belgrad’daki askerî akademide profesör olarak çalıştı.
- Azılı bir anti komünistti. Bu nedenle 2. Dünya Savaşı’nda bir dönem Nazi Birleşik Silahlı Kuvvetleri’nde propaganda subayı olarak dahi görev yaptı. Savaştan sonra, 1947’de birçok Nazi gibi Arjantin’e kaçtı. Burada gazeteci, yayıncı, yazar ve askerî teorisyen olarak önceki çalışmalarına devam etti.
Kendisinden haberdar olmamızı sağlayan yıkıcı savaş (subversion war) teorisini 1960’larda burada yazdı.
'Yıkıcı savaş teorisi' neden önemli?
Messner, bu kavramı 2. Dünya Savaşı sonrasında klasik savaş anlayışının geçerliliğini yitirdiğini savunmak ve modern çatışmaları açıklamak için geliştirmişti. Ona göre savaşın doğası değişmişti. Modern savaş artık orduların cephede çarpışması değil, toplumların içeriden çözülmesi üzerine kuruluydu.
- Gelecekte savaşların, askerî değil psikolojik, sosyal ve siyasal alanlarda kazanılacağını iddia ediyordu.
Ona göre resmen ilan edilmeyen savaşlar yaşanacak, cephe hatları yok olacak, dolayısıyla savaş ile arasındaki çizgi belirsizleşecekti. Bu savaş türünün temel hedefiyse “devletlerin iç düzeni” idi.
Hedef toplumların zihni ve morali
Messner, bu doğrultuda ana savaş alanın tıpkı günümüzdeki bilişsel savaşta olduğu gibi, toplumların zihni ve morali olduğunu söylüyordu. Hedef, halkın devlete olan güveni, toplumsal birlik duygusu ve merkezî otoritenin meşruiyetiydi. Messner, savaşmak için silahlar yerine algı ve duyguları etkileyecek araçların kullanılacağını belirtiyordu.
Klasik savaşma anlayışında ordu merkezdeyken “yıkıcı savaş”ta askerî güç ikincil konumdaydı. Messner bu “yeni durumda” propaganda, psikolojik harp ve bilgi operasyonları ile kurgulanan harekatların askerî olanlardan daha etkili olduğunu söylüyor; bunların operasyonelleştirilmesinin de provokasyon ve yerel ayaklanmalar ile hayata geçirilebileceğini öne sürüyordu. Zira ona göre ordu ya da devletlerin merkezi “zor gücü” çoğu zaman “modern çağın” tehditleriyle mücadele etmekte yetersiz kalacaktı. Hatta zamanında müdahale mümkün değildi.
Messner’e göre bu savaşma türünde devletlerin ordularının karşısında benzeri bir ordu olmayacaktı. Düzenli ve düzensiz birlik ayrımı ortadan kalkıyordu. Savaşın aktörleri yerel silahlı gruplar ya da terörist organizasyonlar; sivil aktivistler, medya, entelektüeller, yerel siyasi ve sosyolojik elitler ve “dış destekli ağlar” dan oluşacaktı. Yani “yıkıcı savaş”ın sanal durumu buysa kim “düşman” ve “asker” statüsünde, kim “sivil” belli olmayacaktı.
İdeolojik sızma nedir?
Teoriye göre bu savaş türünün yürütüldüğü, yani teorinin uygulamada “silahlaştırılmasını” sağlayan birkaç araç vardı: İdeolojik sızma, propaganda ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaştırma, hukuk ve ahlakın araçsallaştırılması, küçük çaplı ama sürekli şiddet ve devleti aşırı güç kullanmaya zorlayarak meşruiyet kaybı yaratmak.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2026'da dünya siyaseti, 2025'in jeopolitik sahnesi, Karayipler'de gerilim, ABD'nin yeni güvenlik stratejisi, çözüm sürecinde yeni safha, Ortadoğu'da yeni ittifaklar, toplumsal dirençliliğin aşınması.
26 Ara 2025

İLGİLİ OKUMALAR



