Yaşamın öğle vakti geldiğinde yavaşlama cesareti

40’lı yaşlar, insanın hem zamanın ne kadar hızlı geçtiğini daha çok düşündüğü hem de hayatın sorumluluklarını daha ağır hissettiği bir dönem. Bir yandan yavaşlamak, daha seçici olmak ve zihinsel gürültüyü azaltmak isterken diğer yandan sürekli erişilebilir olmaya, karar almaya ve yetişmeye zorlanıyoruz. Psikoloji araştırmaları ise bu gerilimin yalnızca kişisel bir kriz olmadığını; yaş alma, zaman algısı ve modern hayatın bitmeyen uyaranları arasındaki daha büyük bir çatışmanın parçası olduğunu gösteriyor.
Yazı: Cem Arıdağ
Size de "Artık yaşlandım, şunun şurasında ne kadarcık zamanım kaldı ki?" sorusu aralarda aniden vuruyor mu?
43 yaşındayım. Bu yazıyı okuyan her yaştan birçok insana göre ben çok gencim ve en iyi ihtimalle temiz bir dayak atmak isteyebilirler bana. Ancak kabul edelim "yaşlanıyorum", "zaman çok hızlı akıyor", "hayatı kaçırıyorum" gibi hisler dönem dönem ziyaretimize geliyor. Bana henüz 20’lerime bile girmeden, lise mezuniyetim sırasında bile gelmişti örneğin.
Fakat 40’lı yaşların kendine has, tuhaf bir ağırlığı var. Genç sayılmak için fazlaca birikime ve tecrübeye sahipsiniz; hatta belli konularda çok da yorgun hissediyorsunuz kendinizi… Yaşlı kabul edilmek içinse fazla aktif, enerjik ve sorumluluk sahibisiniz. Zihinsel ve biyolojik araf gibi bir şey.
- Ne o her şeyi bildiğinizi sandığınız, dünyaları yerinden oynatacağınızı düşündüğünüz 20'li yaşlardasınız, ne de artık ununu eleyip eleğini asmış yaşlı birisiniz...
Dante ve Cahit Sıtkı, hesabı 35’te kesip dertlenmeye başlamıştı belki ama modern hayatın temposunda o zihinsel eşik 40’lara sarkıyor gibi. 40 yaş, insanın aynaya baktığında kendi faniliğiyle ilk defa bu kadar net yüzleştiği kırılma noktalarından biri.
İnsanın yaşlandığını, elindeki zaman kredisinin sonuna doğru yaklaştığını hissetmesi bu çağa ya da modern hayata özgü bir durum değil şüphesiz. Fakat işin tarihsel boyutuna bakıldığında garip bir tezatla karşılaşıyoruz. Bugün bazı gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam beklentisinin 80 yaşın üzerine çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Oysa insanlık tarihinin büyük bölümünde, ortalama insan ömrü 25-35 yıl arasındaydı. Yani bizim bugün 40’lı yaşlarımızda hissettiğimiz zamanın daralması hissini, geçmiş toplumlar oldukça erken yaşıyorlardı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yakın zamanda Türkiye için kullanılan "atık sömürgeciliği" kavramının tarihsel bağlamını inceledik. Yürümeyi varoluşsal bir eylem olarak ele aldık, yürümenin önemi üzerine düşündük.
22 Ağu 2026

İLGİLİ OKUMALAR


