Hakikatimsilik pandemisi

Hakikat ölmedi, insan var oldukça da öl(e)mez. Sorun, hatta sorunsal, daha tekinsiz: Hakikate benzeyen şeyler hızla çoğalıp yayılıyor; hakiki olanla olmayan arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki kurumlara güvenin her geçen gün aşındığı bir dünyada hakikatimsilik salgınının çözümünü tek tek insanların omzuna yüklemek ne kadar gerçekçi?

Yazı: Metin V. Bayrak

Birkaç haftadır tatsız bir kuşkuyla bakıyorum hayata. Elim işe gitmiyor. Sarsıcı bir olayın ardından ruhun geri çekilmesine benzer bir halim var.

Şapkalarımdan biri editörlük. Bu nedenle de günümün büyük kısmı gelen dosyaları incelemek, yazıları düzenlemekle geçiyor. Yayına hazırladığımız bir kitap için gelen kimi yazıları okurken damağıma dokunan yerleri ihmal edip geçemiyorum. Durup “Bu kimin sesi?” diye soruyorum. Öylesine mekanik, öylesine alışıldık ki... Teknik olarak düzgün bir cümle ama ruhu yok, anlamlı olsa bile manası yok.

Yazılar, büyük olasılıkla yapay zeka ama %100 kanıtlanamaz. Metinleri kimi tespit programlarına soktum; yüzde anlamında birbiriyle çelişen raporlar sundular. Çevremdeki editörlere, yazarlara gönderdim. Yapay zeka ile henüz tanışmamış olanlar fark etmediler ama çoktan karşılaşmış olanlar, görür görmez ittifak içinde, "İnsan kaleminden çıkmamış" deyip çok klişeleşmiş örnekleri sundular.

Sundular ama “kesinlikle” denebilecek bir konu değil. Ne metnin tadı kanıt, ne programın verdiği rapor, ne de deneyimli editörlerin, ömrü yazı işçiliği ile geçen yazarların sezgisi. Ruhuma çöreklenen hâl, olayın üzerinden birkaç gün geçmesine karşın dağılmayınca fark ettim ki mesele, yayınevimize gönderilen yazıların yapay zekayla yazılmış olma olasılığının ötesinde: Neye dayanarak yargıya varacağımı, neye güveneceğimi bilememek. Yazara mı, editöre mi, programa mı, kendi damağıma mı?

Soruyu büyütünce hayatın hemen her yanına değiyor. İçtiğim suya neden güveniyorum? Bindiğim otobüsün frenlerine? Bir binanın kolonlarına, doktorun tanısına, eczaneden aldığım ilaca, gazetede okuduğum habere, cebimde taşıdığım paraya? Şu anda hayatınızda güvendiğiniz üç kişiyi düşünün mesela; sonra üç kurum, ardından hiç tereddüt etmeden ürününü satın alacağınız üç markayı... Peki kendinize ne kadar güveniyorsunuz? Bunların ortak keseni nedir: Geçmiş deneyimlerimiz, uzmanlıklar, tanıklıklar, bilinirlik, denetlenebilirlik mi?


YAZININ DEVAMI



İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📬 11 bin yıllık heykel, 200 karatlık soygun

Karahantepe’de 11 bin yıllık bir heykel bulundu. Viyana’da Mısır Kraliçesi Nazlı’ya ait 673 elmaslı tarihî kolye, müze açıkken vitrini kıran iki kişi tarafından çalındı.

30 Ağu 2026

getirfinans ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR