AB'nin geleceği: Sağ popülizmin kamuoyunda karşılığı var mı?

Geçen haftaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yankıları devam ediyor. Seçimlere damga vuran ve Fransa'yı erken bir genel seçime iten sağ/aşırı sağ partilerin yükselişi aslında yeni bir olgu değil. Peki bu sağ partilerin ajandasında neler var ve kamuoyundaki karşılıkları ne?
AB'nin geleceği: Sağ popülizmin kamuoyunda karşılığı var mı?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ hareketlerin yalnızca söylem düzeyinde değil, seçmen nezdinde de büyük destek bulduğunu ortaya koydu. Bu destek, partilerin ekonomi, sağlık, sosyal politika gibi geniş kapsamlı ajandalarından çok, "göçmen karşıtlığı" üzerinden şekilleniyor. Göçmen karşıtlığı söylemi, yasa dışı yollarla göç eden kişilere karşı olduğu kadar, uluslararası hukuk çerçevesinde koruma altına alınmış mültecilere ve çalışma vizesiyle göç etmiş bireylere de yöneliyor.

Aşırı sağ söylemlerin temelinde, toplumun belli kesimlerinde mevcut olan ekonomik kaygılar, kimlik krizleri ve kültürel değişim korkuları yatıyor. Göçmenler, bu kaygıların sembolü hâline getiriliyor ve bu söylemlerle düşmanlaştırılıyor. Hükümet karşıtlığının yeni bir formu olarak, toplum içindeki belirli gruplar, toplumsal sorunların hedefi hâline gelerek düşmanlaştırılıyor. Aşırı sağın güç kazanması, Avrupa Birliği'nin (AB) temel değerleri olan insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve eşitlik ilkelerine yönelik tehdit oluşturuyor. Bu durumun olası sonuçları, Avrupa’nın sosyal ve politik dokusu üzerinde derin etkiler yaratacaktır.

Aşırı sağ gerçekten yükselişte mi?

Şunu belirtmek gerekir ki, aşırı sağın yükselişi hâlâ "önlem alınması gereken" bir olgu olarak karşımızda duruyor. AB’nin önde gelen ülkelerinde, İtalya haricinde, sağ popülist partiler henüz karar alıcı pozisyonlara gelmiş değiller. 

Avrupa Parlamentosu sandalye dağılımına baktığımızda, en fazla kan kaybeden parti grupları Renew Europe (Avrupa’yı Yenileme) ve Greens/EFA (Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı) olarak dikkat çekiyor. Merkez sağ grup European People’s Party (Avrupa Halk Partisi), 190 sandalye ile ve merkez sol grup Progressive Alliance of Socialists and Democrats (Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı) 136 sandalye ile hâlâ parlamentonun büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Merkez sağ ve merkez sol partilerin geniş bir destek tabanı ve uzun yıllara dayanan siyasi deneyimleri, radikal değişimlerin ve aşırı sağ politikaların hızla yayılmasını engelliyor.

  • Renew Europe; liberal demokratik değerler, çevre politikaları, Avrupa entegrasyonu ve ekonomik reformlar gibi konuları savunuyor. Ancak, özellikle AB’nin Yeşil Mutabakat Politikaları, işsizlik yardımlarında planlanan kesintiler ve aşırı sağın "etkisiz göç karşıtı politika" olarak eleştirdiği önlemler, Renew Europe'un sandalye kaybetmesinde önemli rol oynadı.
  • Green/EFA’nın iklim değişikliği ve çevre politikalarını ön plana alan tutumu, özellikle Almanya ve Fransa’da önemli sayıda destekçi kaybetmesine neden oldu. Karbon emisyonunun azaltılmasına yönelik önlemler, insanların özel araçlarını ve konutlarını da kapsıyor. Bu durum, düşük gelirli hanelerin ekonomik kaygılarının, iklim krizi kaygılarının önüne geçmesine neden oluyor. 

Aşırı sağ partiler ise çevreci ve sosyal politikaların karşısında durarak, bazı seçmenleri kendilerine çekmeyi başardı.

Sağ partiler ne durumda?

Avrupa’da yükselen sağ hareketlerin yekpare olmadığını ve farklı kaygılarla hareket ettiklerini unutmamak gerekiyor. Her ne kadar göçmen karşıtlığı temelinde yükselen yöntemleri benzer olsa da farklı ülkelerdeki sağ partiler, farklı önceliklere ve sorunlara odaklanıyor; farklı söylemler geliştiriyor. 

Örneğin: Fransa’da Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Birlik’in Almanya’daki AfD ile arasına mesafe koyduğunu; Macaristan ile İtalya’nın devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda farklı tarafları tuttuğunu unutmamak gerekiyor.

  • Almanya: Almanya’da aşırı sağın yükselişi, Almanya için Alternatif (AfD) partisinin güç kazanmasıyla kendini gösteriyor. 2024 seçimlerinde AfD, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Maximilian Krah'ı baş aday olarak göstermişti. Krah’ın “Nazilerin hepsinin suçlu olmadığını" söylemesinin ardından hareket, büyük tepki çekti ve Krah seçimlerden çekilmek zorunda kaldı. Buna rağmen AfD’nin yükselişi durmadı. Almanya’daki AfD karşıtları, yalnızca göçmen karşıtlığını değil yükselen ırkçılığı da eleştiriyorlar. 16 Haziran’da Köln’de düzenlenen AfD Kongresi’ni yaklaşık 4 bin kişi protesto etti.
  • Fransa: Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Birlik (RN) partisi, aşırı sağın en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki başarısız sonuçların ardından Ulusal Meclis'i feshederek erken seçim kararı aldı. Ulusal Birlik (RN) partisinin lideri Marine Le Pen, partisinin kazanması durumunda Jordan Bardella'nın başbakan olacağını duyurdu. RN, 30 Haziran ve 7 Temmuz'da yapılacak seçimlerde diğer sağ partilerle işbirliği yapmayı düşünüyor. Le Pen, Bardella ile birlikte çalıştıklarını ve Fransa'yı yeniden yola koymak için tarihî bir fırsata sahip olduklarını belirtti. Bardella, göçmen hareketlerini sınırlamak ve AB iklim kurallarını geri çekmek gibi politikalarla öne çıkıyor.
  • İtalya: Giorgia Meloni’nin liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri (Fratelli d'Italia) partisi, 2024 seçimlerinde büyük bir zafer elde etti. Meloni, Akdeniz’den İtalya’ya yasa dışı göçü engellemek için Afrika ülkeleri ile işbirliği yapacağını belirtiyor ve politikalarının ırkçı olmadığını iddia ediyor. Öte yandan Meloni'nin sağcı politikaları, kadın hakları ve LGBTQ+ hakları konusunda Avrupa kriterleri ile uyum göstermiyor. Son G7 Zirvesi'nde, Meloni'nin itirazı nedeniyle "güvenli ve yasal kürtaj" vaadi sonuç bildirgesine dahil edilmedi.
  • Avusturya: Aşırı sağ, ülkede Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile temsil ediliyor. Parti, özellikle göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemleriyle biliniyor. Ancak AP seçimlerinde FPÖ, hayat pahalılığı ve Ukrayna Savaşı konularına da odaklandı. FPÖ, Kiev yönetimini destekleyen mevcut iktidarın ülkenin tarafsızlık ilkesine zarar verdiğini iddia ediyor ve hayat pahalılığı nedeniyle Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmaması gerektiğini savunuyor.
  • Macaristan: Viktor Orbán’ın liderliğindeki Fidesz partisi, aşırı sağ politikalarıyla ülkenin yönetiminde etkin rol oynamaya devam ediyor. Orbán, “Göçmenlerin Avrupa'nın Hıristiyan kimliğine tehdit oluşturduğunu” iddia ediyor. Öte yandan, Avrupa Adalet Divanı, 13 Haziran’da Macaristan'a sığınma hakkına uzun süreli kısıtlamaları nedeniyle 200 milyon avroluk toplu ödeme cezası verdi. Ayrıca bu tutar, Macaristan'ın ödemede geciktiği her gün için 1 milyon avro artacak. Bu paralar, Macaristan'ın AB bütçesindeki payından otomatik olarak kesilecek. Mahkeme, Macaristan'ın AB hukukunu ciddi şekilde ihlal ettiğini ve dayanışma ilkesini zedelediğini belirtti. Avrupa Komisyonu, Macaristan'ın karara uyup uymayacağını takip edecek.

Nasıl bir AB bizi bekliyor?

Aşırı sağın yükselişi, AB'nin temel değerlerine yönelik tehditleri artırıyor. Öte yandan göçmen karşıtlığı üzerinden güç kazanan sağ partiler, iklim krizine yönelik politikaların uygulanmasını da zorlaştırabilir. Bu partilerin çevreci politikalara karşı duruşu, AB'nin Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmasını sekteye uğratabilir. Ancak İskandinav ülkelerinde, Finlandiya, İsveç ve Danimarka'da sol eğilimli partilerin Avrupa seçimlerinde önemli bir destek görmesi, Avrupa'nın geri kalanına daha dengeli ve çevreci bir politika izleme konusunda ilham verebilir.

Bir diğer önemli konu, AB yönetiminin de değişecek olması. Ursula Von der Leyen’in AB Komisyonu Başkanlığı için AB liderlerinin nitelikli çoğunluğunun desteği ve Avrupa Parlamentosu'ndan güven oyu alınması gerekiyor. Von der Leyen'in liderliğindeki Avrupa Halk Partisi (EPP), AP seçimlerinde en çok sandalyeyi kazandı. Ancak yeniden seçilmesi için sadece EPP'nin desteği yeterli değil; diğer gruplardan da destek alması gerekiyor. 

  • Kulis: Fransa, Almanya ve İtalya liderlerinin farklı siyasi grupları temsil etmesi, bu süreci daha da karmaşık hâle getiriyor. Politico’nun haberine göre, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel'in, von der Leyen'i “devirmek için” planlar yaptığı konuşuluyor. Michel’in Komisyon başkanlığı için Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis'i önerdiği ancak Mitsotakis'in bu görevi istemediği belirtiliyor.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🗻 G7 zirvesi, Hizbullah gerilimi

Hizbullah ile İsrail arasında artan gerilim. Zelenskiy, G7 zirvesinde istediğini aldı. Putin, Kuzey Kore'den silah istiyor. Fransa solu birleşti. Arjantin'de halk, Milei'ye karşı. Netanyahu, savaş kabinesini dağıttı.

18 Haz 2024

🗻 G7 zirvesi, Hizbullah gerilimi

YAZARLAR

Büşra Kılıç

Yazar @ Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR