AB’nin yeni göç ve iltica politikası: Yenilikler ve eleştiriler

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Avrupa Parlamentosu, 10 Nisan Çarşamba günü, yıllarca süren müzakereler sonucu oluşan yeni Göç ve İltica Paktı'nı onayladı. Parlamento’dan geçen anlaşmanın Nisan sonunda Avrupa Konseyi tarafından onaylanması bekleniyor. Tüm prosedürlerin tamamlanması ve faaliyete geçmesi için iki yıllık bir dönem öngörülüyor. Anlaşma, Avrupa Birliği üye ülkelerinin, göçmenlerin paylaşımında "zorunlu dayanışma" ilkesini benimsemelerini öngörüyor ve bu sayede göç yönetiminin "daha adil, daha verimli ve daha sürdürülebilir" olmasını amaçlıyor. Ancak İnsan Hakları savunucuları, bu reformların iltica hakkını ciddi şekilde engelleyeceği ve AB'nin göç politikasının insan hakları ihlalleriyle özdeşleşeceği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Anlaşmanın ayrıntıları Türkiye’yi ve iltica etmek isteyen Türk vatandaşlarını da yakından ilgilendiriyor.
Yenilikler neler?
Göç ve İltica Paktı’nın en önemli amaçlarından biri, göç için cazibe merkezi olan belirli AB ülkelerinin yükünü, Birliğin 27 üyesi arasında paylaştırmak. Yeni Pakt ile, mevcut düzende çok tartışmalı olan ve üzerinde büyük gerginliklerin yaşandığı Dublin Düzenlemesi'nin (Dublin III olarak bilinir) reforme edilmesi amaçlanıyor. 2013'te kabul edilen bu düzenleme, göçmenlerin ilk geldikleri AB ülkesine (İtalya, Yunanistan, Malta vb.) iltica başvurularını inceleme görevini veriyordu. Süreç boyunca ilk giriş ülkeleri daha etkili bir dayanışma mekanizması talep etmişler, ancak bu talepler sonuçsuz kalmıştı. Yeni Pakt, 2020’den beri tartışılıyor.
Pakt’ın sorumlu bir göç yönetimi sağlamak üzere uygulamaya koyacağı temel bir unsur, baskı altındaki ülkelerin AB'den ve diğer üye devletlerden destek isteyebilecek konuma getirilmesi. Bu destek göçmenlerin yerleştirilmesi, transferleri, finansal katkılar veya destek personelinin görevlendirilmesi şeklinde sağlanacak. Anlaşmanın ardından X hesabında paylaşım yapan Alman Şansölye Olaf Scholz, yeni düzenlemenin "Avrupa devletleri arasındaki dayanışmayı" temsil ettiğini ve "özellikle ağır darbe alan ülkelerin üzerindeki yükü nihayet hafifleteceğini" belirtti.
Pakt’ın iltica işlemlerinin verimliliğini artırması bekleniyor. Verimli hareket etme çerçevesinde, olumsuz iltica kararı alındığında, yasal kalma hakkına sahip olmayanlara derhal iade kararı verilecek. İsveçli parlamenter Malin Bjork, anlaşmanın “çözmeyi amaçladığı soruların hiçbirine yanıt vermediğini” söyledi ve reform paketinin Avrupa'da “bireysel sığınma isteme hakkını baltaladığını” belirtti.
İltica başvurusunda bulunanlar için Yunanistan, İtalya, Malta, İspanya, Hırvatistan ve Güney Kıbrıs'ta kamplar oluşturulacak. Bu kamplarda, hangi kişilerin doğrudan kendi ülkelerine gönderileceği ve kimlerin başvuru belgelerinin inceleneceği belirlenecek. İltica başvurularının oranı %20'nin altında olan ülkelerden gelen kişiler kamplarda 12 haftaya kadar tutulabilecek. Bu oran Türk vatandaşlarını da kapsıyor.
Sınır kontrolü
Pakt, sınır kontrolü ile Avrupa topraklarında mültecileri kabul etme arasında bir denge kurmayı amaçlayan 10 araçtan (6 yönetmelik, 3 tavsiye ve 1 direktif) oluşuyor. Bu çerçevede güncellenen Eurodac (Tarama) Yönetmeliği, sığınmacıların temel bilgilerini hızla toplayıp incelemeyi hedefliyor. Yeni düzenlemeye göre iltica başvurusunda bulunanların biyometrik verileri depolanacak, birden fazla başvuru yapılmasını önlenecek. Ayrıca parmak izi toplama yaşı 14'ten 6'ya düşürüldü.
Korumaya ihtiyaç duymayan, yetkilileri yanıltan veya güvenlik riski oluşturması muhtemel olan sığınma başvuru sahiplerine, zorunlu bir sınır prosedürü uygulanacak. Bu kişiler için etkin iadeler gerçekleştirilecek ve kendi ülkelerine yeniden entegrasyonları için destek sağlanacak. Prosedürün idari aşamasında ücretsiz hukuki danışmanlık verilecektir.
Zorunlu dayanışma
Her üye ülkenin dayanışma mekanizmasına katkıda bulunması gerekecek. Yer değiştirmeler (sığınmacıların AB üye ülkeleri arasında transferleri) eskiden zorunluyken, artık gönüllü olacak. Bu nedenle ülkelerin çeşitli seçenekleri bulunacak: Yer değiştirme prosedürünü üstlenme, 20.000 avroya varabilen mali katkılar veya diğer dayanışma önlemleri (başka ülkelere personel veya lojistik yardım gönderilmesi gibi). Komisyon, göç akışlarını daha iyi değerlendirmek için her yıl bir rapor hazırlayacak ve öneriler sunacak.
Dayanışma ilkesi, ani göç dalgalarına karşı dayanıklılığı da beraberinde getiriyor. Üye ülkeler ani sığınmacı artışı gibi durumlar karşısında “kriz durumu” ilan edebilecek ve sığınma prosedürlerini geçici olarak durdurabilecek.
İnsan hakları perspektifinden bakınca, öngörülen “Kabul Koşulları Yönergesi”, AB genelinde uyumlu standartlar belirleyerek iltica başvuru sahipleri için yeterli yaşam koşullarını sağlayacak ve koruma tedbirlerini güçlendirirken entegrasyon süreçlerini iyileştirmeyi hedefleyecek. Öte yandan iltica başvuru sahipleri için açık işbirliği yükümlülükleri belirlenecek ve uyulmaması durumunda olumsuz sonuçları olacak.
Uluslararası Af Örgütü Brüksel Ofis Başkanı Eve Geddie, Euractiv ile yaptığı röportajda “Elimizde, insanların göç yolculuklarının her adımında acılarını gerçekten artıracak bir dizi politika var" dedi. Özellikle, sığınma talepleri değerlendirilirken sığınmacıların AB sınırlarındaki gözaltı merkezlerinde en fazla yedi gün tutulmasını sağlayan yeni "filtreleme" mekanizmasını eleştirdi ve bu durumun sınır ülkelerini sığınmacılara karşı şiddet kullanmaya teşvik edeceğini iddia etti.
Bir Akdeniz ülkesi olarak düzensiz göçün büyük yükünü çeken İtalya’dan da tasarıya tepkiler geldi. İtalyan gazetesi La Republica, tasarının İtalya için neredeyse hiçbir olumlu değişiklik getirmeyeceğini ve durumu kötüleştireceğini belirtiyor. La Stampa gazetesi ise, anlaşmanın AB'nin dış sınırlarındaki ihlalleri meşrulaştıracağını ve üye devletlerin insan hakları ihlallerini artıracağını iddia ediyor.
Sonuç yerine
AB'nin yeni tasarısı, göç yönetimini sınırların dışında uygulama amacı güderken, bu süreçte üçüncü ülkelere bağımlı hâle gelecek. Çünkü sınır dışı etme prosedürlerinin güvenli bir şekilde işletilmesi ve sığınmacıların güvenli ülkelere nakledilmesi için Tunus, Türkiye gibi ülkelerle yapılan Geri Kabul Anlaşmaları önem taşıyacak. İltica talebinde bulunanlar, güvensiz ülkelere gönderilirse, AB uluslararası hukuk normlarına açıkça aykırı davranmış olacak. Bu süreçte Brüksel, insan hakları örgütlerinden yüksek düzeyde eleştirilere maruz kalabilir. Ayrıca, AB üye ülkeleri herhangi bir anda bir kriz durumu ilan edip dayanışma prensibi gereği sadece maddi veya personel destek sağlayarak iltica başvurularını kabul etmeme yolunu tercih edebilir. Bu sebeplerle, merkezî AB ülkeleri, ekonomik güçlerini "göçmen kabul etmeme" stratejilerini güçlendirmek için olarak kullanabilirler. Bu tutum, sağ popülizmin yükseldiği bir dönemde kamuoyunda destek bulabilir. Üye ülkeler güçlense de, Birliğin imajı zarar görebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Büşra Kılıç
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


