Aileyle Birlikteyken Nasıl “Mindful” Kalınır?

Aileyle Birlikteyken Nasıl “Mindful” Kalınır?
Aileyle Birlikteyken Nasıl “Mindful” Kalınır?

İçimdeki Dünya bülteninde Nasıl? başlığı altında her sayıda nasıl yapılır, nasıl edilir, nasıl olunur sorularına cevap arıyoruz. Nasıl? köşemizin bu sayıdaki sorusu:

Aileyle Birlikteyken Nasıl “Mindful” Kalınır? 

Geleneksel spiritüel eğitmen Ram Dass (Tam adıyla Richard Albert) şöyle demiş: Eğer aydınlandığını düşünüyorsan, git ve ailenle bir hafta geçir!

Bunu okuduğunuzda aydınlandığınızı düşünün ya da düşünmeyin, hepinizin kafasında bir çağrışım yaptığına eminim. Özellikle aileden ayrı yaşamaya başladıktan sonra anne babayla bir araya gelinen o anlar…

Bu yazıda bahsedeceğimiz aslında sürekli birlikte olduğunuz; eş, çocuk(lar) gibi artık hayatınız haline gelen aile ortamınızdan ziyade, büyümenizle birlikte artık yavaş yavaş içinden çıktığınız aile büyükleri, ebeveynler ve belki onların da ebeveynlerinden oluşan geniş aile ortamı.

Genel olarak farkındalık çalışmalarının yalnız yaşayan insanlara özgü olduğu konusunda bir algı vardır. Çocuğu olanlar, evli olanlar, ailesine bakmakla yükümlü olanlar zaman zaman, “sen gel benim yerimde ol da, görürsün aydınlanmayı, farkındalığı” gibi bir söylem içinde olabilirler. Bu ne çok yanlış, ne de çok doğru bir çıkarımdır.

Bugün her birimiz şehir hayatının içerisinde, büyük ihtimalle sabahtan akşama koşturmaca olan bir kaos ile mücadele halinde, ya da şanslıysak daha sakin bir şehirde hayatlarımızı idame ettirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla hangi tür farkındalık çalışmasını yapıyor olursak olalım, bir “monk” gibi yani o filmlerde karşımıza çıkan Budist rahipler/rahibeler ya da keşişler gibi olamayacağımız aşikar. Evet Tibet’e, Hindistan’a, Tayland’a seyahat edip, bir süre böyle bir hayat yaşayabilir ve değerli kişilerle, eğitmenlerle bir arada bulunabilir ama eninde sonunda kürkçü dükkanına, yani kendi kaosumuza döneriz.

Bir insanın yalnız olması, çocuksuz olması, sorumluluğunu aldığı kimsenin olmaması, olağandır ki kendine vakit ayırabilme fırsatını arttırır. Bu fırsatı olan her kişi de kendine bu vakti ayırmaz, bu da ayrı bir konu. Bununla birlikte, hayatı daha hareketli ve çok kişiye bağımlı olan kişilerin hepsi de bu hareketlilikle birlikte hayatın içinde sürüklenir diye bir şey yoktur. Pekâlâ bu kişiler de, kendilerine yalnızmışçasına olmasa da, yeterli vakit ayırabilirler.

Neyse, dönelim konumuza. Diyelim ki yalnızsınız, ya da çekirdek bir aileniz var. Gayet güzel bir yoldasınız, fırsat oldukça kendinize yatırım yapıyorsunuz. Spor, yoga, farkındalık çalışmaları, içe dönme, dışa dönme, tütsü, şefkat, ritüel,… Artık aklınıza ve gönlünüze ne gelirse. Her şey gayet harika, hayat güzel, anlayış seviyeniz Kilimanjaro Dağı’nın tepelerine ulaşmış. Aydınlanmak diye bir şeye ilişkin algınız nedir bilmiyorum ama her neyse ona yaklaştığınızı düşünüyorsunuz.

Sonra bir gün, senaryo bu ya, ebeveynlerinizin evinde zaruri bir tadilat oluyor ve birkaç gün, belki de bir hafta kadar sizin yanınızda kalmaları gerekiyor. Gayet memnuniyetle kabul ediyorsunuz, ne de olsa özlediniz, uzun zamandır ayrısınız, hem de onları ağırlama fırsatı doğmuş, daha ne. Tabi bu senaryonun tersi de olabilir, bir şekilde punduna gelip bir hafta ebeveynlerle, ya da ailenizin diğer fertleriyle konaklama halinde bulabilirsiniz kendinizi.

En başta gülüşmeler, sarılmalar, kahvaltılar derken ne kadar özlemiş olduğunuzu anlarsınız muhtemelen. En güzel yemekler yapılır, sohbetler edilir. İkinci gün uyandığınızda, bir sıradanlaşma ufak ufak kendini gösterir. Eğer varsa, sabah rutininizde olan şeyleri yaparsınız. İşinize gidiyor olduğunuz zamanları da şimdilik göz ardı edelim, tatildeymiş gibi sürekli birlikte zaman geçirildiğini varsayalım. Ya da tatilde değilsiniz ama evden çalışıyorsunuz.

İlk başta ufak ufak başlayan müdahalelere tatlı tatlı cevap verirsiniz. Anlayış önemli, tahammül yüksek. Sonrasında günbegün biraz daha az sohbet edilir belki ama herkes kendi havasında kaldıkça sorun yok gibidir. Ne zaman ki o anlamlandıramadığınız sinir dalgasının karından yukarıya doğru yükselmeye başladığını anladığınız an geldi, işte o andan sonra sizin farkındalık çalışmalarınızın er meydanına dökülme vaktidir. Hazinedir bu anlar hazine! (Spiritüel dünya böyle zorlukları kesinlikle birer hazine olarak görür.)

Gak desen guk, guk desen gak diyebilirler, bunu hiç unutma ey çocuk! Sen ailenin yanında, kaç yaşında olursan ol, bir çocuksun. Önce bunun kabulüyle başlayalım. Ailenin yanında farkındalığın yüksek kalabilmek, işte bütün mesele bu. Işığını söndürmemek için, ilk adım durumu kabul etmek. Ortamda senin bebekliğini, çocukluğunu yaşamış insanlar var ve bazı şeyler değişmiyor. İstersek ağzımızla kuş tutalım, ver bakalım o kuşu bana, plastik mi o derler. Gitgide küçülmek, koşarak kaçmak isteriz belki. Ama biliriz ki kaçarsak, savaş kaybedilir, farkındalık çalışmalarımızın da bir işe yaramadığı apaçık ortaya çıkar. Bu kabulden sonra, onların bizim ailemiz olduğunu ve bununla birlikte hepimiz gibi, tüm insanlık gibi, hissedebilen varlıklar olduğunu hatırlamak gelir. Onlar belki kendileri hatırlamıyor bunu ama öyleyse bile, biz hatırlayalım.

Çoğu kişi, buna anne ve babalarımız da dahil, duygularına temas etmeden, ne istediğini kendine sormaya bile çekinerek, olan kervanı devam ettirmeyi tercih ederek yaşıyor bu hayatı. Bunun bilincinde olalım ve biz bir şeylerin farkına vardık, nefeslerimizin doğduğumuzdan beri bizimle olduğunu öğrendik diye, onların da bunların bilincinde olduğu sanrısına kapılmayalım. Onlar bizi halen çocuk olarak görüyorsa bile, bunu kabul ettiğimizi hissettirirsek; terslenmez ve çok gerginleştiğimiz anlarda bir nefes alıp verdikten sonra cevap verirsek her şey daha kolay olacaktır.

Bir de mesela aile üyelerimizin değişmesini beklediğimiz durumlar olabiliyor. Uzun süre görüşmedikten sonra, bir araya geldiğimizde, kendimizde bazı değişiklikler yapabilmişsek, sanıyoruz ki onlar da bunu yapabilir, ya da yapmalı. Yine burda hatırlayalım ki, ailemiz de olsa, annemiz, babamız, her kimse, biricik bir kişidir. Hatta belki bizden çok daha uzun zaman hayata maruz kalmış, acıların içinden geçmiş ya da bize anlatmadığı nelerle mücadele etmiş bir kişi. Birlikte olduğumuz her an, günlük hayatlarındaki her türlü davranışa biraz bu gözlerle bakabilir miyiz?

Mindfulness çalışmalarına katıldığım bir can öğretmen şöyle bir şey demişti, “ne zaman annemle telefonda konuşsam, öncesinde elimi şöyle bir kalbimin üzerinde gezdirip önce orayı ısıtıyorum”. Bana o kadar dokunmuştu ki…Birkaç gün vakit geçirdikten sonra ailemize o kadar sıradan ve belki sert davranmaya başlayabiliyoruz ki, halbuki gerek var mı bu strese, biraz daha kalpten davranmak, içtenlikle paylaşmak mümkün olabilir mi?

Neticede her şey yine bizde bitiyor. Biz kendi ışığımızı yaktığımızda, ailemiz belki ondan faydalanmak istemiyor, ya da ışığımızı görmüyor olabilir. Öyleyse bile, ışıkları söndürüp gidecek miyiz? Yoksa faturasını biz ödüyor olsak dahi, aydınlığın altında birlikte keyif yapabilmek mi kıymetli olan? 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

HAZİRAN ' 1

Gündemden uzaklaşmak için bahanen!

02 Haz 2021

HAZİRAN ' 1

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR