AK Parti ve 2023

2002 seçimleri öncesi yakaladığı rüzgârla halka yakın, özellikle alt gelir grubunu kapsayan, dinî ve millî söylemleriyle muhafazakâr, gelenekçi kitleler içinde temsiliyet kazanan AK Parti, özellikle seçimler öncesi bu gruplar başta olmak üzere halka dağıttığı yardımlarla gündeme geldi. AK Parti’nin en çok övündüğü işleri, devlet hizmetlerinin kolaylaşması ve ulaşılabilir olması olmuştu. Bu hizmetlerin basitleşmesi, her ne kadar bilgisayar teknolojilerinin gelişmesiyle mümkün olduysa da AK Parti seçmeni bunu hantal bürokrasinin çözümü olarak görmüştü. AK Parti, uzun süre boyunca gücünü ekonomi ve devlet hizmetlerinde iyileşmeyle beraber sunduğu özgürlükçü politikalarla sağlamıştı. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, AK Parti 2002’de iktidara gelişinden bu yana farklı kimliklerle karşımıza çıktı. İktidar, görünürde 21 senedir aynı diskurla devam ediyor ancak buna rağmen hem söylem hem de eylemde partinin zamanla müthiş bir değişime uğradığını iddia edebiliriz. 21 yıl, özellikle Türkiye Cumhuriyetinin bir yüzyıla yaklaşan ömrü düşünüldüğünde oldukça uzun bir zaman, bununla beraber en başta vadedilmişleri gerçekleştirmek için de epey yeterli bir süre. Yine de 2023 seçimlerine hazırlanan AK Parti’nin bugünkü vaatleri, yer yer iddiada gerilemiş, yer yer tekrarlanmış vaatler olarak karşımıza çıkıyor. “Yeni Türkiye” sloganıyla Türkiye’de köklü ve büyük değişiklikler yapmayı iddia eden partinin 2023 vaatlerini bugünden geçmişe bir öz eleştiri olarak okumak mümkün mü? 2023 yılı vaatleri bu uzun iktidar için ne söylüyor?
Kişi Başına Düşen Gelir ve Ekonomik Büyüme
AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde Türkiye kendi ekonomisini derinden sarsan 1997 krizinin etkilerini yavaş yavaş atlatmaya çalışıyordu. Bunun üzerine dünya piyasalarını yerle bir eden 2001 krizinin etkisiyle de epey yorgun düşmüştü. AK Parti, sosyal yardımları arttıracağı sözüyle ekonomik krizin ağır koşulları altında ezilmiş orta-alt gelir grubunun oyunu almayı başarmış ve bu bağlamda hükümet harcamalarını arttırmıştı.
AK Parti bütün bu gelişmelerden 2011 yılı seçim beyannamesinde büyük bir gururla bahsediyor ve 2015 yılı hedefi olarak 14.046 dolar kişi başına millî geliri hedefliyordu.
Gayrisafi Yurt İçi Hasılamızı, 2002 yılındaki 230 milyar dolar seviyesinden 2014 yılı itibarıyla yaklaşık 800,1 milyar dolar seviyesine ulaştırdık. Kişi başına millî gelirimizi ise 3.500 dolar seviyesinden yaklaşık 3 kat artırarak 10.404 dolar seviyesine ulaştırdık. 2002 yılında satın alma gücü paritesine göre kişi başına gelir açısından AB ortalamasının yüzde 36’sı kadar gelire sahip olan ülkemiz, gelir seviyesini 2013 yılında AB ortalamasının yüzde 55’ine çıkarmıştır. Sosyal devlet anlayışımızın bir gereği olarak, sosyal harcamaların genel devlet harcamaları içerisindeki payını da aynı dönemde yüzde 33’ten yüzde 45’e yükselttik, bu payın 2014 yılında da yüzde 46’ya yükselmesini bekliyoruz. (AKP 2015 Seçim Beyannamesi)
2018 yılına gelindiğinde ise tablo epey değişmişti.
AK Parti 2011 seçim beyannamesinde 2019 yılı için hedeflediği kişi başına düşen millî geliri 18.685 dolar olarak belirtmişti.
AK Parti 2011 Seçim Beyannamesi 2015-2019-2023 Hedefleri

2023 yılı seçim beyannamesinde ise, AK Parti geleceğe dönük ekonomi politikalarını şöyle betimliyor:
Sürekli ve güçlü büyüme hedefiyle, Türkiye’nin önündeki fırsat penceresini kullanarak 2024-2028 dönemi arasında yıllık ortalama yüzde 5,5 seviyesinde büyüme ile 2028 yıl sonunda 1,5 trilyon dolar millî gelir büyüklüğüne ve 16 bin dolarlık kişi başı gelir düzeyine ulaşmayı öngörüyoruz.
Yeni beyanname incelendiğinde dikkat çeken unsur AK Parti’nin eski hedeflerini geriletmesi oldu. Bu açıkça eski hedeflerde başarısız olunduğunun ve bugün geçmişte hedeflenen rakamların bile aşağısının amaçlanıldığının göstergesi. AKP’nin 2023 Seçim Beyannamesi’ndeki vaatlerle daha önceki seçimlerden farklı olarak daha iyi bir hale getirmeye yönelik değil, eskiye dönme garantisi veriliyor. Sadece bu vaat bile esasında geçen 21 yılda hedeflenen gelir bağlamında büyümenin gerisinde kalınmasının eleştirisi niteliğinde. Bu noktada seçmenler elbette ilerleme olmadığının farkında, üstelik bugün geleceğe yönelik yenilik değil geçmişe dönme sözü veren bir parti ile karşı karşıya.

Özgürlükler, Demokrasi ve İnsan Hakları
Ekonomi başlığında da bahsettiğimiz üzere, AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelişinin ardından uzun yıllar hükümette kalabilmesinin altında ilk dönemlerde otoriter ve baskıcı bir yönetim kurmaktan kaçınması yatıyordu. AK Parti toplumun her kesiminden oy istiyor, merkezleşiyor ve bu sırada özgürlük vurgusu yapıyordu. Kuruluş yıllarından sonraki on yıllara kadar partinin odağına aldığı konular ekonomiden sonra sosyal özgürlükler, demokrasinin işlenebilirliği ve insan hakları konusunda AB standartlarını yakalamaktı. Bu konularda yakaladığı başarılarla Türkiye’nin demokrasi endekslerinde cumhuriyet tarihi boyunca en yüksek sıralamaları elde ettiği ve hatta AB’ye girişin hayal olmaktan öte bir gerçekliğe kavuşmasını sağladığı bile söylenebilir. Ancak konu özgürlükler olunca da aynı ekonomideki gibi AK Parti ileriye veya durağan bir noktaya değil tam tersi adımlar atmaya başladı. Parti’nin 2007, 2011 veyahut 2015’teki 2023 vizyonu ile günümüz Türkiye’si arasında çok büyük fark var.

The Economist dergisinin yayınladığı Demokrasi Endeksi Raporunda 2022 yılında Türkiye 167 ülke arasından 103. sıradaydı. Bu, 2019 endeksindeki 110. sırasına kıyasla bir gelişme olarak görülebilir ancak o yıl genel puanı 4.37 iken bu puan 2022’de 4.35’e gerilemişti. Bu bağlamda endeks, Türkiye’yi işleyen ya da kusurlu demokrasi sınıfına değil, karma rejim sınıfına yerleştiriyor ve Türkiye’nin demokratik olmadığını bildiriyor.
AK Parti’nin 2015 Seçim Beyannamesi’nde özgürlükler, hak hukuk ve demokrasiyle iç içe görülmüştü. 2015’te AK Parti, Türkiye’nin AB üyeliği başta olmak üzere, belli standartlara ulaşmasının yolunun hukukun gelişmesi ve özgürlüklerin artmasında yattığını söylüyordu. Bu konuda verdikleri vaatler şöyleydi:
AİHM, Venedik Komisyonu ve diğer uluslararası temel hak mekanizmaları ile mevzuat ve uygulama uyum düzeyini yükselteceğiz.
AİHM’in 2021 yılı raporunda ise şu yazmakta:
Bunun dışında kalan vaatler ise şunlardı:
Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin iç hukuka dahil edilmesine devam edecek, özgürlükçü demokratik düzen mantığıyla bağdaşmayan şerhleri kaldıracağız.
Bu çerçevede, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye İnsan Hakları Kurumunu etkinleştireceğiz. Bu kurumların, AİHM ve BM kapsamında Türkiye’nin üstlendiği sorumlulukları hayata geçirmesi için gerekli tedbirleri alacağız.
Son yıllarda Türkiye’nin AİHM karşısındaki olumsuz tutumu sır değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutuklu Selahattin Demirtaş ile ilgili AİHM kararı için "AİHM bu kararı iç hukuk yolları tükenmeden alarak istisnai bir uygulama yapmıştır. Esasen AİHM bizim mahkemelerimizin yerine geçecek şekilde karar veremez." sözleri hükümetin AİHM ile ilgili görüşlerini açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Öte yandan yine aynı beyannamede AK Parti özgürlükçü politikalar yürüteceğini şu sözlerle garantiliyordu:
“Yasaklarla ve yasakçı zihniyetle mücadelemize ara vermeden devam edeceğiz. AK Parti olarak kurulduğumuz günden bu yana 3 temel alanda mücadeleyi amaç edindik. Bunlar 3Y olarak da isimlendirdiğimiz yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluktur. 3Y’nin temel hak ve özgürlükler alanında önemle üzerinde durduğumuz kısmı yasaklardır. İktidarlarımız döneminde vesayetçi rejimlerin yasakladığı pek çok hususta özgürlük alanını genişlettik ve yasakları hayatımızdan önemli nispette temizledik, önümüzdeki dönemde de temizlemeye devam edeceğiz.”
Bu vaat ister istemez akıllara 2000’li yılların ortasından itibaren zaman zaman uygulanan sosyal medya yasaklarını getiriyor. En güncelde deprem gibi hayati bir süreçte temel iletişim mekanizması olan Twitter’ın yavaşlatılması, yıllar boyu erişim engeli getirilen Vikipedi, geçen aylarda yasaklanan hâlen de erişim engeli devam eden Ekşi Sözlük ve 2008,2010,2015 yıllarında sık sık kısıtlanan Youtube akıllara geliyor. Bunlarla beraber, sosyal medya mecralarında hükümete yönelik eleştirileri sebebiyle soruşturmalar, davalar açılan gençler var.
Özgürlükler anlamında bugün yaşanan sorunlara parmak basan Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, hem bugün ile ilgili istatistikleri önümüze koyarken hem de seçildiği takdirde izleyeceği adımları belirtiyor:
“Cumhurbaşkanı olarak beni rahatlıkla eleştirebileceksiniz. O, bugüne dek 200 bin kişiye soruşturma açtırdı. En acısı, yalnızca 2021 yılında 305 çocuğu dava etti. Çocukların 101’i 12-14 yaş arasındaydı. Korkunç travmalar yaşattı çocuklara. Ben asla bunları yapmayacağım.”
Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayının sunduğu verilere de bakıldığı zaman ülkemizde son yıllarda özgürlükler anlamında gençlerin üzerinde ciddi bir baskı var. Rekor sayılara ulaşmış cumhurbaşkanına hakaret davaları ve sosyal medya dezenformasyon yasaları gibi uygulamalar ifade özgürlüğüne büyük bir darbe vuruyor. AK Parti’nin, mücadele edeceğini vaat ettiği yoksulluk ve yolsuzluk konularında olduğu gibi yasakçı zihniyetle mücadele konusunda da sınıfta kaldığı görülüyor. Bugün geldiğimiz noktada ise yasakçı zihniyeti ortadan kaldırmaya yönelik icraatler bir yana, tam aksine hükümet bu zihniyet doğrultusunda hareket eden bir iktidara dönüşmüş durumda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Güzel bir İstanbul Baharından herkese merhabalar. Artık sadece birkaç siyasi partinin seçim beyannamelerini açıklamadığı bir süreçten geçiyoruz. Bu haftanın en tartışmalı konusu AK Parti'nin seçim vaatleri üzerine.
14 Nis 2023

YAZARLAR

Vaat
Vaat, isminden kendisine gelen sorumlulukla vaatleri derleyen ve inceleyen bir yayın. Her cuma saat 17.00'de.
İLGİLİ OKUMALAR


