Akbelen: Kömüre karşı zeytinin direnişi

İkizköy Çevre Komitesi'nden Deniz Gümüşel, Akbelen Ormanı'nın madenciliğe açılma çabasını ve direnişlerini anlatıyor.
Akbelen: Kömüre karşı zeytinin direnişi

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Geçtiğimiz aylarda zeytinliklerin elektrik üretimi amaçlı madenciliğe açılmasına olanak sağlayan bir yönetmelik değişikliği yapılmıştı. Ardından Muğla'daki Akbelen Ormanı'nda linyit madeni projesi için zeytin ağaçları sökülmüş, bölge halkının ve çevre aktivistlerinin yürütmeyi durduran eylemleri geniş yankı uyandırmıştı.

Bu eylemleri organize eden İkizköy Çevre Komitesi’nin direnişte gözaltına da alınan üyesi çevre mühendisi Deniz Gümüşel ile sohbet ettim.

Temel dayanak Zeytincilik Kanunu

Gümüşel, 1939 tarihli Zeytincilik Kanunu'nun zeytin ağaçlarının sahiplerinin bile ağaçları kesmesini yasaklayan, üç kilometre yakında toz üreten tesis kurulmasının önüne geçen, hâliyle zeytin alanlarında maden işletmesi yapılmasını da engelleyen "çok sağlam" bir kanun olduğunu dile getiriyor.

1 Mart’ta Enerji Bakanlığı’nın yaptığı yönetmelik değişikliğinin enerji üreten tesisler için zeytinliklerin taşınmasının önünü açtığını belirten Gümüşel, hiyerarşide kanunların yönetmeliklerin üstünde olduğunu hatırlatıyor. Kanuna aykırı bu yönetmelik nedeniyle Enerji Bakanlığı’na dava açarak yürütmeyi durdurduklarını ifade ediyor.

Öte yandan, 31 Mart’ta YK Enerji şirketinin zeytinlikleri sökerek linyit madeni alanlarına katmaya çalıştığını, bunun da fiili eylemlerle engellendiğini, hatta şirketin sökülen zeytin ağaçlarını yeniden dikmek zorunda kaldığını söylüyor.

Gümüşel, şirketin bu bölgede Zeytincilik Kanunu’nun faaliyetlerine karşı çıkardığı engeller nedeniyle köy halkından arsalarını satın almaya çalıştığını, İkizköy Çevre Komistesi’nin ise köylülerle arsalarını satmamaları konusunda konuştuğunu dile getiriyor. Gümüşel’in aktardığına göre köyle bağı kopmuş birkaç istisna haricinde hem İkizköy’de, hem Çamköy’de hem de Karacahisar’da köylülerin çok büyük bir kısmı arsalarını satmama eğilimindeymiş.

Umut verici gelişmeler

Geçen hafta haberlere yansıdığı üzere Akbelen Ormanı’nın madenciliğe tahsisine izin veren kararın iptali için Tarım ve Orman Bakanlığı’na dava açıldığını söyleyen Gümüşel, davaya ilişkin bilirkişi raporunu "umut verici" olarak tanımlıyor.

Raporda dört uzman, Akbelen Ormanı’nın kömür madenine tahsisinin yaratacağı ekolojik sorunları, ağaçlara, su havzalarına, biyolojik çeşitliliğe, zeytinciliğe ve zeytincilikle geçinen halka vereceği zararı, iklim krizine yapacağı katkıyı detaylı şekilde yazmış. Geçen yaz yaşanan iklim krizi kaynaklı yangın felaketinden sonra Akbelen Ormanı’nın Muğla için daha da özel hâle geldiği, kuzeydeki ormanlarla güneydeki ormanlar arasında yaban hayatın geçişi için kalan tek ekolojik koridor olduğu ve yaban hayatın devamlılığı için ormanın korunmasının gerekliliği de aktarılmış.

Raporda iki uzman ise Türkiye’nin enerji üretimi ihtiyacından dem vurarak “ekolojik bir yıkım yaşanacak olsa da bölgenin kömür madenine tahsis edilmesini” savunmuş. İkizköy Çevre Komitesi de “eğer ekolojik yıkım varsa kamu yararından bahsedilemez” düşüncesiyle raporun bu bölümlerine itiraz etmiş.

Mahkemenin Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Akbelen Ormanı ve çevresindeki zeytinliklerin dökümünü istemesi, Zeytincilik Kanunu’nu göz önüne alınca umut olmuş. Hem zeytinlikleri doğrudan yok edecek, hem de etraftaki zeytinlikleri toz içinde ve susuz bırakarak üretim yapamaz hâle getirecek bu madene izin veren kararın iptal edilmesi umuluyor. Gümüşel, zaten bölgedeki zeytincilikte 40 yıldır toz kaynaklı verim kaybı olduğunu da ekliyor.

"İnsanlar dört bir yanda alan koruma telaşında"

Toplumdan nasıl tepkiler aldıklarını sorduğumdaysa Gümüşel, "İkizköy’ün topraklarını savunma mücadelesinin üç yıldır sürdüğünü, ormanı kesmeye girdiklerinde başlattıkları çadırlı nöbetin kamuoyunun basın aracılığıyla en yüksek düzeyde haberdar olmasını sağladığını ve çok büyük bir dayanışma gördüklerini, bu dayanışmanın sürdüğü" cevabını verdi. 

İkizköy’ün artık diğer ekoloji mücadeleleriyle de bağlantı hâlinde olduğunu, fiziksel olarak ya da sosyal medya aracılığıyla destek alışverişinde bulunulduğunu dile getirdi. Türkiye’de insanların ekonomik, sosyal ve siyasal tıkanıklıkların yanı sıra dört bir yanda alan koruması içinde olduğunu, toprakları, suları, vadileri, ormanları ellerinden gitmesin diye mücadele verdiklerini söyledi.

Kömüre değil, zeytine dayanan ekonomi önerisi

Bölgede 40 yıldır kömüre dayalı bir ekonomi olduğunu da dile getiren Gümüşel, İkizköy halkının içinde de santralde çalışan insanlar olduğunu, bazı insanların ilişkilerinin siyasetçilerle de griftleştiğini ve çekingen davranarak yüksek sesle itiraz etmediklerini, eylemlerde ön safta yer almadıklarını söylüyor. Buna rağmen kimsenin gelip kendilerine “siz yanlış yapıyorsunuz” diyemediğini ekliyor.

Sendikaların basında da yer bulan açıklamasında kömür faaliyetlerinin durması hâlinde işçilerin işsiz kalacağına dair bir açıklama yaptığını belirten Gümüşel, şirketin karını, sendikanın sendikalığını kurtarmak için işçileri kullandığını öne sürüyor. Uluslararası çevre örgütlerinin desteğini alan İkizköy Çevre Komitesi’nin bu açıklamaya doğrudan cevap vermek yerine uzman akademisyenlerin çalışmasıyla “Zeytinciliğin Geleceği” raporu hazırladığını, kömür faaliyeti dursa da gelişecek zeytincilikle istihdamın korunacağının görüldüğünü dile getiriyor.

İnsan sağlığını koruyan ve refahı düşürmeyen yatırımları raporlayan bu çalışma, termik santrallere verilen yıllık 240 milyon lira teşvikle 700 yeni iş yaratacak 70 zeytincilik işletmesi kurulabileceğini, yani santrallerde 1200 kişinin çalıştığı düşünülürse iki yıllık teşvikle çok daha insani koşullarda çalışılacak işler yaratmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Siyasetten beklentiler

Siyasetten nasıl tepkiler aldıklarını sorduğumdaysa İkizköy Çevre Komitesi’nde ve köy halkında farklı siyasi görüşlerde insanlar olduğunu, ancak ekoloji ve iklim mücadelesinin gündelik siyasi tartışmalardan bağımsız olarak tüm siyasi partilerin gündeminin en üst sırasında yer alması gerektiğini düşündüklerini aktarıyor. Alana tüm siyasi partileri davet ettiklerini, hepsinin katkısı için alan açtıklarını dile getiren Gümüşel, nöbetin ilk aylarında siyasetçilerin katılımının yoğun olduğunu, liderlerin de alana geldiğini ifade ediyor.

Kendilerini yakından takip eden, soru önergeleri ve TBMM konuşmalarıyla destekleyen milletvekillerine teşekkür eden Gümüşel, siyasetçilerden iki temel beklentileri olduğunu aktarıyor:

İlk olarak, fiili bir durum olduğunda milletvekillerinin alana gelmesinin öneminin altını çiziyor. Bunun hem geniş halk kitlelerini mücadelelerinden haberdar ettiğini hem de kendileri kolluk kuvvetlerinin karşısında vücutlarını siper ederken yanlarında milletvekillerinin olmasının fark yarattığını dile getiriyor. Yani, milletvekilleri alana bekleniyor.

İkinci ve daha önemli olaraksa Türkiye’nin geleceğinden kömürün çıkması gerektiğini, özellikle muhalefetteki partilerin irade göstererek programlarında bunun sözünü vermesini istediklerini aktarıyor. Siyasetçilerin İkizköy’e gelerek “kanser olmak istemediğini” söyleyen işçilerle konuşmasını, kömürün insan sağlığına zararını gözleriyle görmesini talep ediyor. Kömürden çıkışın şu ana kadar siyasi partilerin gündeminde yer almadığını, sadece DEVA Partisi’nin 2040’a kadar kömürden çıkış öngören bir programa sahip olduğunu ve bunun da çok geç bir tarih olduğunu belirtiyor.

Son olarak Gümüşel, hiçbir zaman “kömür faaliyetlerinin kapısına hemen bugün kilit vurulsun” demediklerini, Türkiye’nin enerji ihtiyacı ve güvenliği düşünülerek 2030’u aşmayacak şekilde kademeli olarak bir çıkış planı hazırlanmasını istediklerini ekliyor. Meselenin sadece İkizköy olmadığını, bazı kömür işletmelerinin 2063’e kadar işletme lisansına sahip olduğunu, kömürün yıkıcı boyutlarının kamuoyunda yeterince anlaşılmaması hâlinde geleceğin karanlık olacağını belirtiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Doğa tahribatı: Elimizle geleceğimizi yok ediyoruz

Salda Gölü'nün yok edilişi, Akbelen'de zeytinin kömüre direnişi, doğa tahribatının önünü açan kararnameler

23 Haz 2022

BirGün

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak