
Serena Williams geçtiğimiz ay Vogue için kaleme aldığı yazıda bu yılki Amerika Açık sonrası emeklilik kararı aldığını duyurmuştu. Aslında, kendisinin de yazıda belirttiği gibi, bunu emeklilikten çok bir tür “dönüşüm” veya “evrim” olarak gören Williams’ın kariyeri geçtiğimiz günlerde Ajla Tomljanovic karşısında aldığı mağlubiyetle son buldu.
Serena Williams için Amerika Açık’ın Grand Slam turnuvaları içinde yeri çok ayrı, onun için adeta bir çocukluk rüyası. Bu turnuvanın Williams için ne anlam ifade ettiğini yine aynı yazıda kullandığı ifadelerden anlamak mümkün: “Tenis oynamaya Amerika Açık’ı kazanma amacıyla başladım. Ötesini düşünmedim. Sonrasında sadece kazanmaya devam ettim.”
Los Angeles’ta, şampiyon bir tenisçi olmanın rüyanın da ötesinde olduğu bir mahallede büyüyen Serena Williams için Amerika Açık şampiyonluğu, çok zor şartlarda yaşadığı ülkeye kendini ispatlamanın ve “Ben buradayım” diyebilmenin en kesin yoluydu.
Serena Williams ile ilgili tenisseverlerin hafızasında yer eden pek çok anı bu turnuvada yaşandı. İlk Grand Slam şampiyonluğu, doğuştan rakibi olan kardeşi Venus ile ilk Grand Slam finali ve inişli çıkışlı sayısız an.

1999 Şampiyonu Serena Williams (USTA)
Erken kavuşulan hayal
1999 Amerika Açık finali iki genç oyuncuyu karşı karşıya getirdi. Bir tarafta henüz 19 yaşında beş majör turnuva şampiyonluğuna sahip olan, tarihin en genç Grand Slam şampiyonu ve dünya bir numarası Martina Hingis; diğer tarafta ise Williams ailesine ilk Grand Slam zaferini kazandırmak için korta çıkan 17 yaşındaki Serena Williams vardı.
Hingis sadece iki ay önce Roland Garros finalinde seyircinin gazabına uğrayarak avcunun içindeki şampiyonluğu kaybetmiş ve son derece travmatik bir deneyim yaşamıştı. Devamında Wimbledon’a ilk turda veda eden Hingis, kendini yeniden bulmaya çalıştığı Amerika Açık’ta finale yürürken Williams ailesiyle fazlaca laf dalaşına girmişti.
Kızları Venus ve Serena’nın tablonun iki farklı tarafında yer aldığını gören baba Richard Williams, kızlarının bu sayede finalde karşı karşıya gelecekleri tahmininde bulunmuştu. Richard Williams’ın bu tahminine Martina Hingis’ten çok sert bir itiraz geldi: “Williams ailesinin çenesi düşük. Hep çok konuşuyorlar. Baskı onların üzerinde. Asıl soru bunu kaldırıp kaldıramayacakları.”
Hingis’in bu yorumuna Richard Williams ortamı sakinleştirecek şekilde karşılık verse de Serena’dan Hingis’e benzer tonda bir yanıt geliyordu: “Her zaman aklına eseni söyleyen biri oldu. Sanırım düzgün eğitim almamakla biraz ilgisi var. Tenis dünyasında aklınızı biraz daha kullanmak zorundasınız.”
Serena Williams yarı finalde Lindsay Davenport’u geçip finale adını yazdırırken, Martina Hingis ise oldukça çekişmeli geçen yarı final maçında Venus Williams’ı eleyerek Richard Williams’ın hayaline kavuşmasına o dönem için imkân tanımamıştı.
Finalde ilk seti 6-3 ile kazanan Serena Williams, ikinci sette şampiyonluk sayısında bocalasa da tie-break’te maçı kazanmayı başararak kariyerinin ilk Grand Slam şampiyonluğuna ulaştı. Martina Hingis’in ıstıraplarına bir yenisini daha ekleyen bu final, Serena Williams için ise çocukluk hayaline hâlâ çocuk denilebilecek yaşta kavuşmak anlamına geliyordu.

2001 Finali (USOpen.org)
Williams kardeşler
Serena Williams, Vogue’daki yazısında kariyerlerinin hemen başında kardeşiyle içinde bulundukları durumu şu şekilde anlatıyor:
“Küçükken teniste çok iyi değildim. Venus’ın sahip olduğu ilk fırsatlara sahip olmadığım için üzülüyordum, ama bunun bana faydası oldu. Daha fazla çalışmamı sağladı, beni yırtıcı bir savaşçıya dönüştürdü. Vuruş partneri olarak Venus ile turnuvalara giderdim ve açıkta yer varsa oynardım. Dünyanın her yerinde onu takip ettim ve izledim. Kaybettiği zaman nedenini anladım ve aynı şekilde kaybetmeyeceğimden emin oldum.”
Fırsatları daha erken yakalayan Venus olmuştu fakat Williams ailesine ilk Grand Slam şampiyonluğunu getiren Serena olacaktı. Aslında Serena’nın 1999’da yakaladığı şampiyonluk fırsatının bire bir aynısını 1997’de Venus yakalamıştı. O yıl Amerika Açık finalinde Martina Hingis ile karşı karşıya gelen Venus, karşılaşmayı 2-0 kaybederken ilk sette oyun dahi alamamıştı.
Hingis’in büyük çıkışını yaptığı ve çok daha fazlasını vadettiği o dönemde bile, Venus en büyük rakibinin kardeşi Serena olacağını söylüyordu. Görünüşe göre, Williams ailesinin öngörüler konusunda Richard Williams kadar başarılı bir üyesi daha vardı.
Aynı koşullarda yetişip doğal olarak birbirine benzer stiller geliştiren iki kardeşin oyun karakterleriyse iki farklı yöne evrilmişti. Venus her zaman sakin, soğukkanlı, sabırlı bir görüntü çizerken, Serena’nın ise daha agresif, gürültülü ve gerilimden beslenmeye meyilli bir yapısı vardı. Yazısında bahsettiği gibi, Serena’nın öne çıkmak için açıkçası başka seçeneği de yoktu.
Kardeşlerin çocukluk hayalleri de bazı fikirler veriyor. Serena’nın en büyük hayali Amerika Açık şampiyonu olmaktı, fakat Venus için durum farklıydı. O, Wimbledon şampiyonu olmak istiyordu.
İkilinin WTA turunda ilk karşılaşması 1998 Avustralya Açık ikinci tur maçıydı. Venus maçı 2-0 kazanmıştı. Bir yıl sonra Miami’de final oynadıklarında açık dönemde ilk kez iki kız kardeş bir finalde karşı karşıya geliyordu. Kazanan 2-1 ile yine Venus olmuştu.
1999’da Serena’nın Amerika Açık’ı kazanmasının ardından Williams ailesinin Venus’ten gelecek bir zaferle de gururlanması uzun sürmedi. 2000 Wimbledon tek kadınlar finalinde Lindsay Davenport’u 2-0 yenen Venus en büyük hayaline henüz 20 yaşında kavuşmuştu.
Artık geriye tek bir soru kalıyordu: Hangisi daha iyi? Serena 1999’daki şampiyonluğun ardından iki yıl boyunca Grand Slam zaferlerinden uzak kalırken, Venus bu süreçte 2000 ve 2001’de Wimbledon ve Amerika Açık’ı ikişer kez kazanmış, yükselen formu sayesinde 25 Şubat 2002’de dünya bir numarası olarak tarihte bu unvana ulaşan ilk siyah oyuncu olmuştu.
Bu dört final içinde birinin yeri çok ayrıydı. 2001 Amerika Açık’ta Venus ve Serena kariyerlerinde ilk kez bir Grand Slam finalinde karşı karşıya geldiler. Richard Williams’ın, ve belki de Venus ve Serena’nın, en büyük hayali gerçek olmuştu.
Tarihte ilk kez Amerika Açık’ta bir kadınlar finali prime time’da yayınlandı ve reytinglerde zirveyi kaptı. Kardeşlerin rekabeti Amerika’da büyük ilgi uyandırmıştı. Fakat karşılaşma, öncesinde yarattığı heyecanın hakkını verecek kadar çekişmeli geçmedi. Venus, Serena’yı sadece 1 saat 9 dakika süren maç sonucunda 2-0 yenerek kardeşlerin ilk final düellosundan galip ayrıldı.
Serena kardeşinin iyi ve zayıf yönlerini çok iyi biliyordu, ancak aynısı Venus için de geçerliydi. Fakat Venus o günden dört yıl önce en büyük rakibinin Serena olacağını söylediğinde bunun bir nedeni vardı. Kardeşinin asla pes etmeyen, inatçı karakterinin ödülünü alacağına inanıyordu.
Vogue’daki yazısında Serena Williams oyuncu karakterinden şu şekilde söz ediyor: “Bir şey beni kızdırdığı için veya birileri beni yok saydığı için kazandığım o kadar çok maç var ki. Bu beni harekete geçirirdi. Öfkeyi ve olumsuzluğu kanalize edip bunu iyi bir şeye dönüştürme üzerine bir kariyer inşa ettim.”
Belki de küçük kardeş olmanın doğası buydu. Önünde aşması gereken doğal bir bariyer vardı ve bu onu sürekli tetikte tutuyordu. Venus ise hep ilk sırada gelmiş olmanın sakinliğini ve rahatlığını yaşıyordu. Venus, 2001’de kazandığı final maçının ardından “Küçük kardeş olsaydım belki daha çok sevinirdim. Tam olarak kazanmış gibi hissetmiyorum. Başka bir rakip olsaydı muhtemelen çok daha sevinçli olurdum.” sözlerini kullanmıştı.
Serena’nın azminin ve hırsının sonuç vermesi uzun sürmedi. 2002’de önce Roland Garros’ta, ardından Wimbledon’da ve nihayet en sonunda Amerika Açık’ta kardeşini yenerek kimin daha iyi olduğu sorusuna yanıt vermeyi kolaylaştırdı. En sevdiği turnuvada en büyük rakibini nihayet yenmişti. Kardeşinin aksine, Serena ayakları yere çok daha sağlam basan bir şampiyon olmayı başardı. İlerleyen yıllarda karşılaşacakları beş finalin sadece birinden Venus galip ayrılabildi.

Serena'nın pek de iyi anılara sahip olmadığı 2018 finali (BBC)
Tatsızlıklar
Serena Williams’ın veda için Amerika Açık’ı seçmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bizdeki amiyane tabirle kendisi için “mekânın sahibi” denilse yeridir. Burada zaferler kadar talihsizlikler ve belki de unutmak isteyeceği anlar da yaşadı.
2004’te çeyrek finalde Jennifer Capriati karşısında Serena Williams korkunç bir hakemlik performansının mağduru olmuştu. Setlerde durum 1-1’di ve Williams üçüncü setin ilk oyununda servis kullanan taraftı. Avantaj için servis kullanan Williams’ın bariz şekilde içeride olan ve çizgi hakeminin de içeride olduğunu onayladığı topunu hakem Mariana Alves dışarıda olarak kabul edip avantajın Capriati’de olduğunu anons etti. Bunun dışında, Serena Williams’ın daha sonradan içeride olduğu anlaşılan başka vuruşları da dışarıda sayılırken, Capriati’nin dışarıda olan bir vuruşu da içeride sayılmıştı.
Bu maçın tenis tarihinde önemli bir yeri var. Bu maç, şahin gözünün kullanımını hızlandıran süreci başlatmasıyla hatırlanıyor. Serena Williams ise o an için durumu sakince karşılayıp maçı hakemler yüzünden kaybetmediğini dile getirmiş ve olgun tavrıyla övgü almıştı. Ancak sonraki yıllarda hakemlerle çok tatsız anıları oldu.
2009’da doğum sonrası wild card ile Amerika Açık’a katılan ve beklentileri aşarak yarı finale kadar gelen Kim Clijsters karşısında ilk seti kaybeden Serena Williams, ikinci sette de 6-5 geriye düşmüştü ve maça tutunmak için servis atıyordu. Oyunda durum 15-30 olmuştu ve Serena kullandığı ilk serviste hata yapmıştı. İkinci denemesinde ise bu kez çizgi hakeminden ayak hatası uyarısı gelince durum 15-40 oldu, fakat Serena Williams hata olduğunu düşünmediği gibi müthiş bir öfkeyle raketini sallayarak çizgi hakeminin üzerine yürüdü. İddiaya göre, Serena çizgi hakemine “Bu topu alır sana yediririm” demişti. Çizgi hakeminin şikâyeti sonucu Serena Williams’a bir puan cezası daha verildi ve otomatik olarak Kim Clijsters maçı kazanmış oldu.
Herkesin bildiği üzere, Serena Williams’ın Amerika Açık’ta hakemlerle yaşadığı sorunlar bunlarla sınırlı değil. İçlerinde muhtemelen en meşhur ve en güncel olanı 2018 Amerika Açık finalinde Naomi Osaka karşısındayken hakemle girdiği diyalog. Antrenör ihlali gerekçesiyle aldığı uyarıyı bir türlü kabul edemeyen Serena Williams hakem Ramos’la sonu gelmez bir diyaloğun için girdi. Asla hile yapmayacağını defalarca tekrarlayıp anneliğinden, kadınlığından ve erkek tenisçilere verilen tavizlerden dem vuran Williams, hakem Ramos’tan beklediği özrü bir türlü alamadı ve işi en sonunda hakeme “Asıl hırsız sensin” demeye kadar götürdü.
Williams ve Ramos’tan birinin yüzde yüz haklı olup olmadığı belirsiz ancak yüzde yüz mağdur olan biri vardı: Naomi Osaka. Yaşananlar sonrası ilk Grand Slam zaferinden adeta pişman olan Osaka, büyük üzüntü içerisinde şampiyonluk kupasını kaldırmıştı.
“Öfkeyi ve olumsuzluğu kanalize edip bunu iyi bir şeye dönüştürme” çabası her zaman iyi sonuç vermese de Serena Williams’ı her şeyiyle özleyeceğiz gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


