''İlkleri'' ve yürek yakan filmleriyle 93. Oscar Ödülleri

Oscar ödüllerinin kazananlarının belli olacağı o gün geldi çattı. Aday filmler ise Akademi'nin değişen yüzünün habercisi gibi. Ya da belki sadece bu senelik takındığı yüzünün bir habercisi... Seneye belki, rüzgar farklı bir yerden eserse işler de değişir, kim bilir.
''İlkleri'' ve yürek yakan filmleriyle 93. Oscar Ödülleri

Ama adaylıklara gitmeden önce, biraz daha geçmişe gidelim. Pandeminin sinema sektörünü yıkıp geçmek için var gücüyle çalıştığı şu yılda, pek çok şey de şöyle bir sarsıldı, malum. 

Geçtiğimiz yıl Oscar töreni kıl payıyla kurtarmıştı kendini pandemiden. Popüler kültürün son anlı şanlı etkinliğiydi muhtemelen geçen seneki tören. Hatta Parazit’in En İyi Film ödülünü kazandığı o anı ‘‘2020’nin son iyi anı’’ olarak nitelendirenler bile var. Ama tabii, çoğunlukla sinefiller.

Zorluklara göğüs geren bir organizasyon

Haliyle film festivallerinin ve Emmy’ler gibi diğer ödül törenlerinin pandemiyle yaşadığı o bocalamadan da sıyırmıştı kendini Oscar’lar. Yani Akademi şöyle uzaktan törenleri, festivalleri izleyip kimin neyi nasıl yaptığını izleme fırsatı bulduğunu söyleyebiliriz. Hibrit yöntemleri onlar da bizim gibi sevmemiş olacaklar ki bu yeni tören için bunun önüne geçecek bir dolu önlem almışlar… Evet, 93. Oscar Ödülleri 25 Nisan tarihinde dijital veya hibrit değil, fiziksel olarak gerçekleşecek. Hatta organizatörler adayların ödüle katılamayacağını açıkladılar geçtiğimiz mart ayında. ‘‘Biz o kadar çalışıyoruz ediyoruz, bu sanal işler bizim emeğimizi boşa çıkarıyor, herkes törene gelecek işte, bu kadar’’ diye bir açıklama bile yaptılar. 

Ama tören alışılageldiği üzere ‘‘sadece’’ Dolby Theater’da olmayacak bu sene; Dolby Theather ve Union Station olmak üzere iki ayrı salonlarda, yalnızca adayların ve sunucuların katılımıyla gerçekleşecek. Ha bir de katılımcılara artı bir hakkı vermişler ama o kadar. Sadece bir… Seyahat zorluğu olanlar için de Paris ve Londra gibi şehirlerde de salon ayarlayacaklarmış.

Yani şanslıysak şöyle güzel bir hatta birkaç kırmızı halı görebiliriz. Tabii muhtemelen yine tasarımcı imzalı maskeler eşliğinde. Zaten bu konuya da değiniyor tabii organizatörler: ‘‘Tüm sene rahat kıyafetlerle takıldık, artık bu gece şık giyinelim’’. 

Oscar’larda politik rüzgarlar

Bu yıl sadece organizasyonuyla değil, adaylıklarıyla da ilklere imza atıyor Oscar’lar. Bilhassa oyuncu kategorilerinde ‘‘genellikle’’ beyaz oyunculara ağırlık verdikleri için topa tutuluyorlardı. Ayrıca yönetmen kategorilerinde de sadece erkek ağırlıklı adaylıklarla gelmeleri de can sıkıcıydı. Bu yılki adaylıklara ve aday filmlerin konularına bakacak olursak, Akademi biraz geçmiş hatalarıyla yüzleşiyor gibi. Ama biraz. Eleştirilerin yanı sıra geçtiğimiz seneki Black Lives Matter hareketi gibi ABD’yi saran politik dalgalar da adaylıkların belirlenmesinde büyük rol oynadı muhtemelen. Bu sene en büyük ‘‘ilkler’’ En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yönetmen kategorilerinde. İlk kez En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Asyalı Amerikalı oyuncuların adaylığını görüyoruz: Riz Ahmed (Sound of Metal) ve Steve Yeun (Minari). Riz Ahmed ayrıca bu kategoride aday olan Pakistan asıllı ilk oyuncu. En İyi Yönetmen kategorisinde ise ilk kez aynı anda iki kadın yönetmen aday: Emerald Fennel (Promising Young Woman) ve Chloé Zhao (Nomadland).

Aslında En İyi Film kategorisindeki adaylara bakacak olursak seçtiği filmlerle Akademi, Amerikan Rüyası dediğimiz şeyin nasıl yerle bir olduğunu ve hatta belki de hiç olmadığını göstermeye çalışıyor gibi. Bu anlamda filmlerin çoğu konuları hatta karakterleriyle bile kesişiyor.

Geçmişle yüzleşme

The Trial of the Chicago 7 ve Judas and the Black Messiah, aynı hikayenin farklı taraflarını anlatıyorlar gibi. Ve tabii ikisi de, gerçek olaylardan yola çıkıyorlar…

The Trial of the Chicago 7 1968 yılına, Chicago’daki Vietnam Savaşı karşıtı protestolara götürüyor bizi. Daha doğrusu bu protestoları başlattıkları gerekçesiyle tutuklanan ve daha sonraları ‘‘Chicago 7’’ adıyla anılacak aktivistlerin davasına gidiyoruz. Tutuklananların hepsi savaş karşıtı olsa da aslında farklı politik görüşlere, geçmişlere sahipler. Her biri de farklı organizasyonların temsilcisi. Protestoları ve sonrasında büyüyen kanlı olayları başlatmakla suçlanıyorlar. Aralarında hatta sekizinci olarak, Black Panther üyesi Bobby Seale da var. Ve mahkemelere Bobby Seal’ı desteklemek üzere Black Panter’lerin Illinois’deki lideri Fred Hampton da geliyor.

İşte, yine En İyi Film kategorisinde aday olan Judas and the Black Messiah da Fred Hampton’ın hikayesini anlatıyor, hatta ona ve Black Panther’in mücadelesine bir saygı duruşunda bulunuyor.

Yani başka bir deyişle; Chicago 7, o dönemin politik atmosferini beyaz aktivistlerin tarafından anlatırken Judas and the Black Messiah da yine o yıllarda Chicago’da yaşanan olayları siyahi devrimcilerin, Black Panther’lerin üzerinden aktarıyor. Aynı şehir, aynı yıllar; fakat sembolik bir şekilde ayrılan yollar.

Yine mi Chicago?

Chicago’da geçen bir film daha var, bu sefer 1920’lerdeyiz ama… Ma Rainey’s Black Bottom. Ma Rainey’s Black Bottom En İyi Film kategorisinde aday değil ama oyunculuklarıyla ve yine bir tarih yüzleşmesiyle adaylıklar arasında öne çıkıyor. 

Gerçi Chicago dedik ama filmin tüm akışı bir müzik stüdyosunda geçiyor. August Wilson’ın 1982 tarihli tiyatro oyunundan uyarlama ve zaten o teyatralliği de sonuna kadar biz izleyiciye yansıtıyor. Filmin ana karakterlerinden Ma Rainey’yi efsane ötesi Viola Davis canlandırıyor ki kendisi En İyi Kadın Oyuncu dalında da aday. Diğer baş karakterlerden biri olan Levee Green rolünde ise geçen sene hayatını kaybeden Chadwick Boseman var. Ki yıl içinde bu roldeki performansıyla farklı ödüllere layık görülmüştü. Akademi'nin de benzer bir yolda gideceği ve Boseman'a bir ödülle veda edeceği düşünülüyor.

Karanlık Hollywood

Geçmişe giden bir diğer film ise David Fincher’ın yönettiği Mank. ''Hollywood’un Hollywood’la yüzleşmesi'' gibi bu da aslında. Geçtiği dönemin filmlerine gönderme yaparak siyah-beyaz çekmiş bu filmi David Fincher. Aslında filmin senaryosu David Fincher’ın babası Jack Fincher’a ait. Yıllar sonra David Fincher bu filmi çekerek babasının bir hayalini gerçekleştiriyor gibi. Mank, sinema tarihinin en iyi filmlerinden sayılan Citizen Kane’in senaristi Herman J. Mankiewicz’in filmin senaryosunu yazma sürecini anlatıyor. Mank rolünde ise son yıllarda sıkça tarihi karakterlerde izlediğimiz Gary Oldman var. O da tabii ki Oscar’a aday.  

Elbette sadece Citizen Kane’in yazılma sürecini anlatmıyor film, Mank’le birlikte biz de bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz ve Hollywood ekosistemine tüm yozlaşmışlığıyla şahit oluyoruz.

Bu akşam hüzünleri evde bırakamadık

Geçmişten biraz daha günümüze doğru gelebiliriz artık aday filmlerden bahsederken. Gerçi tarihi olmayan filmler de bir şekilde temaları gereği kesişiyor. Yas, kayıp ve hayatta kalma derken izleyiciyi şöyle sağlam üzen filmler. The Father, Nomadland, Promising Young Woman, Sound of Metal... Aslında her biri farklı bir hikayeyi anlatıyor ama hepsinin temasında bir kayıp ve o kaybın ardından gelen yasla mücadele var. Eğer peş peşe izlemeye kalkarsanız bir noktadan sonra siz de o yası kalbinizde hissetmeye başlayabilirsiniz. Aman dikkat!

Ama gözünüz korkmasın, bu üçü de 2020’nin en sağlam filmleri arasında. Chloé Zhao’nun yönettiği Nomadland, majör kategorilerde öne çıkıyor. Katman katman açılan bir film Nomadland. Evet, bir sistem eleştirisi gibi başlıyor ama çok geçmeden Fern'ün yolculuğunun bundan çok daha fazlası olduğunu görüyoruz. Promising Young Woman ise o canlı renklerine inat beklenmedik yerden vuran bir intikam hikayesi. Carey Mulligan’ı daha önce böyle bir rolde hiç görmemiştik. Sound of Metal’de de Riz Ahmed'in canlandırdığı Ruben'in kaybını o gerçekçi anlatımla birlikte biz yaşamaya başlıyoruz, Ruben tüm o süreçlerden geçerken yoğun empati eşliğinde biz nasıl davranırdık diye düşünüyoruz... The Father için ise iki şey söyleyeceğiz, daha doğrusu iki isim: Anthony Hopkins ve Olivia Colman. Ve elbette, sadece bu ikisi değil, şimdiye kadar tüm saydığımız isimler, oyuncu kategorilerinde adaylar. 

Bu arada kayıp ve yas demişken, Vanessa Kirby’ye Venedik Film Festivali’nde ödül getiren, Oscar’larda da elini güçlendiren Pieces of a Woman’ı da buraya ekleyelim. Filmin başındaki tek kamera çekimiyle gerçekleştirilen doğum sahnesi ile tüm ödülleri hak ediyor Vanessa Kirby. İzlemek yürek ister.

Yine Amerikan rüyasıyla fena halde çarpıştırsa da bizi bu filmlerin atmosferinden çok farklı bir hatta ilerleyen bir film daha var: Minari. Eğer tüm bu saydıklarımız yüreğinizi sıkıştırır gibi olduysa sizi yer yer endişelendirir gibi yapsa da her tarafınızı sevgiyle kuşatacak, sonunda yine iyi hissettirecek bir film Minari. ABD’ye göç etmiş Koreli bir ailenin hayatını ve hayallerini tüm doğallığıyla anlatıyor. Çocuk oyuncularının sempatikliği zaten dünyayı fethetti. Başroldeki Steve Yeun’a da adaylık getirdi.

Geçtiğimiz yıl Parazit'in hakimiyetinde geçmişti. Hatta öyle olacağını da çok önceden biliyor gibiydik. Bu sene ise neredeyse tüm filmlerin kozları eşit gibi. Sürprizi bol olacak. Gerçi 2020 içimizdeki sürprizlere dair tüm heyecanı aldı götürdü ama şöyle sağlam bir tören görebilmek için her şeye razıyız. / Seden Mestan

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Isınma turları: 93. Oscar Ödülleri

Oscar'a inanmayın, Oscar'sız kalmayın.

25 Nis 2021

Isınma turları: 93. Oscar Ödülleri

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR