
“…Çünkü el yazmalarında Aureliano Babilonia’nın şifreleri çözdüğü anda aynalar kentin rüzgarla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenemeyeceği yazıyordu. Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.” Yazdı son satırlarında Marquez anıları ve onların mahkumiyetinde özgürlük arayan insanların hikayelerini anlatırken. Bilen bilir Yüzyıllık Yalnızlık Gabriel Garcia Marquez’in en bilinen ve en keyifli kitaplarından biridir. Bir lanetin keskin kokusunu anılar ve hafızayla anlatır bize burada Gabo.
Belleğimizin tavan arasına kaldırdığımız anları (zamanları), tozdan arındırırken ve saniyeler kadar küçük zaman dilimlerinde onların tekrar renklenmesini beklerken bize kim olduğumuzu bir kez daha gösterir zaman. Gerçekliği silikleşmiş bir mekanı yararak gelen ve varlığımızı bir kez daha hatırlatan o hisler kilitlenmişliğimizin ya da özgürlüğümüzün yegane kırıntıları olarak belirir gözlerimizin önünde. Mekanlar, işte içinde bulunduğumuz o taştan, o topraktan, o camdan, o havadan inşa edilmiş kutucuklar anılarımızın güçlü ayaklarıdır. Zamanla ve yaşlandıkça daha da kırılganlaşan, beklemişliğin verdiği yıpranmalara boyun eğerek daha da yalnızlaşan ve her bir dakikada biraz daha unutan o kuvvetli ayaklar hafızamızda büyür bazen ve olmak istediğimize dönüşür anlamsızca (!)

Mekanı mimari açıdan algılamak onun sınırladıklarıyla mümkün olduğu gibi zihnimizin boşluk ve boyut algısının yanında, bize hissettirdikleriyle anlam bulur bana kalırsa. Yeri mekan yapan içinde bulunan nesneler bütünüyle ve o nesnelerin bizde bıraktığı izlerle kimlik bulur ve unutulmazlığın mahzenine sürüklenir bir süre sonra. Belki de tam aksini yaşatmak, üstünü toz zerreleriyle örterek hiç olmadığını kanıtlamak ister ya da -kim bilir- hareketlerimizi ve deneyimlerimizi sinsi bir düşünceyle yönlendirmek için girişir bu eyleme. Yaşanan ve biten her şey mekanın da etkisiyle yeniden canlanır hatıralarda.
Bir kitabı ya da filmi hatırlarken mesela, zihnimize kazıdığımız, artık bizimle olsalar da hiç bizim olmamış mekanlarla canlandırırız kendi anılarımızda birleştirdiğimiz hikayeleri. Çocukluğumuzu hatırlarken büyütür kocaman yaparız içinde bulunduğumuz mekanları ve o devasa odalarında koştururuz zihnimizin şimdi bize hiç de o kadar büyük gelmeyen mekanlarında. Bir yastık, dolabın içinden sarkan bir kazak, kırılmış bir vazo, daha önce hiç görmediğimiz bir dizayn ya da her neyse o gün gözümüzde canlanan; kendi boşluğunu alıp getirir ve doldurur anılarımızı. Sadece olay hatırlamayız, olayın hissettirdiğini hatırlarız anılarda. Ve bazı anılar vardır değişsin ya da peşimizi bıraksın isteriz. Kendimizle baş başayken, sadece hatırlamak için bile hatırladığımızda yüzümüzü ekşiten, sevimsiz şeyler… Bunun doğrusu ya da yanlışı var mıdır bilmiyorum, unutmalı mıyız bazı şeyleri yoksa hatırlamak için o mekanları olabildiğince canlı mı tutmalıyız zihnimizde?

Anılar kırgınlıklarımızı, mutluluklarımızı ve kızgınlıklarımızı hatırlatmak, belki de ders vermek amacıyla hareket ederler sanki? İçinde bulunduğumuz yaşın, zamanın ve nesnelerin kokusuyla renklenir belleğimizde unutulmazlığın kuyusuna doğru yol alırlar istemsiz. Bir anıt, bir gaz odası, bırakıp gitmeye sürüklendiğimiz bir yıkıntının arasında oluşan izlerdir o unutulmazlık denen şey. Herhangi bir duvarda gördüğümüz yıllanmış çerçeve izi o duvarın yaşadıklarıyla, o resmin hissettikleriyle birleşir ve alır götürür zihnimizi. Kendi adıma konuşursam bundandır belki de hafıza mekanlarına ilgimin yüksekliği.
Anı, hafıza ve mekan bağı bence bir bakıma, yaşamı deneyimlemiş ve bitirmiş, bununla yetinmeyip onu kendi asrına sığdıramamış ve anılarında bize sunmuş tüm sanatçıların, tasarımcıların, yazarların yani üreticilerin bıraktığı hediyelerdir.
Mekanı ya da cismi algılamak somut şekilde duyu organlarımızın bize sunduklarının da ötesindedir yani. Geçmişi ve geleceği kendi zihnimizin biriktirdikleriyle harmanlamak ve üretileni, ortaya çıkanı ya da sadece orada duranı yeniden tanımlamak aslında. Boşluğu anlamlandırmak gibi…
Hafta görüşmek dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



