Arkadaş ayrılığı neden birden içimize dert oldu?

Arkadaşlık ilişkisi, psikoloji biliminin kendi başının çaresine baktığı için ilgi görmeyen ortanca çocuğu gibi geldi bugüne. Öte yandan Covid-19 pandemisiyle başlayan uzaklık, bir yalnızlık pandemisine dönüştükçe konu da görmezden gelinemeyecek hâle geldi. Gelin biraz arkadaşlıktan bahsedelim. Bakarsınız, barışırız.
Arkadaş ayrılığı neden birden içimize dert oldu?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Çok alametler belirdi. Bu zamana kadar aşk ve aile ilişkileri arasında boyu kısa kalan, ailenin "kendi kendine yeten" çocuğu gibi takıldığı için üzerine pek düşünülmeyen arkadaşlık ilişkisi, nihayet hak ettiği ilgiyi çekiyor.

Haziran ayında New York Times zayıflayan arkadaşlık bağlarını güçlendirip mevcut ilişkileri derinleştirmek için beş günlük bir arkadaşlık egzersizi paylaştı. Liste bir arkadaşa mesaj atmakla başlıyor, o arkadaşlığı "başka bir saksıya dikmek", düzenli buluşmalarla ilişkileri "otomatik pilota almak", birlikte eski fotoğraflara bakmak ve birbirinize kırılgan taraflarınızı göstermekle devam ediyordu. 

Arkasından The Cut dergisi arkadaşlık üzerine bir yazı dizisi yayımladı. Ana teması "arkadaş ayrılığı" olan dosya, kopan arkadaşlık ilişkilerinden sonra dinlenebilecek şarkılardan arkadaşlığınızı birlikte iş yapmak, tatile çıkmak gibi zorlu durumlardan sağ çıkarmaya uzanan kapsamlı bir dosyaya dönüştü. İki yıl önce The Atlantic'te yayımlanan “Arkadaşlık Dosyaları” modern zamanların arkadaşlık ilişkilerini masaya yatırdı. Çok değil, 10 gün önce çıkan Washington Post makalesi ise yeni arkadaş edinmenin yollarına odaklandı.

Yalnızlık pandemisi

Arkadaş ayrılığının yıkıcılığına geleceğiz ancak sanki bundan önce sorulması gereken bir soru var: “Neden şimdi?” Arkadaş ayrılığı meselesinin ilişkiler hiyerarşisindeki önlenemeyen yükselişinin arkasında ne olabilir?

Covid-19 pandemisinin ardından tüm dünyayı ele geçiren yalnızlık pandemisi üzerine, giderek belirsizleşen ve kötüleşen ekonomi, gelecek kaygısı gibi dertlerin dermanının belki de uzun zamandır gözardı ettiğimiz arkadaşlık ilişkilerinde olduğunu anlamış olabilir miyiz? Arkadaşlığın varlığı saadetken, yokluğunun neredeyse hastalık benzeri semptomları olabileceğini de görmüş olabiliriz.

Niyet okumayı bırakırsak, arkadaşlarımızı kaybettik ve arkadaşlarımızı hep birlikte kaybedince içimize çöken efkarla yüzleşip, arkadaşlığın değerini mi anladık? 

Devir, arkadaşlığa hak ettiği itibarı geri verme devri. Gelin biraz arkadaşlıktan bahsedelim. Bakarsınız, barışırız.

Arkadaş ayrılığı bizi neden üzer? 

Arkadaşlık nedense ilişkilerin değer sıralamasında aileden, aşktan sonra gelir. Halbuki bence arkadaşlığın değeri tam da buradadır. Arkadaşlık, bir karardan çok bir tevafuktur. 

Dostluk ilişkisi kurarken insanların ve devletin önünde birbirinizi hastalıkta, sağlıkta, ölüm sizi ayırana dek bırakmayacağınıza dair bir söz vermezsiniz. Sürdürmek için toplum normlarına gerek duymayan, birini tanımak, sevmek, olduğu gibi kabul etmek için gönüllülük, emek, zaman, sabır isteyen, insanı yenilmez hissettiren bir ilişkidir bu.

  • Kelimelerin kökeni, bazı kavramları anlamak için yol açabiliyor. Arkadaş nispeten yeni bir sözcük olsa da Osmanlıca-Türkçe sözlükte arkadaş anlamına gelen çok fazla kelime var: Hemnefes, hemnişin (sıkı fıkı arkadaş) hempa (ayakdaş, kötülükte arkadaş), hemrahi (yol arkadaşlığı), hemraz (sıkı fıkı arkadaş) hemsaz, hemser, hemsohbet…

Arkadaşlardan ayrı düşmek zor, çünkü sosyal psikologların pek çok araştırmada doğruladığı üzere, arkadaşlar bizim güvende, güçlü hissetmemizi sağlıyorlar. Steven M. Southwick ile Dennis S. Charney, Psikolojik Dayanıklılık adlı kitaplarında şöyle diyor: 

“Yanımızda bizi destekleyen arkadaşlarımız olduğunda kendimize daha çok güvenme ve sorunlardan kaçınma yerine yapıcı çözümler bularak baş etme konusunda daha becerikli davranma eğilimi sergileriz.” 

Araştırmalar, sosyal ilişkilerin fiziksel ve zihinsel sağlığımızın yanında yaşam süremizi de etkilediğini söylüyor. Bu ilişkiler, beyin ve kalp sağlığımıza faydalarının yanında, stresle başa çıkmamıza da yardımcı oluyor. Sosyal ilişki eksikliği, günde 15 sigara içmekle aynı zararı veriyor. 

Arkadaşlık, evrimsel olarak insanın muhtaç olduğu güven duygusunun aileden çıkıp sosyal çevremize geçişi olarak da okunabiliyor. Bu bağlamda, Savaş Kılıç’ın Cogito’nun "Dostluk" sayısına yazdığı makalenin sonunda arkadaş, friend ve ami sözcüklerinin etimolojisinden yola çıkarak vardığı nokta, arkadaşlığın anlamını yeniden düşünmemi sağlamıştı: 

“Sonuç olarak, arkadaşlıkla ilgili kelimelerin üç dildeki serüvenine baktığımızda, bu sözcüklerin tarihi, güvenin aile içinden aile dışına çıkabilmesinin tarihidir. Bir manada yakın sosyal ilişkilerde feodalizmden modernliğe, cemaatten cemiyete geçişin tarihi.”

Geçen ay ünlü araştırma şirketi Gallup, 2024 Global Duygular Raporu'nu yayımladı. Raporun öne çıkan bulgularından biri, “Dünyada beş kişiden biri yalnız hissediyor” başlığıydı. Bir önceki yılın çıktısını merak ettim hâliyle. Geçen yıl “Dünyanın yaklaşık dörtte biri yalnız hissediyor” demişlerdi. 

Araştırma şirketi, yalnızlık sorusunu, pandemiden sonra 2022’de eklediğini söylerken yalnız hissettiğini söyleyenlerin yalnız hissetmediğini söyleyenlere göre yüzde 36 daha fazla üzüntü, yüzde 31 daha fazla endişe ve yüzde 30 daha fazla stres yaşama olasılığının da altını çiziyordu. Çok fazla yalnızlık hissedenlerin yüzde 43’ü aynı zamanda öfke, yüzde 46’sı fiziksel ağrı hissettiklerini de belirtmiş. Evet, yalnızlık ağrısı diye bir şey olduğunu söyleyebiliriz.  

Arkadaşlıklara ne oldu? 

Arkadaşlık üzerine teorilerin en bilinen isimlerinden biri "Dunbar Sayısı"yla ünlenen evrimsel antropolog Robert Dunbar. Dunbar, sosyal ilişkileri beşe ayırıyor ve insanın en yakın çevresinin 5, iyi arkadaşlarından oluşan çevresinin ise en fazla 15 kişiden oluşabileceğini söylüyor. Sosyal etkinliklerde görüşülen arkadaşların sayısını 50, tanıdıkları ise 150 kişiyle sınırlıyor. 

  • Dunbar, arkadaşlıkların sürdürülmesini zaman ve çabaya, aradaki fiziksel mesafeye ve evlilik, çocuk gibi büyük hayat değişimlerine bağlıyor.

Arkadaşlık pek çok değişkene bağlı, devinen bir ilişki türü. Evet, çocukluk arkadaşınızı çok özlersiniz ancak buluştuğunuzda konuşacak pek az şeyiniz olduğunu fark edersiniz. İnsanlar değişir. Toplumlar da öyle. Arkadaşlığı da bu yüzden içinde bulunduğumuz çağın normallerine göre değerlendirmek gerekiyor. 

Birbirlerini hiç görmeseler de mesajlaşarak arkadaşlığını sürdürmeyi başaranlar var örneğin. Hayat koşarak geçerken, öncelikler değişiyor. Kimisinin işi, kimisinin eşi, kimisinin çocuğu öncelik sıralamasında yukarı çıkıyor. Mesela biri “karşıda” oturuyor, biri yeni terfi etmiş oluyor. Hayat gerçekten de bizi durmadan koşmaya mecbur eden bir hızda akıyor. 

Öte yandan, hayatımızı fark ettiğimiz ya da etmediğimiz şekillerde kökünden değiştiren koca bir pandemi yaşadık. İnsanlar birbirlerinden korktular. Düşünsenize, bir yabancıya gülümsemek yerine maskesi yerli yerinde mi diye kontrol ettiğimiz günler oldu. Böyle bir güvensizliğin yaratabileceği hasarı fark etmedik. 

  • Hayatında bir üniversite arkadaşıyla avluda tanışıp derse girmekten vazgeçip şöyle bir yürümenin zevkini tadamamış öğrenciler okullardan mezun oldu. İnsanlar Zoom’da iş görüşmelerine girdi, doğum günleri kutladı, hiç görmedikleri işyerlerinden istifa etti.

İnsan, şartlara uyum sağlayabilen bir varlık. Lakin, kimilerine bu düzen (ya da kaos mu demeli) uymadı. Gelelim arkadaşlara. Yeni arkadaşlıklar kurmak bir yana, var olan arkadaşlıklara bıçak gibi saplandı uzak olmak. Dunbar haklı çıktı. 

Yine de bu ortamda anlamlı ilişkiler kurmak, sürdürmek imkansız değildi. WhatsApp’ı, FaceTime’ı, Zoom’u küçümsemek yerine bir iletişim aracı olarak benimseyenlerin sayısı hiç de az değildi. Geçen Nisan ayında yayımlanan ve arkadaşlık bağlarının çözülmesine odaklanan “Genç Yetişkinlerde Konuşulmayan Bir Kayıp: Arkadaşlığın Sönümlenmesi” adlı kalitatif araştırma, pandemide arkadaşlığın çevrimiçine adapte olduğunu gösteriyor. Bu araştırmanın bulgularından söz edeceğiz ancak yine araştırmanın kendisinde bakmamız gereken bir şey var.

Arkadaşlık ilişkisi ve beraberindeki duygusal durumlar, psikoloji biliminin kendi başının çaresine baktığı için ilgi görmeyen ortanca çocuğu gibi gelmiş bugüne. Halbuki araştırmanın yazarı Alyssa Shapiro’nun özellikle dikkat çektiği üzere, araştırmanın bulgularından biri, arkadaş ayrılığının bir tür travma acısına denk olması. 

  • Arkadaşlarından istemeden kopan insanlar, genellikle yıllar boyunca rüyalarında eski arkadaşlarını görüyorlar. Bir düşünün, sizi terk eden, acılar içinde kıvrandıran eski aşkınızı rüyanızda görmeyeli yıllar olmuşken lisedeki arkadaşınızın hangi şarkıyı sevdiğini hâlâ hatırlıyor olabilirsiniz.

Shapiro şöyle diyor:

“Kabul gören varsayımların aksine arkadaşlıklar, genç yetişkinler için hayati bağlanma figürleridir. Çalışmada, bazı genç yetişkinlerin arkadaşlık ilişkisinin sona ermesini bir kayıp, travma veya yasla benzer algıladığını görebiliyoruz. Katılımcılar, sık sık eski arkadaşlarının olduğu, tekrarlayan, travma sonrası stres bozukluğu kabuslarını anımsatan rüyalar gördüklerini belirtiyor.” 

Dahası, araştırmada birçok katılımcı, arkadaşlıklarının sona ermesini konuşmaktan rahatsızlık duyduklarını ifade etmiş. Bazıları ise hissettikleri rahatsızlığın, yaygın bir deneyim olmasına rağmen arkadaşlıkların sona ermesinin genellikle toplum tarafından gözardı edilmesi ya da küçümsenmesinden kaynaklandığını fark etmişler. Bir kısmı da bu konu hakkında ilk kez konuştuklarını itiraf etmiş. 

Farz etme!

Yaklaşık 40 yıldır arkadaşlıklar üzerine çalışan Winnipeg Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü Dr. Beverley Fehr, “Romantik bir ilişkide insanlar konuşup halletmeniz gerektiğini söyler,” diyor. “Peki ya arkadaşlıklar? Tam tersi. İnsanlar arkadaşlıklarda çatışmalardan kaçınıyor.” Bunun tehlikesi, siz arkadaşınızdan kaçarken, arkadaşınızın konu hakkında hiçbir fikrinin olmamasında yatıyor: “Arkadaşınız sadece sizin onlardan kaçındığınızı biliyor.” 

Fehr’in ne kadar haklı olduğunu, içinde kıymetli bir ders yattığını düşündüğüm kişisel bir anekdotla kanıtlamak isterim. Hayatımda en yakın arkadaşlarımla aramın aynı anda bozulduğu bir dönem var. O günleri düşündüğümde, bir tür sakatlık anısı gibi geliyor. Arkadaşıma ne kadar kızdığımı, yine o arkadaşıma anlatasım geliyordu. Arkadaşlarla ayrı düşmenin bence en zor kısmı bu. 

  • Sevgilinizden ayrıldığınızda arkadaşlarınız sizi teselli etmeye gelir, anneniz en sevdiğiniz yemeği yapar, birileri arayıp nasılsın der, terapiste gidersiniz, bir arkadaşınızla ayrıldığınızda bunu kendi içinizde yaşamak zorunda kalırsınız. 

O dönemde arkadaşlarımın bazılarıyla birbirimizi bir daha geri dönülmeyecek kadar kırmıştık. Sonra şanslı olmalıyım ki yeri geldi, bu düşmanlığı konuşma fırsatı bulduk. Fark ettiğimiz şey o kadar değerliydi ki, bugün hâlâ bütün ilişkilerim için bir kutup yıldızı: “Farz etme.” 

İnsan arkadaşını çok iyi tanıdığını, onun da kendisini çok iyi tanıdığını düşündüğü için, herhangi bir durumda, arkadaşının bunu bildiğini “farz ediyor.” Halbuki konuşmadığımız bir şeyi, hiç kimse bilemez. Arkadaşlığa en çok zarar veren şeyin, bu arkadaşımız adına karar verdiğimiz anlar olduğunu düşünüyorum. Buradan da emek ve çabaya gelmek istiyorum.  

Saksıdaki devetabanı kadar ihtimam göstersek? 

Arkadaşlıkları sürdürmek için çaba sarf etmek gerekiyor, doğru. Araştırmalar, insanların yakın bir arkadaşlık kurabilmek için birlikte yaklaşık 200 saat geçirmeleri gerektiğini öne sürüyor. Saat hesabı yapmaya gerek var mı emin değilim. Arkadaşlık insanın kendini tamamen açtığı, kendini daha iyi göstermek için yalan söylemediği, apaçık şeffaf bir ilişki türü. İçinde bir saadet saklayan, sevgi ve güven bağı ile birleştiren ve aslında açık konuşmak gerekirse yürütmesi hiç de kolay olmayan bir ilişki türü.

Kafka, arkadaşı Max Brod’a yazdığı mektuplardan birinde şöyle diyor: 

“Çünkü bir dostun ağzından çıkan söz üzerinde fazla durmamak çokluk dostluğun gereği sayılır.” 

Evet, arkadaşlık biraz da o insanı olduğu hâliyle, değiştirmeden sevmektir. 

Bir süredir sosyal medyada algıda seçicilikten biraz daha sık bir şekilde, yakın arkadaşıyla arasının bozulması hikayesini anlatan kullanıcılar var. Çok çok garip bir şekilde, bu paylaşımların ortak noktasında arkadaşlığı bir alma-verme dengesi içinde değerlendirdiklerini görmek mümkün. Sanki herkesin elinde bir muhasebe defteri var da, ben ona şu iyiliği yaptım diye kenara yazıyor. Çağın bireyselliği önceleyen havası arkadaşlıklara da yansıyor ister istemez. 

Arkadaşlığın bir saadet kaynağından ziyade, bir tür çıkar ilişkisine dönüştüğünü görmemek için kör olmak lazım. Arkadaşlarımız bizim çalışanımız değil, yaşam koçumuz değil. Bize bir şey borçlu değiller. Öyleymiş gibi davranmamak gerekiyor sanırım. Çünkü arkadaşlar varsa hayat ancak akıyor. Zorlaşmıyor. Eşitliğin, denkliğin olduğu, varsayımlara değil, diyaloglara yaslanan ilişkiler yaşıyor; yaşamıyorsa da kafanızda soru işareti bırakmıyor.

Dostluk üzerine en keskin, en çok ve ilk konuşanlardan biri Aristoteles. Ve Aristoteles’e bir günlüğüne dirilme hakkı versek muhtemelen “Ben ölmüşken iyiymişim” diyerek geri döneceği türden bir hava esiyor artık. "Dostluk sevgiyi almaktan çok vermektir" der çünkü Nikomakhos’a Etik’te. Sonrasında şunu da söyler: 

"Dostlar arasında adalete gerek yoktur.” 

Love bombing, ghosting ve nihayetinde kara toprak 

Ghosting tabirinin bir zamanlar “gece kulübünden sessizce ayrılmak” anlamına geldiğini hatırlayacak yaştayım. Sonrasında bu veda etmeden ortadan kaybolma işi, ilişkilere sirayet etti. Her ne kadar romantik ilişkiler etrafında konuşsak da, esas ortadan kaybolma arkadaşlıkta peyda oluyor.  

Arkadaş ayrılığının yıkıcılığının iki tarafı var: Daha baskın olan, sevgili ya da eş ayrılıklarından farklı olarak azalarak, solarak, bir kapının kapanmasının kesinliğinden ziyade, giderek karanlığa gömülerek bitmeleri.

Burada yeniden Shapiro’nun araştırmasına dönersek katılımcılar, ilişkilerin kopmasına yol açan çeşitli faktörlerin birlikte var olduğunu anlatıyor. Örneğin rekabet, kıskançlık, yargılama ve kültürel farklılıklardan kaynaklanan uyumsuzluklara, yine “muhasebe defteri” yani karşılıklılığın eksikliği eşlik ediyor. Tüm bu faktörleri de pandeminin berraklaştırdığını söylüyorlar. Esas dertleri herkesin derdi: Neden olduğunu anlamamaları. Birçok genç yetişkin arkadaşlık dağılmalarını yaşarken şaşkınlık içinde kalıyor ve bir kapanış arzusu duyuyor.  

Evet, bazen de kopuş gereklidir. Elbette yollar ayrılıyor. Benim sözüm, yollar ayrıldıktan sonra kalbinde ince bir sızı kalan, Sezen Aksu’nun “Bir selam verince bir selâ verilince, ağlarım arkadaş şarkısını duyunca” şarkısında içlenenlere. Belki de, sessiz sedasız giderek eski arkadaşımıza ömürlük kabuslar armağan etmişizdir, bir düşünmeli sanki… 

Biraz havamızı dağıtalım, gülmek yalnızların da hakkıdır. Cicero, Dostluk Üzerine konuşmalarında arkadaşlığın bitişi hakkında şöyle diyor: 

“Huylarda ve arzularda bir değişiklik olursa ya da araya devlet meseleleriyle ilgili bir uzlaşmazlık girerse sadece dostluğun bozulmamasına değil, aynı zamanda arada düşmanlık varmış gibi bir görüntünün oluşmamasına da dikkat etmeli. Zira birlikte dostça ömür geçirdiğin biriyle kavgaya tutuşmaktan daha utanç verici bir şey yoktur. Bu nedenle öncelikle dostlarımızla aramızın açılmamasına özen gösterelim, ancak böyle bir olay olursa da dostluğun zorla sonlandırılmadığı, aksine azalarak bittiği görüntüsü verilmeli.” 

Olaysız dağılalım, ghosting’i Cicero icat etmiş.  

Arkadaşlığın doğasındaki özgürlük 

Arkadaşlık doğası gereği gönüllülük esasına dayanır. Sandra M. Lynch, Dostluk Üzerine kitabında şöyle yazıyor: 

“Peki ama günümüzde dostluğu nasıl kavrıyoruz? Bu noktada etimolojinin faydası dokunabilir. İngilizce ‘friend’ [dost] sözcüğü eski İngilizcede özgür anlamına gelen ‘freon' ve sevgi anlamına gelen ‘freo'dan; ayrıca ikisi de temelinde sevgi anlamına gelen Eski Tötonik ‘frijojan' ile Flamanca ‘vriend'den türemiştir. Dostluk duygusal bir bağdır: Dost, derin duygular beslediğimiz kişidir. Dostluk gönüllü bir ilişkidir: Özgürce kurulur ve yine özgürce bitirilir. Seçim unsuru dostluk için çok önemlidir; zorla dost olamayız.”  

Tamiri mümkün kalbinin

Araştırmalar, küçük çabaların tavsayan arkadaşlıkların gelişmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor. 2022’de yapılan bir çalışma, arkadaşlara küçücük, gelişigüzel bir mesaj atmanın bile anlam ifade ettiğini hatırlatıyor.   

Biriyle dalga geçmek için “Hiç arkadaşı yok mu acaba” deriz hani. Çünkü arkadaşınız sizi, bir hata yaptığınızda korkusuzca eleştirebilir. Aynı etimolojik kökleri gibi içinde konuşma özgürlüğü vardır. Arkadaşlarımız, alelade insanlar değiller. Arkadaşlarımız olmasaydı olmazdık. Bu yüzden de bir saksıdaki çiçeğe bile üzülüp çare bulmaya çalışıyorsak biten arkadaşlıkların ardından da yas tutmak yerine kırılan dalları onarmaya çalışabiliriz. 

Bütün bu "Aramıza mesafe girdi, sessizlik oldu, hiçbirimiz adım atmadık" bahanelerine yine Cicero’nun ağzından cevap verelim: 

“Dostluğun birçok ve büyük faydası vardır, ancak içlerinden biri diğer hepsinden daha üstündür: Dostluk geleceğe dair bir umut ışığı yakar, ruhun zayıflamasına ve kendini kaybetmesine engel olur. Zira gerçek dostuna bakan, adeta kendisinin bir benzerine bakar. Bu yüzden yanımızda olmayan dostlar bile yanımızdadır.” 

Arkadaşlarımız bizim daha uzun yaşamamızın aracı değil. En başta söylediğimi yineleyerek, arkadaşlığın büyüsü ilahi kesişiminde. Montaigne’in dediği gibi “O, o olduğu için; ben de ben olduğum için” kadar basit olmasında. 

Arkadaşlığın içinde saadet var. Anlaşmanın, susmanın, paylaşmanın ve gerisini düşünmemenin saadeti. Nejat Alp bile piyanist arkadaşı Ozan’la barışmışken, biz de başarabiliriz.


*Görsel: The Atlantic

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Sinem Dönmez

Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta