Aşağı yukarı her şey değişti, yalnız kantolar değişmedi!

Tiyatroda sigara içmeyin karışmam, 102’lik olursunuz!

Nerede o Manakyan Tiyatrosu’nun beli piştovlu, başı silindirli kont ve baron bozmaları-Üsküdar’a gider iken aldı da…-Osman? Efendim!

Mehmet Selahattin, 26 Aralık 1931

Sinemacılık en son ilerleme aşamasına vardı. Beyazperde üstünde yüksek sanat harikaları seyrediyoruz. Tiyatro deseniz o da öyle. Bundan kırk sene evvelki salaşlarda eli piştovlu, başı silindir şapkalı, ayağı pantoflalı kont ve baron bozmaları, sahnede anlamadığımız, anlasak da hoşlanmadığımız bir lisanla saatlerce söylev verirdi. Şimdi iyi kötü bir şehir tiyatromuz var, birkaç tane aktörümüz ara sıra az kusurlu piyesler temsil edebiliyorlar. Yani tiyatro ve sinemadan yana Garp’a azıcık benzer tarafımız yok değil. Hiç olmazsa aktörler o aktörler değil, sahne o eski sahne değil ve nihayet piyesler o eski piyesler değil. Yalnız değişmeyen bir şey var: Kanto…

Şehzadebaşı’nın o canım, evet o caaanım kantoları ve o caaanım kantocu kızları değişmedi. Sahnede yine o göğüs titretmeler, o telli pullu elbiseler içinde gerdan kırmalar. Elde şemsiye, bir asır evvelki “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur” tekerlemesiyle arz-ı endam edişler filan hep yerli yerinde. Seneler sefahat ve eğlence hayatımızda kuvvetli değişiklikler yaptığı halde nedense kantolarımızı değiştirmedi.

Geçen akşam ismi lazım değil, bir yerde bulundum. Burası hem tiyatro hem sinema hem varyete. Fazla olarak incesaz da var. Varyete bizde en çok bayağılaşan ve manası kalmayan Frenkçe kelimelerden biridir. Galiba çeşit, tenevvü demek olacak. Fakat hangi tenevvü bu? Mesela işte saz benizli, zayıf bir kadın. Bir davul gümbürtüsü arasında sahneye çıktı. Soğuk soğuk bir şeyler söylemeye başladı. Anlayan yoksa da alkışlayan var. Derken kadın bir “Osman” şarkısı tutturdu. Her “Osman” deyişinde salonda yüz ses birden cevap veriyor:

“Efffendim…”

“Osman!”

“Buyur elmasım.”

Tiyatroda (!) meğerse ne kadar çok “Osman” varmış.

Aynı kadın tekrar ve tekrar sahnede göründü. Gelsin alkış, gelsin voyvo. Neyse varyete bitti incesaz başladı. Kemanlar gıcırdadı, kanunlar tıkırdadı, utlar zımbırdadı ve oldukça güzel sesli bir hanım nihavent makamından bir şarkı tutturdu. Şarkı fena değil amma dinlemek mümkün olmuyor ki; kimi öksürüyor, kimi aksırıyor, kimi gülüyor, kimi konuşuyor.

Ara sıra gün görmemiş bir ses hazır bulunanları sükûta davet ediyor:

“Susun be ölüsü kandilliler!”

Alacağı cevap malum: Okkalı bir voyvo…

Dört perdelik komedinin bilmem kaçıncı perde arasında idi. İki polis ahaliyi yararak sıraların birine doğru ilerlediler. Biraz sonra sarı kasketli bir genci ortalarına alarak adeta sürüklercesine dışarı çıkardılar. Herkes merakla;

“Ne yapmış acaba?”

Birisi sordu:

“Kim bu götürdükleri?”

Öteki omuzlarını silkerek cevap verdi:

“102’liklerden.”

Tabir tuhafıma gitti doğrusu: 102’lik. Bu da ne demek acaba? Bizim bildiğimiz bir “150’likler” var. Onlar da vatana ihanet ettikleri için çok şükür hudutlarımızın dışında.

Çok geçmeden merakımı hallettim. 102’lik, tiyatro ve sinemalarda cigara içmek gafletinde bulunanlara verilen bir isimmiş meğerse. Çünkü belediyenin emrine aykırı cigara içenlerden tam 100 kuruş ceza alıyorlar. 2 kuruş pul parasını buna ilave edince tamam 102 kuruş ediyor.

Aman dikkat edin: 102’likler arasında bulunmak hiç hoş bir şey değil.


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

“Kanto söylemezsem azamıyorum!” #10

Kanto, 102'lik olmak, Bir şarkının hikayesi, Huysuz Virjin

21 Ara 2021

https://www.5harfliler.com/kantonun-serencami-osmanlidan-bugune-kantodan-drag-kulturune/

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR