Aşırı siyaset ile siyasetsizleşme arasında kaybolan seçimler


Mercedes-Benz ’den yepyeni bir satın alma deneyimi Mercedes-Benz benimsediği müşteri odaklı yeni satış anlayışıyla müşterisine yepyeni bir adımla yaklaşıyor. Nedir? Showroom’ların Mercedes-Benz’i temsil etmeye devam edeceği yeni satış modelinde müşteriler ve Mercedes-Benz arasınd a daha kolay, hızlı ve kesintisiz bir iletişim sağlanması amaçlanıyor. Böylece hem fiziksel hem çevrimiçi ortamda kusursuz bir müşteri deneyimi vadediliyor. Neden önemli? Ürünlerle ilgili detaylı fiyat ve satış bilgilerini direkt olarak Mercedes-Benz’in belirlemesine ve faturaların Mercedes-Benz tarafından düzenlenmesine olanak sağlayan yeni satış modeli, Mercedes-Benz ve müşteriler arasındaki temas noktalarını artırarak daha şeffaf bir alışveriş deneyimi sunuyor. Online konfigüratör ve test sürüşü rezervasyonları gibi uygulamalarla da müşteriler Mercedes-Benz deneyimine yaklaştırılırken tüm lokasyonlarda şeffaf ve tek fiyat politikasıyla fiyat karşılaştırma süreci de ortadan kaldırılıyor. Araç stok durumunun Türkiye genelinde güncel bir biçimde takip edilebileceği yeni modelde sipariş süreçleri ister showroom’larda ister Mercedes-Benz Online Store’da başlatılabiliyor. Detaylı bilgi almak ve yepyeni bir satın alma deneyimi tecrübe ederek yeni bir Mercedes-Benz sahibi olmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Seçim değerlendirmesine geçmeden önce şu notu düşmekte fayda var: Seçim henüz bitmiş değil. İkinci turda dengeler değişebilir. Muhalefet adına işler zor; ama hâlâ az da olsa umut var.
İlk turda Erdoğan’a oy veren seçmenlerin bir kesiminin içinin rahat olmadığını biliyoruz. Bu kesim belki yükselen duygu ikliminden ve Erdoğan’ın yumuşama işaretlerinden ya da hastalığıyla kırılganlaşan, diğerleri karşısında yalnızlaşan görüntülerinden etkilenerek, vefa ve merhamet duygularının karışımı ile ona son bir omuz verme motivasyonuna girdi.
Öte yandan sonuçlar bir omuz vermekten çok daha büyük bir destek ortaya çıkardı. Meclisteki bariz üstünlük, Cumhurbaşkanlığı seçimindeki fark "bu kadarı da biraz fazla oldu" duygusuna yol açabilir. Eğer vicdani yüküne rağmen onu destekleyen seçmen bu abartılı destekten rahatsız olduysa bu sefer sandığa gitmeyebilir ve "ben borcumu ödedim" diyebilir. Aradaki seçmenler için de "tepkimi gösterdim ve bu fazla oldu" duygusu oluşabilir. Tabi muhalif seçmenin de düşen modundan çıkması ve son ihtimali zorlayacak bir motivasyona yükselmesi diğer bir koşul.
Bunları kenara koyarak ilk tur sonuçlarını değerlendirebiliriz.
14 Mayıs bir referandum seçimi mahiyetinde idi. Bunu Erdoğan’a yakın seçmenler daha fazla hissettiler, rahatsızdılar ama "bu seçim o seçim değil" diyen taraf oldular. Belki de son bir kez desteklerini verdiler. Muhalif taraf ise önce "kazandık" rehavetine girdi, "her koşulda alırız" dedi. Daha çok kendine seslendi, yankılarla da yükseldi. Bir yandan da kendi içindeki gerilimlere enerji harcadı, işbirliğini beceremedi.
Tarafları çoğunluğun arzularına mecbur bırakan bir sistem var. Üstelik hem Cumhurbaşkanlığının hem de meclisin bir tarafta olması, tüm muhalif siyaseti etkisizleştiriyor. Bunu geçen dönem deneyimledik. Meclis bir sivil toplum kuruluşuna döndü. Belki kürsüden yapılan konuşmalar, etkileyici söylevler, iktidara karşı şovlar muhalif kesimlerin bir kısmını yine heyecanlandıracak. Bunlar bir realite-şov programı gibi izlenecek, ancak bu aktiviteler toplumun büyük çoğunluğunu etkilemiyor.
Daha önemlisi karar alma mekanizması açısından, eğer iki güç de bir tarafta ise, mecliste olmanın kendisi değersizleşiyor. Bunu öngörerek Cumhur İttifakı’nın mecliste çoğunluğu almasını engellemek muhalefetin en önemli hedefi olmalıydı. Ancak olamadı.
Neredeyse bir yıldır, "bu seçimi her türlü kazanıyoruz" duygusu rehavete neden oldu. Örneğin yerel seçimlerde muhalefet seçimi kazanmak için her türlü işbirliğini zorlamış, gerektiğinde bağrına taş basabilmiş, muhalefet lehine oluşan rüzgarın rehavetine de kapılmamıştı. 2018’deki seçimlerde dahi sadece 8 parti seçime girmişti. Bu seçimde 36 parti kuraya katıldı, son viraj pazarlıklarına rağmen 24 parti pusulada yer aldı. Bu fark iktidardan pay alma duygusunun işbirliği duygusunun önüne geçtiğinin önemli bir işareti.
Örneğin yerel seçimlerde Belediye Başkanlığı esas seçim, il meclisi ise tali seçim olarak algılanır. Başkanlıkta bir kişi seçileceği için önde olan adayı destekleyen ama o adayın siyasetine ya da partisine mesafeli olanlar il meclisinde farklı oy kullanabilir ya da boş oy atabilirler.
Benzer şekilde bu seçimlerde de Cumhurbaşkanlığı seçimleri esas seçim, meclis ise seçmenlerin kendini gerçekleştirme hissini daha fazla hissettiği alana dönüştü. Kuşkusuz bunun sorumlusu olan seçmenler değil, partiler. Bu konuları zamanında ve hak ettiği önemde çözümlemediler, siyasi pazarlıkları, seçmen beklentilerinin önüne geçirdiler ve hem kendileri kazanıyoruz duygusuna kapıldılar hem de seçmenleri bu havadan çıkaramadılar.
Öte yandan çoğunluk siyasetinin önemli bir açmazı var. %50+1 mecburiyeti toplumun çoğunluğunu kapsamayı şart koşuyor. Erdoğan eski gücünde olmasa da çoğunluğa daha sahici geliyor. Muhalefet ise siyasetsiz patikalarda kayboluyor.
Kampanyada duygu siyaseti öne çıktı. Toplumun buna ihtiyacı olduğu bir gerçek, iyi de geldi, ama tek başına etkili olmadı. Çünkü sorunların çokluğu, çözüm siyasetinin eksikliği, her kesime ve pozisyona eşit mesafede kalışlar, başka bir deyişle pozisyonsuzluk karşılık bulmadı. Siyasi hegemonyayı, siyasi iletişimle tesis etme çabası sonuç getirmedi.
İki kutupluluğun kaçınılmaz olduğu bu sistemde iktidar hep daha avantajlı oldu. İki nedenle. Birincisi toplumun hegemonik çoğunluğu iktidara daha yakın. İkincisi de daha kolay işbirlikleri ile devlet olanaklarından da faydalanarak çoğunluğu memnun edecek hamlelerde bulunabiliyor.
Çoğunluğu ikna etmede iktidar, avantajlarını gayet etkin değerlendirdi, dezavantajlarını da elimine etmeyi becerdi. İktidarın elindeki güç ve aygıtlar iktidara büyük bir avantaj sağlıyor. İktidarın yıpranmışlığı ve sorunların sorumlusu olması da dezavantajı.
Avantajlarını sonuna kadar ve adil rekabeti önemsemeden kullandı. Dezavantajını ise muhalefetin dezavantajı hâline getirmeyi başardı. Seçmen birikmiş sorunları iktidarın bir zayıflığı olarak görse de bu sorunlardan kurutuluş işaretlerini muhalefette göremedi.
Muhalefetin bu sistemde kazanabilmesi için ise iki yol var. Birincisi işbirlikleri ve kapsayıcılık. Son üç seçimdir bunu deniyor ve başaramıyor. Hem işbirlikleri etkili olamıyor hem de kapsayıcılık sağlanamıyor. Zira iki koşul da muhalefeti siyasetsizliğe zorluyor.
Kapsam alanına girmesi gereken önemli bir çeşitlilik var. İktidar da bu çeşitlilikte fay hatlarına tuzaklar kurunca, bu tuzaklarda muhalefet kayboluyor. Çareyi denge kurmakta, sorunların aslından uzak durmakta ya da herkesi memnun etmeye çalışmakta görüyor. Seçmen ise sahici olmayan kapsayıcılıklara karşılık vermiyor.
Örneğin milliyetçi seçmenler bu yıl başından beri en hareketli seçmen grubunu oluşturdu. Beklentilerine karşılık aradılar. Ne geçiştirmeler ne de milliyetçilik yarışı onları ikna etmedi. Adressiz kalınca da son çareyi en bildikleri adres olan evlerine dönmekte gördüler. Üstelik de milliyetçilik yükselen bir değer olmuş oldu.
Muhalefet için daha zor olan seçim kazanmanın ikinci yolu ise toplumun dönüşümü. Zamanın ruhu zaten buna neden oluyor. Yeni seçmenlerdeki farklılık bunun göstergesi. Ama doğal akışla bu ne kadar sürer belirsiz.
Dönüşüm isteniyorsa yol siyasetsizlik değil, meselelere siyaset üretmekten geçiyor. Ancak burada kastım, gündelik hayatta karşılığı olmayan, tanımlı bir etik-romantik duruş ve sert iktidar karşıtlığı şovları değil. Mümkün olan değişimleri hesap eden, sorunlar karşısında hâkim söylemleri etkisizleştirecek yeni çerçevelendirmeler geliştiren hegemonik olmayı hedefleyen bir siyaset, bir anlam da reel-siyaset gerekiyor.
Bu seçim şunu bir kere daha gösterdi ki toplum, apolitik değil ve siyasetsizlik istemiyor.
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünyanın en eski İbranice İncil'i açık artırmaya çıktı. 19. Akbank Film Festivali'nin ödülleri sahiplerini buldu. Global Bartender of the Year yarışmasının arka planına odaklanan Spirit isimli belgesel yayınlandı.
20 May 2023

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




