Aşk İşsizlerin Kârı Derler, Doğrudur!

Bunun misali Sultanahmet’te, park denilen yerde dolaşanlar arasında daha iyi göze çarpıyor. Yarım pabuçlu fakat bıyıkları dolgun aşıkların haddi hesabı yok!

Mehmet Selahattin, 3 Kasım 1928

Bilmem buraya bir park denilebilir mi? Fakat herkes, bütün İstanbul ona bu ismi vermiş: Sultanahmet Parkı! Kapısında sakız leblebisi ile kavrulmuş fındık ve sevda bademi, gizli köşelerinde bir gecelik sevdanın bizzat kendisi satılan bu zemini kum döşeli, çiçeksiz ve ağaçsız meydan gece ortalık karardıktan sonra bir sürü kadın ve erkekle doluyor. Çeşmenin önünde müsamahakâr bir göz gibi yarı kıpışık bakan lamba, karanlık köşelerde el ele ve diz dize oturanların ancak gölgelerini ifşa edebiliyor. Aşk işsizlerin kârıdır derler sahiden öyle.

Ayaklarının serseri alışkanlığına uyarak her akşam bu sıraların üstünde oturmaya gelenlerin içinde işinin başından dönmüş olmalarına ihtimal verilebilecek kimse yok. Tramvayların mola verdiği yerin kaldırımında aşağı yukarı dolaşanları görüyor musunuz? Bunlar parkın gediklileridir.

İşte bir tanesi: Yarım pabuçluk fakat tam tertip, Hohenzollern bıyıklı bir adam… Deminden beri gelene geçene kesik kesik öksürüyor. Dikkat ederseniz yakası yağlı ceketinin dış cebinde kırmızı bir mendil görürsünüz. Bu mendil oraya beyhude yere konulmamıştır. İşte vazifesi anlaşıldı. Eğri topukları üstünde sakat bir kuş gibi seke seke yürüyen, henüz yeldirme giyinmiş, mini mini bir yosma ile kolayca anlaşmalarına bu mendil aracılık etti. Yanına çağırıyor. Nazlanmadan geldi. O da avucunun kıvrımlarında kırmızı bir mendil saklıyor. Ve hiçbir kelime söylemeden birisi Hohenzollern bıyıklarını bükerek, öteki ikide bir düşen çoraplarını eliyle düzelterek yangın yerlerine doğru büküldüler. Arada bir satıcıların sesi biz de varız demek ister gibi manalı manalı duyuluyor:

“Fındıkçı da var, canımın içi de var!”
“Küçük hanım bizden al! Güzellere bedava veriyoruz!”

Bu esnada sıralar arasından sık sık geçmek nezaketsizliğinde bulunmayınız. Çiftleri rahatsız edersiniz. Nitekim bunlardan birisi, yüzü karanlığa dönük, yanındaki dişi ile mırıl mırıl konuşurken beni gördü ve canı sıkıldığını gösterir bir hareket yaptı. Bununla birlikte daha pişkinleri hiç aldırmıyorlar. Sanki dört duvar arasındalar. Nitekim “Aşık etrafını duvar sanır.” derler ama bu kadarı da fazla! Bu arada dikkat ediyorum yaşlı bir kadın şeytana parmak ısırtacak bir düzenbazlıkla yanındaki tazeye mütemadiyen karşısındaki erkeği göstererek konuşmaya teşvik ediyor:

- Yürü gidelim kız! İş senin bildiğin gibi değil.
Öteki sivri burnunu uzatıp inat ediyordu:
- Gitmem ben! Melahat’in dostu o! Sonra kadın ne yapar bana?
- Nah sana kalın kafalı! Melahat’i bırakalı hani oldu o.

Aralarında bu gizli fısıltılı devam ederken karşı sıradaki erkek de heyecandan adeta yerinde oturamaz gibi hareketle bakıp bakıp yılışıyor. Nihayet kalktı kadınların tarafına doğru yürüyor. Acuzede tasvipkâr, memnun baş işaretleri, yanındaki genç kadında sahte bir utanma. Sanki görücüye ilk defa çıkan bir genç kız! Erkek cüzdanın bulunduğu cebi hafifçe yoklayarak sokuluyor ve anlaşma bu vasıta ile daha seri oluyor.

Üç dört delikanlı -kol kola, galiba biraz da sarhoştular- rast geldikleri kadına yan yan bakarak, gözlerine kestirdiklerine söz atarak, dirsek vurarak dolaşıyorlar.

İleride daha başka bir grup endişe içinde;
- Hatice gelmedi!
- Bırak şunu! Dün gece yine madik attı bana! O sarı yılan yok mu, o yanındaki şirret kız! Bir yakalarsam ben bilirim yapacağımı!
Ve bir kol kıvrışma, seri bir bakışma, sonra solur gibi sesler:
- Karıya bak be! Vay anam vay!
- Evvela o karı değil dört katlı apartman!
- Fena mı? Bölük bölük kiralarız!

Gülüşmeler, fingirdeşmeler arasında satılık kadınlar geçiyor. Çeşmenin önünde uzun boylu karışık suratlı bir herifle çocuklu bir kadın arasında zorlu bir kavga oldu. Kadın şirretlikte erkekten baskın çıktı.
- Sana ne oluyor? Keyfim nereye isterse oraya giderim. Çocuk taşırım, çocuksuz gezerim. O benim bileceğim iş! Çekil git başımdan şimdi yangın var diye bağırırım!
Erkek arkasını dönüp yürüdü, ileride rast geldiği arkadaşına anlatıyor:
- Alır kucağına bir çocuk çıkar alışverişe. Aklı sıra aile kadını sanacaklar da piyasası yükselecek! Bir şey değil, çocuk tanıdık! Bilen bilmeyen ne der? Bırak çocuğu yerine dedim, deli gibi üstüme saldırdı. Azgın karı!

İki sarhoş yıkıla yıkıla geçtiler. Birisinde fikir sabit olmuş:
- “Anam Beyoğlu! Gidelim Beyoğlu’na, yürü Beyoğlu’na!” deyip duruyor.
Öteki daha temkinli görünmek istiyor.
- Vakit geçti. Unkapanı neresi Beyoğlu neresi?
Öteki fitil gibi, aldırmıyor.
- Geç o masalları sen! Anam Beyoğlu, daha piyasa yeni başladı be!
- Piyasayı bırak da gel şuradan seninle sirkeli birer paça yiyelim.
- İstemem!
- İşkembe çorbası?
- İstemem! Ben Marika’yı isterim!
Birisi kumların üstüne yıkıldı. Öteki katılacak gibi geliyor.
- Kalk, hişş! Sana söylüyorum! Şimdi polisler gelir de sarhoş diye götürürler.
Birden gözleri açıldı.
- Biz sarhoş muyuz be?
- Değiliz ama öyle sanırlar.
- Daha yüz dirhem rakı getirseler anam avradım olsun ibret-i alem için ayakta çekmezsem!
Kolundan sürükleyerek arkadaşını kaldırdı.
- Yürü gidelim!
- Beyoğlu’na mı?
- Yok cehenneme!

Olay böyle. Onları cennete veya cehenneme, herhalde dünyadan başka bir yere götürecek en kısa yol olduğuna şüphe yoktur!

Gece yarısından sonra parktan (!) çıkarken bir gecelik meçhul dostlarını aramaya gelmiş, boyunları sargılı, sesleri kısık bir takım hastane kaçkını kadınlar daha yeni yeni düşmeye başlamışlardı.


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Kimi düşünce ve ifadelerine katılmasak da anlam ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara değerini vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Millet Bahçesinden Aşk Bahçesine… #4

3 Kasım 1928, Sultanahmet Parkı'nda, millet bahçesindeyiz. Gündüzleri, isminin millet bahçesi olmasıyla ilgili siyasi tartışmaları dinleyip çöken karanlıkla birlikte genç aşıkların arasındaki fısıltılara kulak kabartacağız.

09 Kas 2021

Sultanahmet Parkı

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR