Aşkın 14 Şubat’tan haberi var mı?

14 Şubat demode mi, hiç olmadığı kadar doğru yerde mi? Aşk, illa ki kırmızı güllere ve fiyonklu kutulara mı benzemeli? Farları simli, ruju kırmızı mıdır? Aşk, şu kapıdan içeri girse elinde, yüzünde bunlar mı olurdu? Aşk, takvime alınır mı? Alınırsa bu aşk sayılır mı?
Aşkın 14 Şubat’tan haberi var mı?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Bugün, sınıfın en güzel ama en antipatik bulunan kişisi gibi bir gün. Sevenin de sevmeyenin de haklı nedenleri var. Beğeneni, çekemeyeni, sorgulayanı var. "Aşkı kutlamayı takvimlerinize kaydedin" minvalinde bir cümle fısıldadığı için, 14 Şubat, benzer günlerde yaşanmayan bir rahatsızlık yaratıyor, zaten açık ara "en çok ticari amaç güdülen" özel gün olarak adının çıktığını kendisi de biliyor. 

Ama her sene geliyor, sevenleri daha çok sevmeye, yalnızları belki kendilerine üzülmeye, arada derede ilişki sürdürenleri ise bir karar vermeye zorluyor. Kimini güldürürken kimini vurup vurup duvara atıyor. Hatta çoğumuzu, üstüne gidilince inadına tersini yapmak gibi bir direnç hâline sürüklüyor. 

Çünkü henüz Ocak ortasında başlıyor hediye fikirleri listeleri, romantik hafta sonu kaçamağı e-mailleri, "Sevgilin var mı?" soruları. Varsa "Ne alacaksın peki?" diye devam eden daral diyalogları. Kutlayan kadar kutlamayanın da üstüne bu kadar gittiği için herkesi canından bezdiren bir yanı var. Çünkü 14 Şubat, bir performans arenasına dönüşüyor. Diğer özel günlerde yaşanmayan bir rekabeti aşılıyor gibi duruyor. 

Dünyanın en güçlü duygusunu tek güne sığdırmak

Belirtmeliyim: Bu bir anti-aşk yazısı değil. Neticede herkes, sevmek ve sevilmeyi arıyor. İnkar edilecek yanı yok. Ama, sevgi ve aşk, kimsenin akışını, yoğunlaşıp seyrelişini tam olarak çözemediği, uğruna sanat eserleri yapılan, varlığıyla da yokluğuyla da aynı yeri kaplayan yegane duygular olduğu için, bu muğlak hâli tek bir güne sabitleme fikri sanırım çoğumuzun içine sinmiyor. 

Sayamayacağımız kadar çok özel gün var. İlk akla gelenler, Anneler Günü ve Babalar Günü. Mesela onlarda da hediye alınıyor ama üstlerine bu "saçmalık, çok ticari bir gün" etiketi 14 Şubat gibi basılmadı hiç. Çünkü yer ve gök, tüm restoranlar ve barlar, konserler ve sokaklar bu iki gün için şekillenmiyor. Sevgililer Günü’nde ise her yerde gözümüze giren kırmızı gül, kalpli çikolata, simli far, restoran özel programları, otel paketleri derken meydanı tamamen ona bırakmamızı talep eden bir istila ile karşılaşıyoruz. Görmezden gelmek mümkün olamıyor. 

Şekilcilik ile suçlayanlara haksız demek zor. Çünkü çiçek almak, yemek rezervasyonları yaptırmak kolayken uzun süreli bir ilişki içinde kalmak için kendimiz üzerinde çalışmak, sevilen kişiyi desteklerken kendimizi geliştirmek gibi mevzuları çok daha nadir görüyoruz. Herkes yaralı bereli. Situationship’ler, ghosting’ler havalarda uçuşuyor. Hâl böyleyken, yani zor olanı yapan bu kadar az insan varken kolay olan şov kısmının bu denli övülüp öne çıkarılması belki de kolektif bilincimize artık inandırıcı gelmiyor. 

Düşünün: Sevgililer Günü sadece 2022’de, İngiltere’de kendine 1 milyar poundluk bir ticari alan açmış. Bu, inanılmaz bir rakam. Diğer özel günlerin ekonomide yarattığı hareket, 14 Şubat’ın yanından bile geçemiyor.  

Geleneksel romantizm çoktan öldü

Bir de şu var: Her şey zamana direnecek kadar güçlü olmayabilir. 2025’te, Sevgililer Günü’nü demode bulan çok insan da var. Çünkü çok şükür ki sevginin kapsamı nihayet genişledi. Valentine, "sevgili" anlamına gelse de sevgisi ile hayatımızı yumuşatıp yaşanılır hâle getiren herkesin bir kutlamayı hak ettiği sonunda anlaşıldı. En başta da kendimizle sulh olup, kendimizi onurlandırabileceğimiz gerçeği… En az son on senedir kafamıza işlenen "özsevgi" kavramı böylece somut bir karşılık bulmuş oldu.  

Z ve Milenyum kuşakları, tam da bu çizgiyi kavrayıp 14 Şubat’tan aslında anlamamız gerekenleri güncelledi. Zamana direnebilecekse 14 Şubat, işte bu sayede olacak. İstanbul da dahil, pek çok metropolde bu gece bekarlar için partiler düzenlenmesi, arkadaşların biraraya gelerek birbirlerine sevgilerini kutladıkları davetler hazırlaması bu yüzden. Çünkü o payetler, pullar, seksi iç çamaşırları, erotik erkek parfümleri, mum ışığında yemekler, ille de sevgili ile katılım isteyen etkinlikler, çoğumuzda eskisi gibi çalışmıyor. Kutlanmasına yine kutlanıyor. Ama artık perspektif çok daha geniş. 

Bekar kalmanın bir tercih de olabileceği anlaşıldığından beri işler çok daha akla yatkın bir hâl almış gibi görünüyor. Ayrıca artık aşkı bambaşka yerlerde bulabilen ve bunu ifade edebilen bir kalabalık da var. Monogamiden yana olan-olmayanlar, uzak mesafe ilişkisi yaşayanlar, birini unutmak için yaşanan pansuman ilişkiler, evliliği sıkışmış olanlar, birbirlerine iletişimde olumsuz şartlanmış ve ağzıyla kuş tutsa gıcık olacak çiftler, ayrılamayanlar, henüz ayrılmış olanlar, kutlasam bir türlü kutlamasam öbür türlü hâlindekiler... Yani o mumlar ve güller günümüzün ilişki tarifelerinde artık çalışmıyor. 

"Stabil, sabit ve sağlıklı bir ilişki kaçımız için mümkün de bir de üstüne kutlaması kalıyor?" sorusu, çok geçerli bir yerden soruluyor. 

Kıskananlar çatlıyor mu? 

Bugünden haz etmeyen çoğu kişinin, hemen yalnız olduğu var sayılıyor. Bugünü çok sevenler, sevmeyenlerin 14 Şubat’a tepeden baktığını düşünüyor. Mutlaka bunun da geçerli olduğu durumlar vardır. Ancak sırf özel günlerde yalnız olmamak için içine sinmeyen ilişkiler içinde olmaktansa tek başına olmayı seçen çok sayıda insan olduğu da aşikar. Bir sevgilisi/eşi olsa dahi, 14 Şubat’tan rahatsız olanların varlığı kadar...

Son olarak, 14 Şubat’a duyulan antipatinin erkekler ayağını da ekleyeyim: Bugün erkekler tarafından kadınlara özel ve kadınların kutlandığı bir gün olarak görülüyor. Kadın özeniyor da, adam ona uyum sağlıyor gibi bir algı var. Oysa sevgililik, iki taraflı değil miydi? Onlar da diyor ki: 

"O zaman, bizim alet-edavat sevdamız, bisiklet tutkumuz, araba merakımız, mesela golf veya motosiklet severliğimiz de aynı derecede reklama ve indirime uygun görülsün." 

Düşününce yanlış değil. Gerçekten de Sevgililer Günü, hep kadınların sevme ihtimali olan hediyelere ve duygusal ihtiyaçlara yöneliyor. Şahsen, hiç erkek hobisine dair bir indirim görmedim. Parfüm gördüm, gömlek gördüm, ama erkek hobilerine dair pek az cazibeli reklama rastladım. Oysa makyaj, iç çamaşırı, tırnak bakımı gibi konularda nice listeye maruz kaldım. Erkekler de haklı. 14 Şubat’ın kadınların hoş edildiği bir gün gibi görünmesi çok düşündürücü. Çünkü günün sonunda, sevgi karşılıklı. Ya da öyle olmalı. 

Sadece sevmek mi gerek? 

Sonuç olarak kadın/erkek, genç/yaşlı, bağlanan/bağımsız, hemen herkes için bugün bir partner ile aynı denklik içinde olmak çok zor. Sevgililiğin temelinde olması gereken "karşılıklılık" kavramı, ne 14 Şubat kutlamalarında görülüyor ne de ilişkilerde. Alma-verme dengesinin, pek az ilişkide sağlıklı bir dengede olduğu gerçeğini konuşuyoruz aslında. 

14 Şubat’a denk gelen ilişkilerin bitme oranının da tam bu tarihlerde yükselmesi rastlantı değil. Çünkü bir şeyleri kanıtlama gayretine girmek de bir şeylerin kanıtlanması beklentisine girmek huzursuz edici. "Kaş yapayım derken göz çıkarmak" atasözü tam da buraya düşüyor.

Belki şunda birleşebiliriz: Bırakın sevgiyi, herhangi bir duyguyu, doğru yerden ve en derinden hissedebilmenin mucize sayıldığı bu çağda, içimizden geçen en güzel duygu her ne ise ona sarılalım, onun yanına sığınalım. Ve mümkün olduğunca sevelim, her şeye rağmen. Bunun için bir tarih beklemeden. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Işık Cansu Canayak

Editör ve yazar. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Uluslararasi İlişkiler okudu, Portekiz'deki Erasmus döneminin ardından New York'ta Radyo & TV yüksek lisansını tamamladı. Vogue Türkiye, Cumhuriyet, Sözcü, Vatan, Harper's Bazaar, Cosmopolitan, Maison Française, Hospitality Design gibi yayınlara uzun yıllar editörlük, yazarlık ve röportajlar yaptı. Ardından New York'a tekrar taşındı ve şimdilerde yine oraya geri dönmeye hazırlanıyor. Hayvanları, müziği, kelimeleri, denizi ve seyahat etmeyi her şeyden çok seviyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta