Ateşten duvar: Almanya'da seçimler ve kutuplaşma

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Almanya artık eski Almanya değil. Üstelik eskiden tıkır tıkır işleyen meşhur Alman düzeninin bozulmaya başlaması yeni bir durum da değil. Son on yılda, trenler düzenli olarak geç kalıyor, yollar harap durumda. Doktorların büyük bir kısmı yeni hasta kabul etmiyor, sağlık sektöründe eleman eksikliği var. Sadece yüksek eğitimli elemanlar değil, restoranlar da garson bulamadığı için kapanıyor. Kiralar inanılmaz pahalı, devletin verdiği emeklilik maaşı, yaşlılık yoksulluğunu önlemekte yetersiz kalıyor.
- Bunlar Alman halkının ortak problemleri. Ancak bunların dışında bir konu daha var ki Alman toplumunu adeta ikiye ayırıyor: Göç.
Son haftalarda üst üste yaşanan ve göçmenlerin üstlendiği bıçaklı saldırılar, vatandaşların güvenlik hissini de sarsmış durumda. Öte yandan Almanya'nın göçe ihtiyacı hiç olmadığı kadar yüksek ve tabii savaştan kaçan göçmenlerin de Almanya gibi bir demokrasiye sığınmaya hakları var.
Hafta sonu yapılan erken seçimin sonuçları bu tablonun siyasi boyutlarını da gözler önüne serdi: Almanya'da artık inanılmaz bir kutuplaşma var. Aşırı sağ parti AfD, oylarını ikiye katladı ve %20,8 oy oranıyla Almanya'nın ikinci büyük siyasi gücü oldu. Ve şaşırtıcı bir şekilde Die Linke, %8,77 oy alarak parlamentoda 64 sandalye kazandı.
Koalisyon partilerinin tamamı büyük oranda oy kaybetti. Halk, koalisyonu Kasım ayında ekonomi politikalarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle dağıldığı için cezalandırdı. Sosyal Demokrat Parti (SPD), %16,41 oy oranıyla son 138 yılın en kötü genel seçim sonucunu aldı. Liberal Parti, %5 barajının altında kalarak parlamentoya giremedi. Yeşiller ise son seçimlerde %14,7 olan oy oranını %11,61’e düşürdü.
Kazananlar Die Linke (%8,77), CDU/CSU (%28,52) ve AfD (%20,8) olsa da aslında kazanan yok. CDU/CSU hâlâ bir koalisyon ortağı arayışında çünkü tek başına parlamentodaki koltuk çoğunluğunu elde edemedi.
AfD, ateşten duvarın ardında
AfD, her ne kadar CDU/CSU'ya el uzatsa da, bu elin tutulmayacağını da çok iyi biliyor. Çünkü Alman siyasi partilerinin "Brandmauer" (ateş duvarı) olarak adlandırdığı siyasi çizgiye göre hiçbir Alman partisi, AfD ile koalisyon kurmayacak. Bu metafor, demokratik olarak meşru kabul edilen siyasi pozisyonlar ile aşırılıkçı ideolojiler arasındaki sınırı temsil ediyor—yani ırkçı ve otoriter ideolojilere karşı kurulmuş bir duvar.
Die Linke'nin başarısının sırrı, tam da burada saklı. Çünkü yeni Şansölye Friedrich Merz, birkaç hafta önce AfD oylarıyla bir ilke imza atmaya çalıştı: Göçü kısıtlamak için AfD’nin desteğiyle parlamentoda bir yasa geçirmeye kalkıştı, ancak başaramadı. Sol kesim, bu girişimi "Brandmauer'i yıkmak" olarak değerlendirdi. Ancak benzer siyasi görüşler arasında işbirliği kurmak ile AfD gibi kısmen aşırı sağcı bir partiyle koalisyon kurmak ve onların ırkçı söylemlerini ve düşüncelerini meşrulaştırmak arasında büyük bir fark var. CDU/CSU bu çizgiyi korumaya devam ediyor.
- Öte yandan SPD ve Yeşiller’deki solcular, AfD’ye ve faşizme karşı tek gerçek çağrının Die Linke olduğunu düşünüyor ve seçim sonuçları da bunu gösteriyor. Ancak Sol Parti ile bir hükümet kurulmayacağı için parlamento AfD ile Sol arasında sert tartışmalara sahne olacak gibi.
Friedrich Merz, seçim öncesi Münih’te seçmenlerine "Links ist vorbei" yani "Sol bitti" dese de Sol, hükümette olmasa bile artık onun tam karşısında.
Bu koşullarda Türkiye'den bildiğimiz siyasi gerilimler ve kutuplaşma, artık Almanya’ya da taşınmış gibi görünüyor. Ancak bu kutuplaşma, demokrasiyi savunanlar ile demokrasiyi araç olarak görenler arasında değil. Almanya’daki Sol, hiçbir şekilde muhafazakar siyaseti kabul etmiyor. CDU/CSU’nun her sağ politikası, özellikle göçle ilgili olanlar, AfD’ye yakın olmakla suçlanıyor ve bu da AfD'nin kazançlı çıktığı düşüncesini pekiştiriyor.
Friedrich Merz’in tek koalisyon şansı SPD gibi görünüyor. Ancak SPD ve Yeşiller’deki solcular ve tabii ki Die Linke’dekiler, asla Friedrich Merz’i başbakan olarak tanımayacaklar. Onlar için Merz, Alice Weidel ve Trump gibi otoriter liderlerle aynı çizgide.
Sol, son yıllarda halk içindeki ırkçı söylemleri sert bir şekilde eleştiriyor ama sadece bununla sınırlı kalmıyor: "Nerelisin?" sorusundan başlayarak göçle ilgili herhangi bir kısıtlamayı ya da 2015 sonrası artan terör, tecavüz ve şiddet olaylarının göçmenlerle ilişkilendirilmesini faşist ve ırkçı bir söylem olarak görüyor; bu söylemleri dile getirenleri ise "Nazi" veya "ırkçı" olarak etiketleyebiliyor. Bu durum da AfD seçmenine, Almanya’da göç başta olmak üzere bazı konuların tabu hâline getirildiğini düşündüyor.
- "Das darf ich doch noch sagen" ("Bunu da söyleyebilirim herhalde") gibi ifadelerle, sadece göçle ilgili sorunları dile getirmenin bile ırkçılıkla eşdeğer görüldüğünü hissettiklerini paylaşıyorlar. Onlara göre, "Sol-Yeşil" yönetimi altında otoriter bir toplumda yaşıyor ve ne düşüneceklerinin dikte edildiğinden şikayet ediyorlar.
Yani AfD seçmeni otoriter bir sistemde yaşadıklarını düşünürken sol seçmen de AfD’nin iktidara gelmesiyle faşizmin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.
AfD’nin yükselişi
Son haftalarda Almanya'da birçok bıçaklı saldırı yaşandı. Magdeburg Noel Pazarı’ndan sonra Aschaffenburg’da bir göçmen, iki yaşındaki Fas asıllı bir çocuğu bıçakladı ve bir yetişkini öldürdü. Çocuk, anaokulu grubuyla parkta gezerken, saldırgan onları gözetleyip saldırmıştı. Bunun üzerine sol gruplar hemen "sağa karşı" bir yürüyüş organize etti. Çünkü en büyük korkuları, bu olayın sağcıların politikalarını güçlendirmek için kullanılacak olmasıydı. Ancak seçimler, bu tip olayların sol tarafından da siyasi amaçlarla kullanıldığı algısının ne kadar yaygın olduğunu ve benzer yürüyüşlerin AfD’ye seçmen kazandırdığını da açığa çıkardı.
AfD, elbette bu olaylarla oyunu artırdı. Rus gazına geri dönmek istemeleri, Ukrayna’ya silah göndermeye karşı olmaları, onları sadece Rusya için "iyi bir dost" yapmıyor. Elon Musk da Die Welt gazetesine verdiği demeçte açıkça AfD’yi destekledi. Münih Güvenlik Konferansı için Almanya’ya gelen ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise SPD'li Şansölye Olaf Scholz ile AfD Başkanı Alice Weidel ile görüştü.
AfD’yi asıl tehlikeli yapan şey, demokrasiyi sadece sandık olarak görmeleri, ifade özgürlüğünü sadece kendi düşünceleri için savunmaları. AfD seçmeninin çoğunluğu ırkçı ve faşist değil. En büyük öfkeleri, eski Şansölye Angela Merkel’e yönelik; onun bir sağ siyasetçi olarak, göç ve enerji konularında sol politikaları benimsediğini düşünüyorlar. AfD, onlar için bu tıkanmış siyasal yaşantıda bir "alternatif" anlamına geliyor.
- AfD’nin başkanı Alice Weidel’in Hitler için "O bir komünistti" demesini veya Thüringen parlamentosunun milletvekilli ve eski öğretmen Björn Höcke'nin Holokost Anıtı için "Bu bir utanç anıtıdır" gibi ifadeler kullanmasını duymazlıktan gelmeleri, sadece korku değil, büyük partilere duydukları öfke dolayısıyla da kör olmalarıyla açıklanabilir.
Seçim gecesinde CSU’lu Dorothee Bär, WELT televizyonunun tartışma programında AfD’li Tino Chrupalla’nın "Biz aşırı sağcı değiliz, önemli olan Anayasayı Koruma Dairesi’nin (Verfassungsschutz) söyledikleri değil, halkın ne dediğidir" sözlerine doğrudan yanıt vererek şunları söyledi:
"Tabii ki siz kısmen aşırı sağcısınız ve burada oturup Anayasayı Koruma Dairesi'ni (Verfassungsschutz) bir kenara bırakıp konuşmanız, ne kadar tehlikeli olduğunuzu gösteriyor. Bizim CDU/CSU olarak görevimiz, iyi bir politikayla ve Friedrich Merz'in başbakanlığıyla sizi tamamen önemsiz hâle getirmek için her şeyi yapmak."
Sol, Merz ve CDU/CSU'ya karşı olsa da, CDU/CSU demokratik bir parti olarak, sadece siyasi görüşlerini gerçeğe dökmekle yükümlü değil, aynı zamanda demokrasiyi korumakla da görevli. Ve şimdilik demokrasiye verdikleri sözden geri dönmediler. Sol'un da muhalefet olarak görevi, hem hükümetin adımlarını denetlemek hem de gerektiğinde AfD’ye karşı desteklemek. Ancak bu şekilde Almanya’nın liberal demokrasisi; ırkçı, popülist ve otoriter politikalara karşı kendini koruyabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Çiğdem Toprak
Serbest gazeteci. Frankfurt ve İstanbul'da yaşıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




