Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Çiğdem Toprak
Serbest gazeteci. Frankfurt ve İstanbul'da yaşıyor.
62. Münih Güvenlik Konferansı'nda yalnızca Batı’nın iç ve dış stratejik belirsizliği değil, siyasi ilginin yön değiştirmesi de görünür hâle geldi: Konferans salonlarında ittifaklar, caydırıcılık ve askerî kapasite tartışılırken, dışarıda toplumsal hareketler kendi özgürlük ve gelecek anlayışlarını dile getiriyordu. Güvenlik Konferansı böylece jeopolitik düzenin artık yalnızca hükümetler tarafından değil, kamuoyu beklentileri, sürgün toplulukları ve siyasi hareketler tarafından da şekillendirildiği bir dünyanın aynasına dönüştü.

15 Şubat'a kadar yerinde takip edeceğimiz 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026) Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in açılış konuşmasıyla başladı. Konferansın ilk gününde ortaya konan temel soru açıktı: Eski güvenlik dengelerinin zayıfladığı bir dünyada Avrupa nasıl bir rol üstlenecek? Bundan sonra ise ABD heyetlerinin vereceği cevaplar merakla bekleniyor.

13-15 Şubat tarihleri arasında Almanya'nın Münih kentinde düzenlenecek 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026) 60'ın üzerinde devlet ve hükümet başkanının katılımıyla başlıyor. Yerinde takip ettiğimiz konferansın jeopolitik gerilimlerin tırmandığı, transatlantik ittifakın geleceğine dair soru işaretlerinin büyüdüğü bir dönemde dünyanın güvenlikle ilgili gündeminde belirleyici olması bekleniyor.

Bir zamanlar Türk dizileri Ortadoğu bölgesi için özgürlük ve eşitliğin hayal mekanıydı. Arap Baharı döneminde özellikle kadın izleyiciler için romantizmin ve kaçışın alanına dönüşmüştü. Bugün ise aynı dizilerde bu kez adalet aranıyor; diziler birer güvenli alan hâline geliyor. Bu durum, Türkiye’nin bugünkü ruh hâlini de dramatik biçimde ortaya koyuyor.

Almanya'da Şansölye Friedrich Merz’in başlattığı “şehir manzarası” tartışması, Almanya’daki daha derin bir sorunu görünür hâle getirdi. Her ne kadar göçün estetik bir sorunmuş gibi ele alınması yetersiz bir çerçeve sunsa da sol siyasetin göç konusunda uzun süredir devam ettirdiği temkinli sessizliğin sağ popülizmi güçlendirdiği, bunun bedelini ise yine göçmenlerin ödediği de konuşulması gereken bir sorun.

İlk bakışta TikTok’taki anlamsız bir kavga gibi görünse de “Almancı kızlar” ile “TC kızlar” arasındaki tartışma, sosyal medya üzerinden başlayan bir atışmanın ötesinde, on yıllardır süren kültürel, siyasal ve toplumsal gerginliğin de dijital tezahürü oldu. Tartışma, göçmenlerin 60 yıl önce Almanya’ya gittiklerinden bu yana taşıdığı görünmez yükün, kolektif yalnızlığın ve karşılıklı anlaşılamama hissinin de bir simgesi olarak okunabilir.

Hafta sonu Almanya'da yapılan erken seçimin sonuçları, bir süredir hoşnutsuzluk ve güvensizlik sarmalında yaşayan Almanya'nın inanılmaz bir kutuplaşma ortamına gireceğinin de işaretlerini verdi. Her ne kadar şimdilik siyasi partiler oylarını yükselten AfD'ye karşı "ateş duvarı"nı korusa da partinin yükselişine zemin hazırlayan sorunlar varlığını sürdürüyor.



