Avrupa için bir kabus: Rusya-Ukrayna savaşı senaryoları

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Geçenlerde katıldığım bir konferansta İtalya’nın eski ekonomi bakanlarından Giulio Tremonti, 16. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasında dünya sisteminin yönünün değişmesi üzerinden paralellikler kurdu. O dönemde Avrupa dünyası çok köklü değişikliklerden geçiyordu. Bugün de Batı’nın uzun süredir hâkimi olduğu dünya düzeni köklü bir şekilde değişiyor. Güç, hem ekonomik hem stratejik olarak Asya’ya doğru kayıyor, dünyanın yeni merkezi Pasifik Okyanusu kıyılarında şekilleniyor. 16. yüzyılda Avrupa’nın ekseninin Akdeniz’den Atlas Okyanusu'na kaymasına yol açan olay Amerikaların keşfiydi. Şimdi ise bir başka eski kıta olan Asya yeniden yükseliyor. ABD’nin gelecek dönemde de önemli bir aktör olmasını sağlayan özelliği ise eşanlı olarak hem Atlas Okyanusu hem de Pasifik Okyanusu bağlantılarına sahip olması.
Tremonti’ye göre değişimin hızı, bu değişimin etkilerinin çok daha yaygın ve derin sarsıntılar şeklinde yaşanmasına yol açıyordu. Geçmişte bir yüzyılın tamamına yayılan değişiklikler, bugünün dijital dünyasında anında etkisini gösteriyordu. “Küreselleşme ütopyasının başından sonuna kadar geçen süre sadece otuz yıldı.” Ortak payda ise savaşlar ve ekonomik krizler de dahil olmak üzere hemen her şeyin Batı hegemonyasını sarsmayı hedeflemesiydi.
Savaş, Atlantik İttifakı ve Avrupa güvenliği
Tarihte örnekleri görüldüğü gibi bu denli derin güç kayması dönemlerinde kimlerin öne çıkacağını belirleyen unsur savaş olur. Bugünün dünyasında yalnızca devletler arası savaşlar yaşanmıyor. İçsavaşlar, devlet dışı örgütlerin başlattıkları çatışmalar da dünyanın pek çok yerinde istikrarı bozup, yerleşik zayıf yönetimleri zora sokuyor. Özellikle Afrika’da pek çok ülke, iç düzenini tümden kaybetme tehdidiyle karşı karşıya. Bugünkü yaygınlaşmış savaş ortamının şaşırtıcı bir yönü varsa o da çok yakın zamana kadar bir daha savaş alanına dönüşmeyeceğine inanılan Avrupa’nın belki de kısa vadede en ciddi sonuçları yaratacak hayli acımasız bir savaşın sahnesi olmasıydı.
Bu nedenle, dünyaya hâkim olan çoklu kriz ortamında, giderek yaşlanan Avrupa ülkelerinin seçkinlerinin dikkatlerini çevirdikleri en önemli iki konu birbirileriyle de bağlantılı olan Ukrayna savaşının gidişatı ve ABD’de yapılacak başkanlık seçimleriydi. Genel beklenti Amerikan seçimlerinin Atlantikötesi ilişkilerin geleceği hakkında yaşamsal öneme sahip olmasıydı.
Donald Trump’ın seçimleri kazanması hâlinde ittifakın çok ciddi bir krize gireceğine, ABD’nin NATO’daki varlığı sürse de Avrupa güvenliğine geçmişte olduğu kadar kaynak ayırmayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu da aslında uyarıldıkları hâlde yıllardır savunma harcamaları konusunda hiçbir şey yapmayan Avrupalı ülkelerin kendilerini ciddi bir açmazda bulmalarına yol açıyor. Amerikan Kongresi’nin Aralık ayında geçirdiği kanun, hiçbir Başkan’ın tek başına ülkeyi NATO’dan çıkaramayacağını söylese de bu bile yüreklere su serpmiyor. Üstelik Fransa, Almanya, Britanya, İtalya’da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre bu ülkelerde kamuoyu AB’nin bir ordusu olmasına sıcak bakmıyor. En revaçta olan ama gene de yüzde 50’nin altında kalan tercih NATO içinde bir AB ordusunun şekillendirilmesi.
Ukrayna savaşı
Kıtada savaş sürerken ve Ukrayna’ya karşı savaşını bir "medeniyet kavgası" diye tanımlayan Rusya Devlet Başkanı Putin tehlikeli ve niyetleri karanlık bir hasım olarak Avrupa'nın güvenliğini tehdit ederken Avrupalılar, yani AB, hazırlıksız durumdalar. Bu nedenle AB ile Birleşik Krallık arasında güvenlik konularında bir yakınlaşmanın ve işbirliğinin başlaması gerektiğini söyleyenler çok. Bu tartışmanın elbette Türkiye’yi ilgilendiren bir tarafı da var. Economist gibi genelde Türkiye’yi iyi takip eden ve önemseyen bir dergi dahi Avrupa güvenliği söz konusu olduğunda AB’nin Birleşik Krallık kadar Türkiye’nin de katkılarına ihtiyaç duyacağını gündeme getirmiyor. Halbuki, örneğin Odessa kentinin düşmesi hâlinde, Ukrayna çok ağır bir yara alır ve Avrupa güvenliği bundan etkilenirken, Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarlarının da ciddi bir darbe alacağına kuşku yok.
Savaşa ABD ve Avrupa kamuoylarının verdiği desteğin gevşediğine şüphe yok. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı yenerek Kiev’de kendisine bağlı bir rejim kurmasının da Avrupa güvenliği açısından kabus sayılacak bir sonuç yaratacağına da şüphe yok. Son zamanlarda çıkan haberlerde Rusya ekonomisinin yaptırımlardan ne kadar az etkilendiği, savaş ekonomisine geçişin ekonominin büyümesinde ciddi bir rol oynadığı, hatta Amerikalı iktisatçı James Galbraith’e göre yaptırımların Rus ekonomisinin yerlileşmesine katkıda bulunduğuna dair önermeler var. Her ne kadar teknoloji ve finansman konularında uzun vadede Rusya’nın zarar göreceği tahmin ediliyorsa da yaptırımların son iki senede beklenen sonucu vermediği de aşikar.
2024 yılında iki tarafın da sahadaki durumu fazla değiştirmesinin beklenmediği savaşın bundan sonraki safhaları pek çok unsura bağlı. Öncelikle kaygılanılması gereken nükleer silahların kullanılması meselesinde Rusya’nın bu silahları depolardan çıkarmaması. Ancak ürkütücülüğü artırmak için bu konuyu giderek daha fazla gündeme getiriyorlar. Böyle bir söylemin hedeflerinden birisi de Ukrayna’ya verilen destek konusunda Batı kamuoyunu mümkün olduğunca bölmek.
Bu savaşın sonucuna yönelik birkaç senaryodan bahsetmek mümkün. Ukrayna açısından en kötü iki sonuç bugünkü “yıpratma savaşı”ndan yenik çıkmaları veya Trump’ın iktidara gelmesiyle Amerikan desteğinin tamamen kesilmesi ve Rusya’nın savaşın başındaki hedefine ulaşarak Kiev’de rejim değişikliğini gerçekleştirmesi. Üçüncü bir sonuç, Rus işgali altındaki topraklarını bırakması ve böylece bir ateşkese veya barışa gitmesi hâlinde Ukrayna’nın Batı güvenlik havzasına dahil edilmesi. Bunun ille NATO üyeliği olması da gerekmiyor, ki o konuda zaten hayli çekingen bir tavır başta ABD, NATO üyelerinde hâkim.
Bu türden, Rusya’nın savaşı kazanmış olduğu senaryolarda Rusya, eski Sovyet coğrafyasına ait ülkeler üzerinde de etkisini artırmaya çalışabilir veya NATO’nun 5. maddesinin ne ölçüde geçerli olduğunu sınamaya kalkabilir. Hele Trump Başkan seçilirse...
Ukrayna’nın özellikle Kırım’a çok zarar vermesi durumunda Rusya’nın müzakereye oturması ihtimalinde ise, savaş bir şekilde Kiev lehine sonuçlansa da intikam almak isteyecek bir Rusya, Avrupa açısından bir süre sonra yeniden tehdit oluşturabilecektir. Rus toplumu tarafından yenilgi diye değerlendirilecek bir sonucun, bugün gücünün zirvesinde gözüken Putin rejimine nasıl bir hasar vereceği ya da hasar verip veremeyeceği ise ancak olayların akışı içinde anlaşılacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Ay başından beri isyanlarla çalkalanan Haiti'de Başbakan Ariel Henry, istifasını sundu. Portekiz'de aşırı sağ, sandıkta zafer kazandı. Gazze'de Ramazan ayında başlaması beklenen ateşkes için anlaşama sağlanamadı.
12 Mar 2024

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.

Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin 41 sayfalık parti programının ekonomi bölümünde, Özel’in meydanlarda sıklıkla kullandığı “Bu kara düzeni değiştireceğiz” ifadesi tekrar tekrar yer bulurken, ekonomi politikalarının temelinin “kalkınmacı devlet” üzerine kurulduğu görüldü. Yeni Parti programında planlı kalkınma, bağımsız Merkez Bankası, vergi reformu, sosyal adalet, Hazine garantili projeler, enflasyonla mücadele ve kamuda israf gibi konuları merkezine alıyor.






