Avrupa'nın yeni trendi: Kuran yakma

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz gün gerçekleşen G20 Liderler Zirvesi'ndeki konuşmasında, Avrupa'da son dönemde yapılan Kuran yakma eylemlerine ilişkin konuştu. "Tek dünya, tek aile ve tek gelecek" idealine en büyük zararı tıpkı bir veba gibi yayılan İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığının verdiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Demokrasi ve insan hakları savunuculuğu yapan ülkelerin çoğu bu barbarlık karşısında maalesef üç maymunu oynamaktır. Polis koruması altında Kur'an-ı Kerim yakılması fikir özgürlüğü değil, çok açık bir provokasyondur, nefret suçudur. Hiç kimse bizden buna sessiz ve tepkisiz kalmamızı bekleyemez. İnsanlığın ortak geleceği adına İslam düşmanlığının yükseldiği tüm ülkelerin, bu konuda artık daha kararlı politikalar izlemesi gerektiğine inanıyorum. Mevzuatla ilgili bir açık varsa giderilmelidir. Kanun gerekiyorsa süratle yapılmalıdır. Uluslararası camianın sorumlu bir üyesi olarak, 'Dost acı söyler' prensibinden hareketle hakikatleri tüm açıklığıyla söylemeyi görev biliyoruz. Bununla birlikte başta Birleşmiş Milletler olmak üzere üyesi bulunduğumuz platformlarda bu konuyu gündeme getiriyoruz. Gerek İnsan Hakları Konseyinin gerekse Genel Kurulun, Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırılarla ilgili kararları bu minvalde önemlidir."
Neler oluyor?
Avrupa'da Kuran yakma eylemleri zaman zaman farklı ülkelerde İslam karşıtı gruplar tarafından gerçekleştiriliyor; ancak son dönemde birçok ülkede farklı gruplar tarafından bu eylem gerçekleştirilmeye başladı.
Her şey, Nisan 2022'de İsveç'te başladı. İsveç'te Kuran yakan ve yeniden yakmayı planlayan aşırı sağcı bir grubun mitingleri ve onlara yönelik protestolar nedeniyle 4 gün süren gerginlik uluslararası boyuta ulaştı. Eylemin arkasında aşırı sağcı görüşleriyle bilinen Danimarka-İsveç vatandaşı Rasmus Paludan bulunuyordu. Paludan, daha önce Danimarka'da ırkçılık da dahil birçok suçtan 2020'de bir ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Aşırı sağcı Sıkı Yön Partisi (Stram Kurs) lideri de olan Rasmus Paludan, daha sonra bu yılın Ocak ayında, Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yaktı. Kuran yakılmasına uluslararası tepkiler yükselirken asıl tepki, İsveç hükümetine yönelik gerçekleşti; çünkü Paludan eylemi gerçekleştirmek için izin almıştı.
Türkiye başta olmak üzere Müslüman nüfusunun yoğunlukta olduğu birçok ülke, Kuran yakma eylemini bir "nefret suçu" olarak adlandırdı. İsveç'in Kuran yakılmasına ve gösteri düzenlenmesine izin vermesi ise bir krizi tetikledi.
İsveç'teki eylemin ardından aşırı sağcı Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar Hareketi (Pegida) lideri Edwin Wagensveld, Paludan'a destek amacıyla Hollanda'nın Lahey kentinde parlamento binası önünde gösteri düzenledi. Wagensveld burada Kuran yakacakken eylemi güvenlik güçleri tarafından engellendi. Kuran'ı yakması hâlinde gözaltına alınacağı söylenen Wagensveld bunun üzerine kitabın sayfalarını yırtıp yere attı. Wagensveld, Kur'an'ın sayfalarını yırtarken, "Burada sadece ifade özgürlüğü söz konusu. Bunun Hollanda'da mümkün olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Norveç'in Oslo kentinde de geçtiğimiz yıl aşırı sağcı bir grup Mortensrud Camisi önünde Kur'an-ı Kerim yaktı.
İsveç'te de eylemler devam etti. Kurban Bayramı’nın ilk günü başkent Stockholm'de bir caminin önünde Kur’an-ı Kerim yakıldı. Irak uyruklu 37 yaşındaki sığınmacı Salvan Momika aldığı izin sonrası Kuran'-ı Kerim sayfalarını yırtarak ayakkabılarını sildikten sonra ateşe verdi.
Almanya'da da Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine (DİTİB) bağlı olan Mimar Sinan Camisi'nin önüne Kur'an-ı Kerim yakılarak atıldı.
Ağustos ayında Lahey'deki Türkiye Büyükelçiliği ve Stockholm'deki İran Büyükelçiliği yakınlarında Kuran yırtma ve yakma eylemleri yapıldı. Stockholm'de yangın söndürme tüpü kullanan bir kadın gözaltına alındı.
Geçtiğimiz hafta ise İsveç'te bir göstericinin Kuran yakmasının ardından ülkenin üçüncü büyük şehri Malmö'nün göçmenlerin yoğunlukta olduğu bir mahallesinde olaylar çıktı. Polis, 'şiddet içerikli' olarak tanımladığı olaylarda kendilerine taş atıldığını ve onlarca aracın yanı sıra bir yer altı garajının ateşe verildiğini açıkladı. Olaylarda en az 12 kişi gözaltına alındı.
Danimarka, Belçika, Birleşik Krallık gibi ülkelerde de bu eylemler gerçekleştirilmeye çalışılıyor; ancak ülkelerdeki yönetimler bu eylemlerin gerçekleşmesini engelliyor.
Örneğin Kuran yakma eylemlerine artan tepkilerin ardından harekete geçen Danimarka hükümeti bir yasa tasarısı hazırladı. Meclise sunulacak tasarıyla dini nesnelere yönelik uygunsuz davranışlar yasaklanacak.
Birleşik Krallık ve Belçika ise ülkede Kuran yakma eylemi gerçekleştirmek isteyen kişilerin ülkeye giriş izinlerini iptal etti.
Peki tüm bu önlemler alınabilecekken İsveç, Hollanda ve Almanya gibi ülkelerde eylemler devam edebiliyor? Çünkü Kuran yakmanın bir ifade özgürlüğü olduğu değerlendiriliyor.
Özgürlük mü yoksa suç mu?
Avrupa ülkelerinde yükselen bir İslam karşıtlığı trendi hâline gelen Kuran yakma eylemleri bu gösterilerin bir ifade özgürlüğü mü yoksa nefret suçu mu olduğu tartışmasını gündeme getirdi.
"Bu bir hata değil, özellik"
The Conversation'da yazan Stockholm Üniversitesi Medeni Hukuk Profesörü Marten Schultz, konuyu İsveç'teki eylem üzerinden ele alıyor. İsveç'te bu eylemin bir suç olarak değerlendirilmemesinin nedenini İsveç'in yasaları üzerinden açıklayan Schultz, özellikle medeni kanunun İsveç yasalarında önemli bir yeri olduğunu vurguluyor. "Nefret suçu"nun bir suç kapsamında olmadığını da anlatan Schultz, yalnızca 3 koşulda nefretin bir suç teşkil ettiğini anlatıyor; ve Kuran yakma eylemlerinin "etkin bir gruba karşı kışkırtma" kapsamında olduğunu belirterek şunları söylüyor:
"'Etnik bir gruba karşı kışkırtma' yanıltıcı bir isme sahip çünkü kural aslında 'kışkırtmaya' değil, bir gruba karşı aşağılayıcı veya karalayıcı yorumlara odaklanıyor. Sadece etnik grupları değil dinî grupları da koruyor.
Müslümanları suçlu olarak gösterek, Kuran yakmak bir suç olur. Ancak kanunun mevcut yasaya göre Kuran'ı yakmak başlı başına Müslümanlara yönelik bir saldırı değildir. Daha çok İslam dinine saldırı olarak görülüyor. Bu tür saldırılar yasa dışı değildir çünkü saldırının amacı korunan bir grup insana değil, bir inanca, bir fikre yöneliktir. Bu yasa dışı değil.
İfade özgürlüğüne diğer tüm çıkarların önünde öncelik veren 250 yılı aşkın bir geleneğe sahip, dünyanın en laik ülkelerinden birinde, her ifadeye izin verildiği varsayımı yapılıyor. Hatta insanları rahatsız eden ifadeler bile var. Mevcut durum İsveç hukuk sisteminin bir hatası değil. Bu bir özellik."
"Masum bir ifade değil, kasıtlı bir nefret"
London Schools of Economics and Political Science'ta bir değerlendirme kaleme alan Hilal Çıbık, İsveç'in NATO müzakeresi sürecinde Paludan'ın bu eylemi gerçekleştirmesinin İslamfobik tavrının ötesinde siyasi motivasyona dayandığı görüşünde. Çıbık, "Kur'an yakma olayı ifade özgürlüğü olarak kabul edilebilir mi?" sorusunu, zarar ilkesinin unutulmaması gerektiğini vurgulayarak cevaplıyor.
"Örneğin nefret söylemi veya şiddete teşvik durumunda, bireyleri veya grupları zarardan korumak amacıyla devletlerin ifade özgürlüğünü kısıtlaması meşrudur. Kuran'ın yakılması olayında, bu eylemin dünya çapında birçok Müslüman için son derece saldırgan ve incitici olduğu açıktır. Müslümanlar açısından da Kur'an'ın yakılması, inançlarının özüne saldırı olarak görülüyor. Dahası, Kuran'ın yakılması eylemi, Müslümanlara yönelik nefret dolu ve ayrımcı dil ve eylemlerle birlikte olabilmekte ve bu da Müslüman toplumunun hissettiği acıyı ve kırgınlığı artırmaktadır. Bu bağlamda Kur'an'ın yakılmasının masum bir ifade eylemi değil, Müslümanlara karşı kasıtlı bir nefret ve şiddete teşvik eylemi olduğunu öne sürmek mantıklıdır."
Çıbık yaşanan bu olayların ifade özgürlüğünün sınırları ve zarar ilkesine ilişkin temel soruları gündeme getirdiğini vurgulayarak "İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel bir unsuru olsa da başkalarına zarar veren eylemleri haklı çıkarmak için bir kalkan olarak kullanılmamalıdır." diyor.
"Bu hak sınırlanabilir"
Konuya ilişkin Serbesiyet'e konuşan Avukat Fikret İlkiz, temel insan hakları ve özgürlüklerin evrensel, bölünmez, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olduğunu vurguluyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan ifade özgürlüğü hakkının sınırlandırılabilir bir hak olduğunu vurgulayan İlkiz, şunları söylüyor:
"İfade özgürlüğü hakkının sınırlandırmaları AİHS‘nin 10. maddesinin ikinci paragrafında, MSHS Madde 19/3’te gösterilmiştir. Birleşmiş Milletler Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde Devletlerin yükümlülüğü şudur: 'Ayrımcılığı, düşmanlığı yahut şiddeti kışkırtan herhangi bir ulusal, ırksal ya da dinsel nefret savunuculuğu yasayla yasaklanacaktır.' Ulusal, ırksal veya dinsel nefret savunuculuğu yapılamaz. Ayrımcılığın, düşmanlığın veya şiddetin kışkırtılması demek; nefret savunuculuğudur ve her koşulda yasaktır. Dinsel nefret, bu nefreti körüklemek, eylemleri dönüştürülmüş sembollerle kin ve nefrete ve düşmanlığa dönüştürmek ve bu yöntemlerle toplumu kışkırtmak ifade özgürlüğü koruması altında değildir.
Nefret savunuculuğu ve söylemi ifade özgürlüğü tarafından korunmamalıdır. Nefret söylemi, kişilerin insanlık onurunu hedef alır. Kişinin özel hayatına saygı ve ayrımcılığa uğramama hakkına müdahaledir. Bu nedenle kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında dikkatli bir denge kurulmalıdır."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aylardır iç çatışmanın yaşandığı Sudan'da son olaylar, nedenleri ve sonuçları. Avrupa'da İslam karşıtlığının yükselen yeni trendi Kuran yakma eylemleri üzerinden tartışmalar.
13 Eyl 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



