Bahar Sanki Çocuk Bayramı’nı Beklemişti

Mehmet Selahattin, 27 Nisan 1929
Bütün hafta biz sustuk onlar söylediler. Biz bir kenara çekildik, meydanları onlar doldurdular. Eski bir darb-ı mesele göre “Su küçüğün, söz büyüğündü.” Şimdi söz hakkı onlardadır. Dört günden beri sokaklarda hep bir ağızdan haykırıyorlar:
“İsteriz, isteriz!”
“İstemeyiz, istemeyiz!”
İstedikleri şeyler ne kadar basit: Açık hava, bol ve temiz gıda, biraz şefkat ve biraz bakım. İstemedikleri şeylerde ne kadar haklıdırlar: Öpülmek, sokaklarda dilendirilmek, hakaret görmek, dayak yemek…
Gazi devrinin duygulu çocukları artık birer insan yavrusu olduklarını biliyorlar. Vakta onlara benliklerini biz öğrettik. Fakat emin olalım ki yaşamanın yolunu yarın onlardan öğreneceğiz.
***
23 Nisan gününün sabahı ne güzel doğmuştu. Sanki bahar açılmak için taze çocuk nefeslerini beklemişti. Çocuklu aileler çocuk sahibi olmanın zevkini tatmak için karşılarına çıkan bu fırsattan istifade ediyorlardı.
Parkın önü geçilmez bir hâlde idi. Yavrusunun kapan dışarı uğramıştı. Kapıda “Himaye-i Etfal”in yaşlı bir memuru çocukları serbestçe içeri bırakıyordu.
“Geçin efendim, çocuklar için para yok.”
Mamafih bu arada yanlarında sekiz yaşlarında bir çocukla içeri girmek isteyen bir kalabalık bir cemaatin nezaketle önünü kesti:
“Affedersiniz, siz çocuğun neleri oluyorsunuz?”
İhtiyar bir kadın ilerledi:
“Ben ninesi. Şu hanım öz annesi, şu da benim oğlum, yani çocuğun babası.”
Memur sordu:
“Ya ötekiler?”
“Onlar da hısım akraba. Hala, teyze, yenge, dayı, amca…”
Adamcağız güldü.
“Hepsi iyi ama ya şu?”
Eliyle yanlarında yarım pabuç zenci kadını gösteriyordu.
“Ha, o da çocuğun dadısı.” dediler.
Ve artık memurun cevabını beklemeğe lüzum görmeden daldılar. İçerde ahenk çoktan başlamıştı. Havuzun önünde kocaman bir salon gramofonu oynak bir fokstrot çalıyordu. Ağaçların arası beyaz bluzlu, kısa lacivert etekli kızlar, ciddi tavırlı mini mini erkeklerle doluydu. Gülhane Parkı hiçbir devrinde bu kadar bahar bülbülünü bir arada görmemişti. Bir taraftan yeni yeni mektepli kafileleri, önlerinde allı yeşilli bayraklar ile Gazi Marşı’nı söyleyerek geliyorlardı. Biraz ilerde, muzıka köşkünün bulunduğu tepede taraf taraf sergiler kurulmuştu. Bu sergilerde bir çocuğu saatlerce oyalayacak oyuncaklar gelişigüzel istif edilmişti. Üç tekerlekli arabalar, insan boyuna yakın bebekler, boynundan tutunca tatlı tatlı meleyen kuzucuklar, demir bir tel üzerinde türlü marifetler yapan canbazlar, suda yüzen ördekler ve daha böyle birçok şeyler ki önlerinden geçerken kendi kendime “Ah, ne olurdu bunlarla oynayacak bir çağda olsaydım!” diyorum.
Bu temenni bir oyuncağa malik olma arzusundan değil, şüphe yok ki çocukluğu özlemekten doğuyor. Ah, evet. Şimdi ben de bir çocuk olsaydım! Bu ortada sere serpe dolaşan akranlarımın arasına kim bilir nasıl katılır, bu asırlık servilerin katmerli gölgelerinde kim bilir ne eğlenceli oyunlar keşfederdim?
Beni bu düşüncemden ayıran Yahudi hokkabazın şakşağı oldu. Üç emektar soytarı güldürme kabiliyetini kaybederek sadece acınacak derecede gülünç bir hal alan tekerlemelerle etraflarına toplanan çocukları güya neşelendirmeye yelteniyorlardı. Ağzında tek bir dişi sallanan seksenlik hokkabaz tüysüz yüzünde mimikler yaparak Nefi’nin gazellerinden birini kendi şivesiyle kekeliyordu:
“Esti Nisim ey (!) navbihar
Açılmış (!) yuller hepsi (!) dabudam
Açsın bizin da yonlumuz
Sekri (!) madet sun (!) cama cam (!)”
Nasıl beğendiniz mi? Onu siz değil arkadaşı bile beğenmedi de “Ulan çenen pırtı be herif!” diye şaplağı ensesine indirdi.
Elinde şakşak soruyor:
“Oğlancağzım senin burnun var mı?”
“Var ya!”
“Ben senin burnunu keseceğim.”
“Aman burnum…”
“Yok olmaz, keseceğim.”
“Dut dut! Dudududut…”
“Aman burunum!”
Hele burun kesilmekten kurtuldu fakat soğuklukların arkası gelmiyordu.
“Oğlancağzım mart gitti nisan geldi.”
“Hasan taze mi sanki?”
“Hasan kim?”
“Kart gitti Hasan geldi demedin mi?”
Kendileri söylüyorlar ve yine kendileri gülüyorlar. Bir aralık içlerinden biri can sıkıntısını gizliyemiyerek uzun uzun esnedi. Yanımda bir çocuk arkadaşını kolundan çekip sürükledi:
“Onlar uyumadan biz uyuyacağız, hadi gidelim!”
***
Çocuk Haftası’nın ilk ve son cuması tehacüm en ziyade Şişli tarafında oldu. Hele Hürriyet Tepesi âdeta çocuk ordusunun istilasına uğramıştı. Beyaz berelerile çemenler üstünde canlı papatyalar gibi dalganan bu mini mini başlar, Şeker Bayramı’nın yağmurlu ve rüzgârlı geçen günlerinin acısını ne güzel çıkarıyorlardı.
İki küçük sarışın baş başa konuşuyorlar:
“Sen baloya gitmedin demek? Niçin?”
Aynı suali o da ona sordu:
“Ya sen niçin gitmedin?”
“Beni annem bırakmadı. Esvabın yok dedi.”
Öteki sanki bu itirafı almak istiyormuş gibi sevindi.
“Beni de annem onun için bırakmadı.”
Kendi balolarına gidemiyen bu iki yavrunun baş başa dertleşmesi ne hazin bir levha idi. Yanımda bir Kodak makinesi olmalı idi de onların bükük boyunlarile ağaç dibinde konuşurken bir resimlerini çekivermeli idim.
***
Dönerken tramvayda tuhaf bir şey oldu. Yolcular arasında üç çocuklu bir kadın yalnız kendisine bilet kestirdi. Biletçi de uysal adammış, Çocuk Haftası hörmetine ses çıkarmadı. O sırada seksenlik bir ihtiyar kendisinden bilet parası arayan kondüktöre sordu:
“Ne bileti?”
“Bayağı bilet.”
“Git işine canım! Şu çocuklara bilet kestin mi sanki?”
“Kesmedim ama onlar çocuk.”
“Kaç defa çocuk olmuş bunlar?”
Biletçi bön bön bakınırken tekrar sordu:
“Bir defa değil mi?”
“Evet.”
Sarsak başını çevirip etrafına bakındı.
“Bu nasıl iş kuzum? Bir defa çocuk olana itibar var da bize yok mu? Bu benim ikinci çocukluğum ayol!”
Herkes gülmeye başlamıştı. Biletçi de gülenler arasındaydı. O kadar güldü ki parmaklarında bu ihtiyara bilet kesecek takatı bulamadı.
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



