
Ayfer Tunç'un bir söyleşisini dinlerken, "balık suyu bilmez" demesini not almıştım, çok hoşuma gitmişti. Üzerine düşüncelere dalmıştım. Sonradan biraz araştırınca, Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler kitabında, "Kıyıya vurmadıkları sürece, balıklar suyun farkında değildir." şeklinde bir sözü olduğunu fark ettim. Peki, ne demeye çalışıyordu bu kadınlar bize?
Aslında hepinizin aklına, 30 saniye kadar düşününce türlü şeyler geliyordur. Benim aklıma doğrudan gelen ilk şey, balıkların içinde yaşadığı suyun farkında olmamasıyla, bizlerin her saniye alıp vermekte olduğumuz nefesimizin farkına varamadığımız oldu. Nefes çalışmalarımızdan da çok iyi biliyorum ki, bazen kendimize tekrar tekrar nefes alıyor olduğumuzu hatırlatmamız gerekiyor. Halbuki nefes olmadığında biz de yokuz, ama o kadar alışmışız ve "nasılsa olması gereken bir şey" haline gelmiş ki hayatın içindeki solunumumuz; gerçekten çok hasta olmadıkça, ya da nefesimizi güçleştiren bir alana girmedikçe, yangında kalmadıkça, nasılsa nefes alıyoruz diyerek yaşayıp gidiyoruz.
İçinde yaşadığımız alanlar da öyle sanki biraz. Öncelikle, ilk evimiz, bedenimiz. Bedenimizi adeta bir çöplük gibi kullanmamak için ne kadar çaba harcıyoruz, ne kadar farkındayız, ne kadar biliyoruz bedenimizi? Sağ kolum bugün nasıl hissediyor, ayak parmaklarım bugün rahat mı? Ya da bedenimin hareketleri hayatın akışıyla ne kadar ahenk içinde? Beden bize bir yerden ağrı, sızı olarak alarm verene kadar farkındalığımız ne durumda?
Hadi gelelim şimdi fiziken içinde yaşadığımız evimize. Her neresiyse orası, ne kadar bize ait? Yok canım mülkünüzü, tapunuzu sormuyorum. Her gün adımınızı kapısından dış dünyaya attığınız, sonra da anahtarınızla kendinizi içine bıraktığınız dört duvarınız. Ne kadar farkındasınız onun içindeki alanların? Sadece orada bulunsun diye alınan eşyalar mı, biriktirdiklerinizden oluşan dağlar mı, atamadığınız ama sizinle çoktan vedalaşmış bir dünya öteberi mi? Neler var o alanın içinde ve ne kadar biliyorsunuz gerçekten kendinizin orada neden, nasıl, nelerle yaşadığınızı?
Ve dört duvar evinden, bir diğer evin bedeninle, en büyük evin Dünya'ya attığın adımlarda zihnin nerelerde? Dünya'nın tüm ahengiyle bize sunduğu, balığın sadece suyu tecrübe edebildiği, bizimse bundan çok daha fazlasına temas edebildiğimiz şu evrende, senin zihnin gerçekten nerelerde? Evet mevsimler biraz birbirine geçmiş olabilir belki; belki eski çağlayan sular kuraklaşmış olabilir; belki eski tadı yok hiç bir şeyin diye dolanıyorsun ortalıkta. Peki ya "tadının var olduğu zamanda" gerçekten tadını almış mıydın? Emin ol, şu anda da tadına varacağımız bir çok şey bizi bekliyor doğanın kollarında.
Başka bir sürü sorgulama yapmak mümkün içimizde, kendi hal ve vaktimize göre. Her ne koşulda hayatı sürdürmeye çalışıyor olursak olalım, tüm bu saydıklarım, adım adım ömrümüzün tamamını oluşturuyor, biliyoruz değil mi? Hepimiz adına "yaşamak" diyoruz bir şekilde bu hayatta var olmanın. Ama sorayım size, gerçekten yaşadığınızı, ya da ne yaşadığınızı biliyor musunuz? Yoksa siz de balıklar gibi, havayı, suyu, toprağı ve ateşi bilmeden sürüklenip gidiyor musunuz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



