Baltalimanı’nda bir kır âlemi

Bu nasıl teşrindir ki bize temmuzun en sıcak günlerini arattığı oluyor? – Keşke odun almakta acele etmeseymişim! – Bu yıl yazlığa gidenlere gün doğdu – Bu mevsimde bile bülbül ötüyor – Uluköy’ün dilberleri – Karganın sesini duyunca

Mehmet Selahattin, 15 Ekim 1932

Hani şair söyler söyler de sözünü şöyle bitirir:

“Biz böyleliğin görmemişiz fasl-ı baharın.”

Şimdi biz de onun gibi güz faslının böylesini görmemiştik desek hakkımız yok mu? Bu nasıl teşrindir ki temmuzu arattığı günler olmuyor?

Geçen sene bu mevsimde geceleri mangalın etrafına halka olduğumuzu çok iyi hatırlıyorum. Şimdiye kadar pardesüleri değil paltoları bile giymiş, kışlık fanilaları sırtımıza geçirmiştik. 1932 teşrininde ise çoluk çocuk hâlâ denize giriyoruz. Hâlâ sokaklarda yarı çıplak dolaşıyoruz. Hâlâ akın akın mesirelere koşuyoruz. Hâlâ bir elimizde mendil, bir elimizde yelpaze şırıl şırıl, hatta isterseniz zırıl zırıl ter döküyoruz.

Havanın gidişine bakıp bakıp “Keşke odun almakta acele etmeseymişim” diyenler var. Bir ay evvel 320 kuruşa satılan kuru meşenin çekisini oduncular 280’e, hem de yalvara yalvara veriyorlar. Soğuk bir şey içmek için şerbetçi dükkânlarında hâlâ sıra bekliyoruz. Sıcaktan bunalan İstanbul dolusu halkı esintisi olan deniz kıyısı yerlere taşıya taşıya vapurların âdeta kaburga kemikleri eğrildi.

Hani “can atmak” diye bir söz vardır. Cuma gelince herkes bir tarafa gitmek için âdeta can atıyor. Benim bildiğim bir şey varsa bu yıl yazlığa çıkanlara gün doğdu. Öteden beri eylül gelip de havalar serinlemeye yüz tutunca sayfiyecilerin akın akın İstanbul’a dönüşü başlardı. Şimdi bakıyorum da İstanbul’un adını anan yok. Yaprakların sararışına, sabahları havanın sisli oluşuna bakarak vakitsiz göç tedarikine kalkışanlar bile yerli yerinde kaldılar.

Vallahi bana kalsa hiç boş yere zahmet etmesinler. Şunun şurasında kışın bitmesine ne kaldı? Birinci teşrinin sonlarına geldik demektir. İkinci teşrin gül suyu gibi bir iki yağmur arasında geçip gider. Birinci kanunu nasıl olsa atlatırız. İkinci kanunu da şöyle böyle mangal başında pinekleyerek bir kere arkamıza bıraktık mı güdük şubatla nasıl olsa kozumuzu pay ederiz!

***

Geçen cuma günü iki üç ahbap sözleştik. Üsküdar Vapur İskelesi’nde buluşacağız. Ve nereye gideceğimizi de orada kararlaştıracağız.

Buluştuk. Fakat gidilecek yer için uyuşamadık. Reyler dağıldı. Üç arkadaş üçümüz de ayrı ayrı fikirdeydik. Ben Boğaz’ın yukarı köylerinden birine gidip akşama kadar vakit geçirmeyi, mesela Sulara gitmeyi teklif ettim. Ayaküstü bir hayli münakaşa ettik.

“Kanlıca’da Fikir Tepesi’ne gidelim.”

“Ay orada da Fikir Tepesi var mı?”

“Var ya. Fıstık ağaçlarının altı şimdi kim bilir ne serin olur!”

“Ben yorgunum. Yokuş çıkamam!”

Arkadaşlardan biri:

“Durun çocuklar, ben gidilecek yeri buldum.” dedi.

“Neresi bulduğun yer?”

Büyük bir müjde verir gibi haykırdı:

“Baltalimanı korusu!”

Ben atıldım:

“Ömrümde gittiğim yer değil!”

İzahat verdi:

“Dünyanın en güzel manzaralı korusu. Azizim düşün ki bu mevsimde bile sabahları bülbül ötüyor.”

Gülüştük:

“Desene bizim gibi onlar da hazan bülbülü!”

Lafı uzatmayayım vapuru kaçıracağız. Ötekilere sordum:

“Ne dersiniz çocuklar?”

“Ne diyelim? Şu Baltalimanı’nı da bir kere görmüş oluruz.”

Vapura girmeden evvel görülecek işimiz vardı. Baltalimanı’nda ağzımızı poyraza açacak değiliz ya! Bereket versin iskelede ne ararsanız var: Bir kuru zeytinyağlı dolma, biraz peynir, dil salam ve söz aramızda bir şişe üzüm suyu. Artık seferber sayılabiliriz.

Arkadaşlar o kadar sabırsız ki mümkün olsa vapurda çıkıntıya başlayacaklar. Baltalimanı’na Rumelihisarı yoluyla gitmek de vardı ama biz Uluköy’e çıkmayı tercih ettik. İskeleye ayak basarken arkadaşlardan biri göğüs göğse geldiği yalabuk bir Rum dilberini bana gösterdi:

“Azizim biz galiba besmelesiz yola çıktık.”

Hakikaten şeytanın bugün başka işi olmamalıydı. Bizi daha ilk adımda günaha soktu. Bundan sonra sağa baktık günaha girdik, sola baktık günaha girdik. Yol uzasın diye yürüyüşümüzü ağırlaştırdıkça ağırlaştırıyoruz. Boyacıköy ile Rumelihisarı arası dilberlerin ne de bol olduğu yermiş meğerse! Bana kalsa gelecek seneki eceyi bu sahilin kızları arasından seçerdim. Türkçeyi hiçbir yabancı ağız bu kadar tatlı konuşamaz. Ya o fıkırdaklıkları, o cana yakınlıkları, o çıtı pıtılıkları…

Baltalimanı korusuna gelinceye kadar Boğaz’ın güzellerini bol bol seyrettik ama yutkunmaktan da âdeta boğaz olduk! Korunun tenha keçi yollarında tepemizde çadır kuran ulu ağaçların gölgesine yan geldiğimiz zaman gözümüzün önünde emsalsiz bir manzara canlandı. Bütün Boğaz’ı en küçük kıvrımlarına kadar görüyoruz. Şişeler yumruk tirbuşonu ile çoktan açılmıştı. Dilleri, dolmaları, peynirleri önümüze serdik. Baltalimanı belki meşhur Baltaoğlu’nun gününden beri böyle neşeli bir âlem görmemiştir. Bizim gibi kafa dengi üç arkadaşa değil böyle korular samanlık bile seyran olur.

Bir aralık bu mevsimde bile koruda bülbül öttüğünü söyleyen arkadaşa takıldım:

“Hani ya senin bülbüller?”

Ağacın altına yan gelip bir şarkı mırıldanan arkadaş gösterdi:

“Karganın sesinin duyunca kaçtılar.”

Baltalimanı korusunun havası zaten insanı sarhoş etmeye kâfi. Başka içkiye hacet yok. Fakat biz keyfin katmerlisini yapıyoruz. Bir yudum rakı, bir yudum hava. Bir yudum hava ve bir yudum rakı.

Akşama kadar o tenhalık içinde yalnız kendi sesimizi dinleyerek ve yalnız kendi kendimizin olarak eğlendik. Dönüşte rastladığımız köy kızlarına şöyle bir bakıp geçtiğimizi gören arkadaş;

“Hadiyin, gidiş şunlardan birine balta olalım!” dedi.

Ben atıldım:

“Hiç çekinmeden balta olabiliriz. Malum ya Baltalimanı’ndan geliyoruz!”


* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

“Bir yudum rakı, bir yudum hava” #49

baltalimanı, şerbet, rakı, baltaoğlu süleyman , ibb yayınları

04 Eki 2022

Şerbet osmanlıda

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR