Bana bir masal anlat baba…

İletişim için mesajı gönderen, mesajı alan, mesajın kendisi, iletildiği ortam falan çok önemli. Bunları biliyoruz zaten. Peki, her mesaj alıcıya ulaşıyor mu? Elbette ki hayır! Çünkü bir mesajın hedefe ulaşması için hem alıcısının bunu duymaya açık olması gerek, hem de mesajın alıcının yüreğine dokunması gerek. Yukarılarda da bahsettik, bilim çok güzel ama tek başına sayı - ne yazık ki- alıcıda arzu edilen karşılığı bulamıyor. Çünkü, insan olarak hepimiz duygu arıyoruz, bir şeyler hissetmek ve bağlantı kurmak istiyoruz.

No-one is listening by Jon Kudelka
Bir semire gittiğinizi hayal edin, size ilginizi çeken konuyla ilgili bir sürü bilgi veriliyor. Her geçen dakika öğrendiklerinizle ufkunuz açılıyor, aydınlanıyor ve yeni bağlantılar bularak adeta mest oluyorsunuz. İki gün sonra seminerde edindiklerinizi arkadaşınıza anlatıyorsunuz ve anlattığınız; seminerde duyduğunuz bir hikaye oluyor. Neden?
Çünkü hikayeler sizi dört bir yanınızdan kuşatır. Tüm duyularınıza hitap eder. “Hafif serin, bir yandan da güneşin yüzünü göstermeye başladığı bir nisan sabahı, toprak kokusuyla uyanıyorsunuz. Rüzgarın hışırdattığı yaprakların ve kuşların sesi şarkılar mırıldanıyor. Başucunuzda taze demlenmiş mis gibi sıcacık bir bardak çay. Bir yudum alıyorsunuz, çayın boğazınızı hafif yakarak izlediği yolu keyifle fark ediyorsunuz. Ama iklim krizi yüzünden, çok da uzak olmayan bir gelecekte, bunlar sadece bir hayalden fazlası olamayabilir.” şimdi bu amatör hikaye girişinin sizi etkilemiş olması gerek -en azından gözünüzün önünde bir şeyler canlanmış olsun lütfen :) - Görme, işitme, dokunma, tat alma koku duyularınızın hepsini birden devreye sokmaya çalıştım. Böylece size daha kestirmeden ulaşmam mümkün çünkü.
Reklamları düşünün, çoğunlukla bilimsel veriler belli bir hikayeyi desteklemek için reklamlara konu olur. Tek başına bilimsel verilere dayalı reklamlar görmeyiz. Bilgi, kitlelerin iknası ve onları harekete geçirmek için kullanılan destekleyici yöntemlerden sadece biridir. Asıl olan o bilginin arkasındaki hikayeyi anlatmak.
IPCC’nin bilim insanlarına yönelik hazırladığı “iklim iletişimi kitapçıkları”nda da bu konu özellikle vurgulanıyor. Sayıların ardındaki insanların gerçek hikayelerinin, yüzlerinin, neden ve nasıl çalıştıklarının görülmesi -özellikle komplo teorilerine inanan- insanların iknası için çok kıymetli. Bu iş için gecesini gündüzüne katarak, dünya için, doğa için bir şeyler yapmaya çalışan insanların sadece makalelerin üstündeki isimler olmaktan öte; ete kemiğe, duyguya, aileye sahip insanlar olduklarını görmek bizi daha çok ikna ediyor.
Bilim insanlarının kendi hikayeleri kadar, iklim krizinden etkilenen ya da etkilenecek olan insanların hikayeleri de ayrıca mühim. Belki de bu nedenle sadece iklim krizini değil, balıkçıların, tarım emekçilerinin, göçmenlerin, kadın ve çocukların öykülerini anlatmak da gerekiyor atık.
Ve ne kadar berbat bir yere gidiyor olsak da; umuttan, bugün ne yapabileceğimizden, inançtan, hayallerden, gelecekten, çocukların gülüşlerinden de bahsetmek gerekiyor. Tabii ki bilimin yol gösterici ışığını yanımıza alacağız ancak bu yolculukta bize ayakta durma, devam etme gücünü de bu hikayelerin vereceğini unutmamalıyız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
İklim krizine gıcık olanlar, merhaba yeniden! Bu postamızda sizinle beraber iklim iletişimi konuşacağız.
10 Şub 2022

YAZARLAR

Merve Apaydın
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR


