
Bir bültenin uzun süre yürütücülüğünü yapan herkesin kendini özgürlük alanında ifade edebilme hakkının olduğuna inanıyorum. Yarın bir gün evlenecek olsam, düğün davetiyemi bir bullet açıp eklemek bana pek de garip hissettirmez. Geçtiğimiz pazar gününden beri neler üzerine yazabileceğimi çok düşündüm. Hatta fark ettiğiniz üzere, büyük oranda kişisel deneyimlerimi yaşanan teknolojik gelişmelere ve sosyokültürel politikalarına bağlamaya çalışıyorum. Ancak bu hafta tükENDiğimi fark ettiğim bir anda, uzun zamandır kemikleşmiş bir okuyucu kitlesiyle dertleşmenin pek fena olmayacağını düşündüm. Ünlülerin magazinel haberlerinden aşina olduğumuz tükenmişlik sendromu, içerik üreticileri nasıl etkiliyor? Kendimi bildim bileli, kendi kendime konuşarak yazıyorum ve aslında bu tamamen bir iç hesaplaşma.
İçerik sektörü çok hızlı büyüyor. Yazılı, sözlü, görsel fark etmeksizin her geçen gün sayısız içeriğin ekosisteme kanalize edildiği bir beşeri evrenin içinde yaşıyoruz. Aslında beşeri evren derken biraz tereddütteyim, çünkü insanın kendini ifade etme arzusu tamamen doğal bir sürecin ürünü. Ancak bunları belirli platformlar altında toplamayı, insanlara belirli sistemler aracılığıyla ulaştırmayı ve her hafta belirli çerçeveler altında konuşmayı biz tercih ettik. O nedenle aslında doğal bir sürecin dönüşüme uğramış yapay bir versiyonu altındayız diyebiliriz.

O zaman sadede geleyim. Bazen içerik sektörünün ucunda uçurumdan aşağı yuvarlanacakmışım gibi hissediyorum. Sizce içerik dünyası düz müdür? Yoksa kaçışlarımızın demir attığı bir kalıbın kolaycılığına mı sığınıyoruz? Tükenen ve tükenmeyen herkes için “dijital düz dünya” teorisi.
Düşünce kalitesini stabil tutmanın yolları
Stres ve zihinsel yorgunluğun üreticilik üzerindeki etkilerine aşinayız. Özellikle pandemi döneminde uzaktan çalışan herkesin yaşadığı tükenmişlik hissi, şirketlerin araştırma konularının başını çekiyordu. Dikkat bozukluğu ile başlayan, bazen ortam değiştirmemekten bazen de azalan sosyal hayattan beslenen tükenme hissi çalışan çoğunluğunu etkisi altına almıştı. E işverenlerin dijitalliğin verdiği takip lüksünü eline alarak kurduğu baskı da cabası. Daha iyi düşünmek, daha nitelikli performans sergilemek, bir adım ileri gitmek için kalan yıllarımızdan vermek hepimizin öncelikli hedefi haline geldi. Belki de “cesur yeni dünya” yerine “korkak eski dünya”mızı özlememizin en önemli sebebi, bir yarış ve mecburi gelişim ortamının getirdiği baskıdır.
Lenovo’nun ABD, İngiltere ve Japonya’yı hedefleyerek oluşturduğu Think raporu, çalışanların ortak serzenişlerini ortaya koydu. Çarpıcı olduğunu düşündüğüm verilere hep beraber göz atalım.
- Tüm katılımcıların yalnızca yüzde 34’ü düşünme zamanlarının “tümünü” veya “çoğunu” net, derin ve üretken düşünmeyle geçirdiğini söylüyor.
- Dünya genelindeki bilişim teknolojileri (BT) karar vericilerinin yüzde 75’i, meslektaşlarının net ve üretken bir düşünme etkinliğinde bulunma konusunda “önemli ölçüde” veya “belirli düzeyde” zorlandığını söylüyor.
- Katılımcıların yüzde 65’i açık, derin ve üretken düşünmenin daha iyi kararlar almalarına yardımcı olacağını düşünüyor.
- ABD’deki katılımcıların yüzde 62’si, İngiltere’deki katılımcıların yüzde 54’ü ve Almanya’daki katılımcıların yüzde 52’si, daha net, derin ve üretken bir biçimde düşünmemiz durumunda toplumumuzun daha nazik olacağını ifade ediyor.
Yaşamak için çalışmaktan, çalışmak için yaşamaya
Babam kendi döneminin en kaliteli eğitimini veren meslek lisesinin elektrik bölümü çıkışlı. İşini ne kadar severek ve nitelikli bir şekilde yaptığını hatırlıyorum. Türk Telekom satıldıktan sonra çalışma hayatında, heveslerinde, hırslarında, yeteneklerinde zoraki değişimler oldu ancak bu bugünün konusu değil. Ancak hatırladığım bir şey var ki babam yaşamak için çalışıyordu. Yaşamak için keyif aldığı bir işi hakkını vererek yapıyordu. Belki de bu yüzdendir ki bir gün bile tükendiğini, sızlandığını hatırlamıyorum.

Hâlihazırda mühendislik öğrencisiyim. Kendimi tanıma sürecim bana mutlu bir yaşam için yeteneklerimi ve ilgi alanlarımı ön plana almam gerektiğini gösterdi. Belki de böyle bir ortamın içinde yetiştiğim için, her ne kadar ilgi alanlarımızı ve hırslarımızı içerse de işin asla bizi etkileyecek bir noktaya gelmemesi gerektiğini öğrendim. Ve yine belki de bu yüzden, üretim arzumun tükendiğini hissettiğim anlarda suçlu hissetmek de bana suçlu hissettiriyor. Her hafta bu bülteni çıkarmak bana keyif veriyor ancak bunu yapamayacağımı hissettiğim bir anda yapmaya çalışmak aslında yaptığım işe ve okuyucu kitlemize olan saygımı yitiriyormuşum gibi hissettiriyor. Aslında böyle bir durum olmasa da, dediğim gibi deneyimlediğim algıyı göz önüne aldığımda ağzımda bıraktığı acı tadın sebebi bu.
Adsız işkolikler grubu
Bir anda çember halinde oturan insanların arasına dalıp “Merhaba ben Kardelen ve ben bir işkoliğim” diye bağırsam çok mu absürd olur? Belki kimliğimin ifşa olmasından utanır ve annemin senelerdir bana seslenmek için kullandığı, aynı zamanda ilkokulda tüm resim yarışmalarında birincilik almama ön ayak olan Siyah İnci rumuzunu kullanırdım. Özellikle yaratıcı endüstrilerde insanın kendine uyguladığı bir adım ileri gitme arzusu, işkoliklik benzeri tanımları da beraberinde getiriyor. Başarıya biçtiğimiz değer ve ondan aldığımız içsel haz da bunun belirleyicisi tabii. Stabil bir başarıyı yerinde saymak olarak nitelendirmek, her zaman bir adım ötesini hedeflemek ve yetkinliğimizi sorgulama evresine gelmek yürüdüğümüz yolun taşlarını diziyor. Ancak o yolun sonuna geldiğimizde dijital düz dünyanın ucundan aşağı düşecek miyiz, bu soru hâlâ çoğumuz için gizemini koruyor.

Tükendiğimi hissettiğim ve bunu kalemimi kullanarak ifade etmeye çalıştığım bir gecenin daha sonunda o uçurumdan aşağı düşmedim. Dijital düz dünyaya inanmıyor olmam bir yana, kaliteli bir rutinin getirdiği hazzı asla anlayamayacağım. Belki birkaç hafta çalışma masamdaki saksıların yerini değiştirir, değişik bir deneyimimi aktarmak için bilerek metroda yanlış yöne biner ya da arkadaş ortamında dinlediğim bir anıyı içeriğe dönüştürmeye çalışırım. Ancak önünde dikildiğim uçurumdan düşmeyişim ilerlemiyor oluşumdan mı, yoksa gerçekte orada bir uçurum olmayışından mı muhtemelen asla çözemeyeceğim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR



