
Batı Konferansı’nda bir hiyerarşi yapmak Doğu’daki kadar kolay değil. Konferansın zirvesinde Denver, Memphis ve New Orleans yer alırken Dallas da son maçlardaki çıkışıyla onları yakalayabileceğini gösterdi. Alt taraflarsa çok daha karışık. Beşinci Sacramento ile 11. Lakers’ı sadece iki maç ayırıyor.
Tepedekiler
Batı’nın zirvesini Memphis’le paylaşan Denver, sezona inişli çıkışlı bir başlangıç yaptıktan sonra son haftalarda ligin en iyi takımı gibi oynamaya başladı. Aralık başında üç maçlık bir mağlubiyet serisi yaşayan ve derecesi 14-10’a gerileyen Denver, bu tarihten sonra oynadığı 15 maçın 12’sini kazandı. Nuggets bu serideki 10 maçı kendi sahasında oynamanın avantajını çok iyi kullandı ve yine Memphis’le beraber kendi evinde en az kaybeden takım konumunda. İç saha ağırlıklı fikstürleri Ocak sonuna kadar devam edecek. Sezona kendi standartlarının biraz altında başlayan Nikola Jokic’in yeniden MVP seviyesine çıkmasının takımın çıkışındaki payı tabii ki çok büyük. Jokic sezon triple-double’ından şu anda sadece 0,5 asist uzaklıkta. En yüksek form durumundayken onu izlemek bir sanatçıyı izlemekten farksız. Koç Michael Malone da geçmiş hatalarından ders almış görünüyor. Maçların ikinci çeyreklerinde tamamen ikinci beşine dönmeyi seven koç verim alamamasına rağmen bunda uzun süre ısrar etti. Ancak artık Jokic ve Jamal Murray’nin dakikalarını paylaştırarak Murray’i ikinci beşle beraber daha fazla kullanıyor. Bu da Jokic’in sahada olmadığı dakikalarda Denver’ın rekabetçi kalmasını sağlıyor. Kentavious Caldwell-Pope ve Bruce Brown transferleri takıma beklendiği gibi müthiş uyum sağladı ve Aaron Gordon da kariyer sezonunu geçiriyor. Sakatlıktan döndükten sonra ritmini bulmakta zorlanan Michael Porter Jr. şu anda takımın canını sıkan tek konu. Denver’ın özellikle hücumun sıkıştığı anlarda onun skor gücüne çok ihtiyaç duyacağı aşikâr.
Galibiyet derecesi bakımından zirvede yer alan diğer Batı ekibi Memphis Grizzlies. Memphis deyince aklınıza Ja Morant ve onun olağanüstü smaçları geliyor olabilir. Haksız da sayılmazsınız. Ancak Memphis bu sezon gücünü savunmasından alıyor. Savunma verimliliğinde ligin bir numarası konumunda ve aslında bu çok da şaşırtıcı olmamalı. Zira Morant haricinde takımdaki diğer tüm oyuncular vasat üstü veya elit savunmacı. Bu alanda özellikle Jaren Jackson Jr.’a dikkat çekmek gerekiyor. Sezona sakat başlayan oyuncu sahalara hem beklenenden önce hem de müthiş döndü. Şu anda maç başına 3,2 blokla inanılmaz bir dereceye imza atan Jackson, henüz yeterince maç oynamadığı için istatistik listelerine giremedi ancak yeterli maç sayısına ulaştığında bu konuda açık ara birinci sıraya yükselecek. Memphis ve Jackson bu savunma performansını devam ettirdiği takdirde, genç oyuncu sezonu yılın savunmacısı ödülüyle taçlandırabilir. Batı bu kadar karmaşıkken genç Memphis için bir NBA finali ihtimali hiç de uzak değil.

Kaynak: Bleacher Report
Memphis denince nasıl herkesin aklına Morant geliyorsa, New Orleans Pelicans denince de tabii ki ilk akla gelen isim Zion Williamson. Williamson tamamını kenarda geçirdiği geçen sezonun ardından bu yıl kendisinden beklenenleri fazlasıyla karşılıyor. Hücumda durdurulması neredeyse imkânsız bir makineye dönüşen Zion, adeta bir gülle gibi savunmaları yıkıp geçiyor. 3 Ocak’taki Philadelphia deplasmanında bir sakatlık geçiren yıldız oyuncu birkaç hafta sahalardan uzak kalacak. Yine Memphis gibi, New Orleans da sadece yıldız oyuncusuyla değil savunmasıyla da anılmayı hak ediyor. Takım şu anda savunma verimliliğinde lig beşincisi konumunda. Özellikle kanat rotasyonunda Herb Jones, Trey Murphy ve Dyson Daniels gibi çok iyi savunmacılara sahip olan Pelicans, çember altında da farklı savunma özellikleri olan Jonas Valanciunas ve Larry Nance gibi oyuncuları bünyesinde barındırıyor. Zion’ın sakatlığı Pelicans’ı üzse de Brandon Ingram’dan bir de iyi haber aldılar. Bu sezon şu ana kadar sakatlığı sebebiyle sadece 15 maçta forma giyebilen yıldız forvet, takımın önümüzdeki dört maçlık deplasman turu sırasında sahalara dönebileceğini müjdeledi. Geçtiğimiz sezonki sürpriz playoff macerasından sonra bu sezon Zion’ın da varlığıyla Pelicans oralara çok daha hazır görünüyor. Ligde izlemesi en keyifli takımlardan biri olması da takımın popülaritesini iyice arttırıyor.
Üst gruptan biraz uzakta olan ancak alt tarafa yazılması da haksızlık olacak Dallas Mavericks enteresan bir sezon geçiriyor. Aslında Dallas şu anda Batı’da playoff yarışının neredeyse tam ortasında, lider Denver’dan dört maç geride, 11. Lakers’ın ise 3,5 maç önünde. İlk 31 maç sonunda 15 galibiyette kalan takım Luka Doncic’in yanına istikrarlı bir hücum katkısı bulmakta oldukça zorlandı. Sonraki 10 maçtaysa sekiz galibiyet elde eden Mavs, ikinci skorerini sonunda bulmayı başardı. Bu bölümde ilk beşe yerleşen Christian Wood son derece verimli bir hücum performansı gösterdi. Takımın ana stratejisini oluşturan ve geçen sezon takımın başarısını belirleyen Doncic ve şutörler formülüyse hala tam olarak işlemiyor. Ligin elit şutörlerinden biri olarak tanınan Reggie Bullock %32 ile çaylak yılından beri kariyerinin en kötü üçlük sezonunu geçiriyor. Geçtiğimiz iki sezon %40’a yakın üçlük ortalamaları yakalayan Dorian Finney-Smith de bu sezon %35’in altına düşmüş durumda. Takımı parçalı bulutlu bir sezon geçirirken, Luka Doncic ise akıl almaz performansını sezon boyunca sürdürdü. Maç başına 34 sayıyla lig lideri konumunda olan Sloven süper yıldız, aynı zamanda 8,8 ribaund ve 8,7 asist ortalamalarına sahip. 8-2’lik son 10 maç performansında görece kolay bir fikstürden çıkan Dallas adına aşırı iyimser şeyler söylemek için hala erken.
Batı Konferansı’nın 5-11. Sıradaki takımları için NBA’in cadı kazanı desek abartmış olmayız. Bu grubun lideri Sacramento Kings harika bir sezon geçirirken ligin ortasında kendisini beşinci sıraya atmayı başardı. Ancak Batı’da birkaç maçlık seriler bile her şeyi değiştirebiliyor. Sezona ilk dört maçını kaybederek başlayan Kings özellikle Kasım ayında yakaladığı yedi maçlık galibiyet serisinin meyvelerini yemeye devam ediyor. Bu seriden sonra sonuçlar anlamında inişli çıkışlı bir performans gösterseler de oyunları hala tatmin edici düzeyde. Özellikle de işin hücum tarafında. Hücum verimliliğinde ligin dördüncü sırasında yer alan Sacramento, aynı zamanda maç başına en fazla hücum kullanan üçüncü takım. Koç Mike Brown hücumda rolleri harika şekilde oturttu. Domantas Sabonis takımın ana oyun kurucusu rolünü üstlenirken, De’Aaron Fox ise ana skorer koltuğunda. Bu iki oyuncunun yanında Harrison Barnes, Kevin Huerter, Malik Monk ve çaylak Keegan Murray de iyi sezonlar geçiriyor. Ancak bu altı oyuncunun dışında istikrarlı katkı gelmemesi Sacramento’nun sorunlarından biri. Bir diğeri de savunma. Bu takımın iyi savunma yapması elindeki malzemeden ötürü neredeyse imkânsız. Zaten savunma verimliliğinde tüm ligde 26. sırada olmaları bunu gösteriyor. Domantas Sabonis hücumda ne kadar kabiliyetli bir oyuncu olursa olsun savunmada pozisyonuna göre fizik olarak yetersiz kalıyor. Dört numarada oynadığında hücum verimliliği düşen, beş numarada oynadığında ise savunma problemleri ayyuka çıkan Sabonis, Kings için hem en büyük nimet hem de en büyük lanet.

Kaynak: Yahoo! Sports
Ligde hakkında bir şeyler söylemenin en zor olduğu takım Los Angeles Clippers olsa gerek. Sezona Kawhi Leonard’ın sakatlıktan dönüşüyle şampiyonluğun en büyük favorilerinden biri olarak giren Clippers şu ana kadar bu iddianın altını doldurabilecek bir oyun ortaya koyamadı. Üstelik Leonard ve Paul George’un sakatlık problemleri devam ediyor ve hal böyleyken takımın tam kadro olarak sahaya çıktığı maç sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Leonard’ın dönüşü ve geçtiğimiz yıllardaki performansına yaklaşmasıyla Aralık ortasından itibaren bir ivme yakalıyor gibi görünen takım son altı maçını kaybederek yine kafalarda soru işaretleri oluşturdu. En iyi oyuncularını çok az kullanabilen Clippers tabii ki hücum verimliliğinde ligin son sıralarında, 27. durumda. Hücum problemlerinin Leonard ve George’un istikrarlı şekilde sahaya çıktığı durumda çözüleceği düşünülebilir. Ancak bu iki oyuncunun sakatlık geçmişi, onlarla bir gelecek kurulup kurulamayacağını da tartışmalı hale getiriyor. Belki bu sezonki Clippers da geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi sadece teoride kalacak.
Son şampiyon Golden State Warriors da Clippers gibi sezona şampiyonluk favorisi olarak başlarken, yine Clippers gibi hayal kırıklığıyla dolu bir sezon geçiriyor. Stephen Curry muhteşem bir sezon geçirirken 15 Aralık’taki Indiana Pacers maçında sakatlandı ve neredeyse bir aydır formasından uzak. O sahadayken 14-15’lik bir dereceye sahip olan Warriors, onun yokluğunda oynadığı 11 maçın altısını kazandı. Aralık sonundan Ocak başına kadar olan bölümde üst üste kazanılan beş maçla takım kara bulutları dağıtacak gibi görünüyordu. Ancak son iki maçta iç sahada alınan Detroit ve Orlando mağlubiyetleri bu bulutları tekrar ortaya çıkardı. İyi haber; Stephen Curry’nin bu hafta içinde takıma dönüşünün gerçekleşmesi bekleniyor. Her halükârda yapılması gerekense savunma düzeyinin geçtiğimiz sezonki seviyesine çıkması. Warriors, şu anda savunma verimliliğinde 18. sırada bulunuyor. Bazen göz ardı edilen bir gerçek olsa da Golden State’in başarısı hücumundan olduğu kadar savunmasının gücünden de kaynaklanıyor.
Batı’nın tepesinde olması beklenen ve şu ana kadar hayal kırıklığı yaratan takımlardan bir diğeri de Phoenix Suns. Sezona iyi bir giriş yapan Suns, 5 Aralık’taki San Antonio galibiyetiyle 16-7’lik bir dereceye ulaşmıştı ve işler yolunda görünüyordu. Üstelik Chris Paul’ün bu bölümde kaçırdığı çok sayıda maç olmasına rağmen. Bu tarihten sonraki dereceleriyse 4-14. Devin Booker’ın sakatlanması tabii ki bunda en büyük etken, zira hücumdaki bazı sorunlarına rağmen Phoenix asla bu kadar büyük çöküş yaşayacak bir ekip değil. Booker’ın sahalara dönüşünün en azından Ocak ayının sonunu bulması bekleniyor. O dönene kadar işlerin daha da kötüye gitme olasılığı hiç de az değil. Bununla beraber oluşabilecek takım içi sorunlar bir anda Phoenix’in sezonunun bitmesine, hatta takımın dağılmasına bile sebep olabilir. Tabii ki bu en kötü senaryo. Daha iyi senaryodaysa Booker dönene kadar Suns %50 civarında kalabilirse, sezonun kalan bölümünde yeniden ilk altı içine kendini atmaması için hiçbir sebep yok.
Bu sezon beklentileri karşılayamayan bir diğer takım da Minnesota Timberwolves oldu. Sezona yüklü bir paket karşılığında kadroya Rudy Gobert’i katarak başlayan takım en büyük sorunu olarak gördüğü çember savunmasını, ligin bu alandaki en iyi oyuncusunu alarak çözdüğünü düşünmüştü. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve Gobert Minnesota’da bir türlü beklenen etkiyi gösteremedi. Takım hücum verimliliğinde 11. sırada ve bu kötü bir derece olmasa da iyi de sayılmaz. Hele ki Gobert’li bir takım için. Anthony Edwards, Karl-Anthony Towns ve Rudy Gobert etrafında bir yapı kurmayı bir türlü başaramayan koç Chris Finch’i zorlayan faktörlerden biri de Edwards ve Towns’un iyi ifadeyle pek “coachable” oyuncular olmaması. Sezon başında Edwards’ın beslenme alışkanlıklarını basın önünde eleştiren Towns’un takım arkadaşı tarafından pek hoş karşılanmadığı saha içinde belli oluyordu. Towns sakatlandıktan sonra Edwards’ın daha istekli görünmesi ve performansını beklenen seviyeye çıkarması şaşırtıcı olmasa gerek. Aralık’ın sonunda altı maçlık bir mağlubiyet serisiyle derecesi 16-21’e gerileyen takım son dört maçını kazanarak yeniden %50 galibiyet seviyesine yaklaştı. Batı’nın karmaşıklığı sayesinde Wolves hala ilk altının uzağında değil ancak herhangi bir ışık verdiği de söylenemez.
Sezona beklentilerin üstünde bir başlangıç yapan Portland Trail Blazers son maçlarda düşüşe geçerek sezon öncesi beklentilerine paralel şekilde %50 seviyesine oturdu. Takımın en önemli üç oyuncusu Damian Lillard, Jerami Grant ve Anfernee Simons iyi birer sezon geçirse de takım geçen sezonlardaki kırılgan halini sürdürüyor. Bunun temel nedeni de hücumda işler iyi gitmediğinde arkasını yaslayabileceği bir savunması olmaması. Aslında savunma verimliliğinde 17.’lik Portland gibi hücum ve şut üzerinden oyununu tanımlayan bir takım için fena değil, ancak hücum verimliliğindeki 13.’lük bu takım için neredeyse felaket senaryosu anlamına geliyor. Simons ve Grant sezon başındaki yüksek performansları sonrası bir iki adım geri attılar ve Lillard’ın da hücumda verimi çok yüksek değil. Bununla birlikte, Portland’ın oynadığı maç sayısına oranla en fazla dış sahada maç yapan takım olduğunu da eklemek gerek. Önündeki 20 maçın 15’ini iç sahada oynayacak Blazers için sezonun gidişatını bu bölüm belirleyebilir.
Batı’nın son playoff umutlusu Los Angeles Lakers. Draması hiçbir zaman eksik olmayan Hollywood ekibinde LeBron James’in varlığı bunu ikiye katlıyor. Takım Portland’ın sadece yarım maç gerisinde play-in potasının hemen dışında yer alırken altıncı Clippers ile de arasında sadece bir maç fark bulunuyor. Hal böyleyken LeBron da tabii ki yönetime sürekli mesaj vermeyi ihmal etmiyor. Sezon başından beri takımı güçlendirecek bir takas isteğini sürekli yineleyen James, takımın beş maçlık galibiyet serisinden sonra da bu talebini tekrarladı. Kral yönetime, “Biz görevimizi yapıyoruz, siz de yapın” der gibiydi. Lakers’ın takas yapıp yapmayacağı, bu takasın ne boyutta olacağı tartışıladursun, sezona ilk 12 maçta sadece iki galibiyet alarak başlayan takımın bugün içinde bulunduğu 19-21’lik derece aslında hiç de fena değil. Üstelik sezona muhteşem bir giriş yapan Anthony Davis son 12 maçta sakatlığı sebebiyle forma giyemedi ve Lakers bu maçların da yedisini kazanmayı başardı. Saha içinde yeni koçu Darvin Ham’le oldukça tempolu bir basketbol oynayan ekip PACE istatistiğinde ligin zirvesinde yer alıyor. Ancak hücum verimliliğinde hala üst sıralara tırmanamadılar. Bunun en büyük nedeni de şut problemleri. Üçlük yüzdesinde sezon başında ligin dibinde yer alan ekip bu konuda gelişim göstermeyi başardı ancak hala sadece %34’le 24. sırada bulunuyor. Savunma verimliliğindeyse takım 21. sırada. Davis’in yokluğu özellikle bu alanda kendini hissettiriyor. O sahadayken özellikle yarı saha savunmasında Lakers ligin en iyi takımlarından biri durumundaydı. Lakers için sezonun kaderini Davis’in dönüş tarihi ve yapılacak olası takasta takıma kimlerin katılacağı belirleyecek.

Kaynak: ESPN
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




