Ben dadı olabilirmiydim? "Çocuğu yıkayacaksın; uyutacaksın; geceleri baş ucunda bekliyeceksin!"

Gözleri hasta kadın kulağıma fısıldıyor: Sakın dadı olma kızım; beni bu hale sokan dadılıktır!
Ben dadı olabilirmiydim? "Çocuğu yıkayacaksın; uyutacaksın; geceleri baş ucunda bekliyeceksin!"

(25)
Röportajı yapan:
Neriman


Bu cevaptan anladım ki madam buraya gelecektir. Ve bunlar hepsi madamı beklemektedirler. Oturdun. Herkesin gözleri bir defa üzerimde dolaşıyor. Sonra da gûya tetkik etmemiş gibi başka yerlere bakıyor, birbirlerine dönüyor, yarım kalan görüşmelerine devam ediyorlardı. Bunlardan üçü Rumca konuşuyordu. İkisi birbirlerine iyice sokulmuşlar bir şeyler anlatıp duruyorlardı.

Rumlukları konuşmalarından belli olanlar otuzla, kırk beş yaş arasında görünüyordu. Daha derli toplu giyinmişlerdi. Türkçe konuşanları da aşağı yukarı aynı yaştaydılar. Siyah mantolarına bürünmüşler, başlarını da krepon bezden baş örtülerile kapamışlardı.

Birinin gözleri sanırım, biraz hasta olacaktı. Bir türlü kaldıramadığı hissini veren göz kapaklarını yarı aralatarak bana çevirdi. Bir müddet baktıktan sonra dudakları oynadı:

— Hizmetçilik mi, dadılık mı istiyorsun? dedi.

— Hizmetçilik, dedim.

Sustu. O sırada kısa boylu ve siyahlara bürünmüş bir kadın göründü. Onlara bir şeyler söyledikten sonra beni de süzmeyi ihmal etmedi. Fakat bana hiçbir şey söylemeden biraz evvel çıktığı odaya doğruldu.

Hasta gözlü:

— İşte, dedi, madam budur. Ne istediğini kendisine anlat..

Kalktım. Madamın odaya girmesine fırsat vermeden istediğimi söyledim. O, söylediğime bile dikkat etmedi. Yalnız şöylece bir süzdü.

Bu sırada bana madamı gösteren kadın:

— Daha evvel nerede çalıştın? diye sordy:

— Hiçbir yerde?

— Ya! dedi.

Kadının bakışından bana acıdığını anlamıştım. İlâve etti:

— İçerde bir kadın var. Dadı istiyor. İstersen git, ama dadılık kolay değildir. Çocuğa bakabilir misin?

Onu yıkayacaksın, giydireceksin, ağlamamasına dikkat edeceksin, uyutacaksın, ara sıra araba ile gezdireceksin, geceleri yarı uykuda onu bekliyeceksin. Bunlar yapmak istersen dadı ol kızım!

Fakat ben yap demem.

Hastalıklı gözlerini gözlerime dikti. Sonra üzerime eğilerek:

— Hayır! Hayır!.. Sakın dadı olayım, deme, dedi. Gözlerim dadılıktan bu hale geldi. Olma kızım, dadı olma..

— Şimdiye kadar hep dadılık mı ettiniz?

— Hem dadılık, hem hizmetçilik. Tahtaya gittim, çamaşıra gittim. Ne yapacaksın kızım! Çocuklarım var kocam ihtiyar! Ona benim bakmam lâzım. Üç çocuğumla bana mı yetişsin, tütüne mi?

Bu sırada idarehane sahibi, yanımızdan ayrılmıştı. Ötekilerle konuşmaya başlamıştı. Bana dert yanan, hakikatı söyliyen kadın sesini yalnız benim duyacağım kadar yavaşlattı.

— Kaç gündür bekliyorum. Madamın çamaşırlarını yıkadım onun gönlünü yapmak için. dedi.

Sonra:

— Ne yaparsın?

Demek ister gibi boynunu büktü. Azıcık sustu.

Yanında oturan siyah krepon bezli kadını göstererek:

— Bu zavallı da tam bir haftadır bekliyor.

Tünel başında gecesine kırk kuruş vererek otelde oturur. Gündüzleri de buraya gelip kendisine açılacak kapıyı bekler.

Başımı bu zavallı kadına çevirdim. İri kemikli bir vücudu vardı. Büyük ellerini karnına bastırıyordu. Aç mıydı? karnı mı ağrıyordu yoksa oğuşturuyor muydu? Anlayamıyorum.

İsmini sordum. Bana cevap vermedi. Ya duymamıştı, yahut da cevap vermeye lüzum görmemişti.

Hayatın acı taraflarını bu kadının yüzünden okumak kabildi. Canlı bir sefalet tablosuydu bu. Onu söyleyebilseydim, kim bilir, ne acılarla, ne hakikatlerle karşılacaktım.

Zaten o da hayatının bu safhalarını her önüne gelene anlata anlata bıkmış usanmış olacaktı ki aldırmıyordu bile.

Gözlerimi sofanın gûya yağlı boya tablolarına çevirdim. Bunlar yarı çıplak kadın resimleriydi. İçlerinde Meryemi hatırlatanlar vardı. Bazıları da rönesansın meçhul sanatkârlarına ait eserlerin kötü kopyalarıydı.

Rum bekleyicilerle konuşamıyordum. Aramızdaki mesafe bir hayli idi. Zaten benimle pek de meşgul görünmiyorlardı. Bunlar, bu idarehanenin bahtlı müstahdemlerinden olacaklardı. Birer telgraf makinesi gibi tıkırdayarak konuşuyorlar, fıkırdaşıyorlar, gülüşüyorlardı.

Bu sırada idarehane sahibi odasının kapısında gördüm. Baktım, bana işaret ediyor:

— Sen gel.. diyordu..

(Devamı var)


Kaynak: Haber (Akşam Postası), 17 Birincikânun 1937, Sayfa 7.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

KupürKupür

BÜLTEN SAYISI

Bir işçi gibi fabrikada çalıştım; hizmetçilik yaptım! #7

Yolda düşünüyordum: Hizmetçilik bugün bir meslek mi?, bir san'at mıydı?

18 Kas 2022

Kupür #7

YAZARLAR

Kupür

Geçmiş gazete ve dergilerden yazılar, makaleler, röportajlar. İki haftada bir cuma neşrolunur.

İLGİLİ OKUMALAR