Bu köşede ilk yer verilmesi gereken kişini portresi belki de Mehmet Selahattin Güngör’dü. Çünkü onunla ilk karşılaştığımdan beri bana sanki “Ben kimim?” diye soruyordu. Ama bir şekilde onu anlatmak bir yılı buldu. Bu da birinci yıl sayımıza denk geldi.
İtiraf etmeliyim ki şimdiye kadar onun hakkında daha fazla bilgi toplamış olmalıydım. Ama nedense bunu yap(a)madım. Bunda şu an yurt dışında olmam ve kaynaklara ulaşmanın imkânsızlığı etkili oldu şüphesiz. Belki de bizim için gizemini korumaya devam etmesini istedi bir yanım, bilmiyorum. Ancak ister akademik ister bizimki gibi “popüler” olsun bu tip doğrudan veya dolaylı biyografik işlerde o kişinin kim olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını bilmek, düşünce yapısını ve motivasyonlarını tahmin etmek çalışmanızı daha iyi anlamanızı ve anlatmanızı sağlıyor.
Bir kere baştan söyleyeyim hayatı hakkında ayrıntılı bilgi hâlâ bulabilmiş değilim. Ama bu yayından bağımsız ileride daha fazla bilgi bulacağım. Çünkü bir kere hayatıma girdi kendisi. Tabii hayatımdan kastım tarihçi Göktuğ’un hayatı.
Peki tüm bunlara rağmen Mehmet Selahattin kimdi? Bir kere kendisinin birden fazla adı var. Çoklu kişilikle ya da sahtekârlıkla bir alakası yok bu durumun. Sebebi cumhuriyet döneminde Türkçedeki sadeleşme ve değişiklik denemeleri. Biz şimdiye kadar hep “Mehmet Selahattin” versiyonunu kullandık. Ama kendisinin de kafası karışık olacak ki dönem dönem ismi farklı şekillerde karşımıza çıkıyor: “Mehmet Salâhaddin” mesela. Ya da “Mehmet Selahaddin. Bu da mı yetmedi! Alın size bir de “Mehmed Salahaddin”. Bir isim ne kadar kombinasyona sahip olabilirse kendisi denemiş gibi duruyor. Bu kadar farklı varyasyondan hangisi araştırılır ki, değil mi? Allahtan Soyadı Kanunu gelmiş de bu iş kolaylaşmış. Yazarımız, Güngör soyadını alınca hakkında bilgi bulmak biraz daha kolay oluyor.
Kendisinin gazeteci olduğunu söylememe gerek yoktur herhâlde🙂 Ama gazetecilik o dönem çok para kazandıran bir meslek değildi. (Günümüzde de değil, eğer gerçek gazeteciyseniz!) O yüzden birden fazla iş yapılması şaşırtmıyor. Ama Mehmet Selahattin için bu durum geçerli değil gibi duruyor. Belli ki sadece gazetecilik yapmış. Hem de uzuuun yıllar. Bunu nereden mi çıkardım? 1955 yılında basılan Atatürk’e Kafa Tutanlar isimli kitabının ön sözünde yayınevinin sahibi Mehmet Selahattin’den “Uzun seneler; üç devrin, harb, mütareke ve kurtuluş devrinin gazeteciliğini bilfiil, hadiselerin içinde yaşayarak yapan” kişi olarak söz etmiş. Dolayısıyla 1955 itibariyle 50’li yaşlarda olduğunu düşünebiliriz.

Kendisinin şimdiye kadar bulabildiğim tek fotoğrafı, en sağdaki Mehmet Selahattin
Bizim takip ettiğimiz yazılarının bazılarından ben 1930’ların başlarında Fatih taraflarında oturduğu sonucunu çıkardım. Yine bu yazılarından birinde 15 sene evvel Çubuklu’da iki sene oturduğunu söylemiş. Küçüksu’ya gittiği 1932 yılında bir yazısında ise 20 sene evvel yine Göksu’ya geldiğini, o zaman 15 yaşında bir çocuk olduğu söylüyor. Bingo!! O zaman bu, 1897 yılında doğmuş anlamına gelir. Dolayısıyla 1955’te de 58 yaşındaydı.
Gazetecilikten başka bir mesleği yoktu dedim ama aynı zamanda yazar olduğunu anlamışsınızdır. Ama o dönemde yazarlık ve gazetecilik çok iç içe mesleklerdi. Eğer gazeteciyseniz illa bir kitap da yazmışsınız demekti. Yukarıda bahsettiğim kitabı haricinde bir kitabı daha vardı. O da 1960’da çıkan Erenler Bahçesinden…
Peki sadece bizim yazılarını takip ettiğimiz Milliyet gazetesinde mi yazdı? Tabii ki hayır. Bu kadar uzun bir meslek hayatına başka gazete ve dergiler de sığdırmıştı. Mesela Milliyet’ten sonra Cumhuriyet ve Tan gazetelerinde de pek çok yazı dizisi çıkmış, Resimli Tarih mecmuası, Yeni mecmua ve Yeni Kitap mecmuası gibi dönemin popüler dergilerinde sadece İstanbul üzerine değil birbirinden farklı konularda yazmıştı. Benim için en ilginç olanı ise 1940’larda Necip Fazıl Kısakürek’in meşhur İslamcı Büyük Doğu dergisinde yazmış olması. İlginç çünkü, İstanbul’da nasıl eğlenildiğini yazarken gitmediği yer, girmediği mekân ve ortam neredeyse geride kalmayan Mehmet Selahattin sanki yaşı ilerledikçe bütün “kötü alışkanlıklara” tövbe edip Hak yolunu bulmuş gibi. Ne dersiniz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Birinci yılımıza özel "İstanbul'da nasıl eğleniyordun?" sorusunu Aposto ekibine ve yayıncılarına sorduk. İstanbul'un yakın tarihine dair güzel bir kayıt oldu.
18 Eki 2022

YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



