Eserlerim doğadaki tohumların soyutlaması.

Üç yıl önce Contemporary İstanbul’u dolaşırken Hüsamettin Koçan’la karşılaşmıştım. “Osman bize sergi açar mısın?” diye sormuştu. Çok sevindim, olur dedim, çünkü gezdim tozdum dünyada böyle bir yer yok. Zaten buraya hayranlık duyuyorum. Her sanatçı doğduğu yeri değiştirmek için çaba gösterir. En azından rüyaya yatar. Ben de Denizli, Bozkurt’taki köyümde yapar mıyım diye düşünürüm. Artık 75 yaşına geldim, böyle bir şey olmaz. Ama yapılan böyle bir şeye katkıda bulunmak benim için önemli.

Benim eserlerim doğada olan tohumların bir şekilde soyutlaması. Zaten sanatçı doğada olmayan bir form yaratamaz, hepsi vardır. Biz zaten doğanın kendisiyiz. Çocuklukta da bahçeyle, tohumlarla ilgilenirdim, ağaçları incitmeden küçük ellerimle çok iyi aşı yapardım.
Anne tarafım demircidir. Belki de o yüzden demirle çalışmaya yatkınım. Dayım köy enstitüsü mezunudur. Beni köyden çıkaran aslında dayımın imajı. Her yaz köydeki evine gelirdi. Bizimkiler çiftçi, babam istiyor ki işini devam ettireyim. Ben ilk okulu bitirdikten sonra 1 yıl ara verdim. Baktım olacak gibi değil, “baba ben okuyacağım” dedim. İzin vermeyince açlık grevi yaptım çocuk aklımla. Babam ve arkadaşları kahvede oturup 4 aile, ikisi kız, ikisi erkek çocuklarını okula göndermeye karar vermişler. Denizli’de ev tutup her ay bir anne bize bakmaya gelecek şekilde planladılar. Sonra bize kırtasiyeden hesap açtılar, ilk aldığım şey renkli boyalar oldu.
66-69 arası Gazi’nin en güzel zamanlarını yaşadık. Demokrasinin geliştiği, özgürce sanat yaptığımız, geleceğin mutlaka iyi olacağına inandığımız bir dönem. Okumanın ayrıcalık olduğu, okumanın saygı gördüğü yıllar. Ben köyün ilk yüksek okula giden çocuğuğum. Köye döndüğümde kahveye gittiğimde yaşlılar “benim çocuğumla da konuş, okusun diye moral ver” diye beni benimle konuşurlardı.
50’den fazla yılım Paris’te geçti. Bir ağaç düşünün kökü burada, meyvesi oraya düşüyor. Giderken küskün gitmiştim, 8 yıl dönmemiştim ama yine de sürekli içimde Türkiye.
Sergilediğim işlerimin birçoğu yeni. Benim işlerim puzzle gibi, bulunduğu mekanı da sorguluyor. Bir yere uyması, adapte olması çok kolay. Benim atölyem baştan başa enstalasyondur. Ben küçükken Bozkurt’ta genç kızlar, örgü örerlerdi. Evlenmeden önce yaptıkları işlerden retrospektif sergi yaparlar, evin duvarlarına asarladı. Köyün kadınları da gider, ilham alır, kıskanırlardı. Bir sanat sergisi sanki. Ben de annemle beraber görmeye giderdim. Ben de çeyizlerimi asıyorum sanki. Sanatla evlenmeye çalışıyorum.

Eserlerimin isimleri önemlidir. Sabırtaşı işim Bursa’dan gelir. Ben Bursa Eğitim Enstüsü’nde öğretmenlik yaparken okul faşistlerin elindeydi, ilerici öğrenciler de girmeye çalışırdı. Ben zemin katta kız öğrencilere ders veriyordum, tabii kız öğrencilere dokunulmuyor. Biz ders işlerken camı kırarak taş geldi, “ben bunu şahit olarak alıyorum” dedim. O taşı alıp Ankara’da Devlet Resim Heykel Galerisi’nde sergiledim. Benim işlerim anlatmak istediğim hikâyelerin bahanesi.
Burası bir rasathane gibi. Rasathane’de teleskop kullanılır, 6 milyar yıl öteden ışık gelir. Bu 6 milyar yıl öteye bakmışsınız demektir. Bu müzenin de antropolojik tarafı var. Geçmişi ve geleceği görüyoruz. Rasathane kelimesinin Türkçesi olarak Gözlemevi’ni sergimin adına taşıdım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
PREMIUM'A ÖZEL
Osman Dinç'in Gözlemevi sergisini görmek için Baksı Müzesi'ndeydik.
27 Tem 2022

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

