Bir damdan düşenin notları: Kitap okumaya geri dönebilir miyiz?

Herkes okuyamamaktan şikayetçi, hatta dertli. Şüphesiz herkesin gerekçesi aynı: Dikkat dağınıklığı. Sorun şu ki, biz de dikkatimizi çaldırmaya biraz teşneyiz. Bu yüzden bu bir “rağmen” listesi. Kestirmeden, doğrudan hedefe. Çalınan dikkatimizi kucaklamaya...
Bir damdan düşenin notları: Kitap okumaya geri dönebilir miyiz?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Bunca derdin arasında… 

Evet, dünyanın derdi çok ama dünyanın derdiyle aramıza kalın bir duvar örmemizi basitleştiren, bir kitabın içinde kaybolmak çoğumuzun özlediği bir şeye dönüştü. Benim diyen kitap kurtlarının bile “nasıl okuyorsun” dediğini görünce, kolları sıvamak icap etti.

Kitap okumaya duyduğu sevgiyi kıyaslayabileceği başka bir şey daha olmayan bir insan olarak defalarca kitap okuma alışkanlığımı kaybettim. Bu yazıyı yazabilecek cüreti bulma nedenim, kitap okumayı sevdiği hâlde kitap okuyamayanların acısını hissettiğimden, kitap okumaya geri dönmenin yollarını açmak için bir çare olma niyetine sahip olmam.

Herkes, okuyamamaktan şikayetçi, hatta dertli. Şüphesiz herkesin gerekçesi aynı: Dikkat dağınıklığı. Sorun şu ki, sürekli dikkatimizin dağıldığı, çalındığı argümanına maruz kaldığımız için, bir nevi kolaya kaçıyoruz. Dikkatimiz çalınmıyor, biz dikkatimizi çaldırmaya biraz teşneyiz. 

Bu yüzden, bu bir “rağmen” listesi. Kestirmeden, doğrudan hedefe. Çalınan dikkatimizi kucaklamaya, New York Times’ın seçtiği en iyi kitaplar listesini boşvermeye... Kitap okumanın hasletlerinin üstünden atlamaya hazırsanız, düşüyoruz, bu kez kitap okumaya. 

Yolumuz uzun, dikkatimiz yok, ancak başaracağız. 

Baştan başlamak 

Bir hedefiniz var mı? İlk önerim, hesap-kitap tutmamak. Yolun başında "1, 0’dan büyüktür" diyeceğimiz yerdeyiz. Biliyorum, yılın en başında Goodreads’te yıl boyu okunacak kitap sayısı hedefinize 100 yazdınız ve güncellemediniz. Buna itirazım yok, kimisi için belli bir çıta koymak ve birileriyle yarışarak bu hedefe varmak elbette ki işlevseldir. Lakin tek bir sorum var: Gerek var mı? Her şeyin challenge olabildiği çağımızda elbette kitap okumak da bir yarış konusuna dönüştü. Peki, kitap okumak nasıl ölçülür?

Princeton Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersi veren Çin asıllı Amerikalı yazar Yiyun Li, şöyle diyor: 

“Öğrencilerim, ‘Bir saatte 100 sayfa okuyabiliyorum’ diyorlar. Ama ben diyorum ki, ‘Bir saatte 100 sayfa okumanızı istemiyorum. Bir saatte üç sayfa okumanızı istiyorum.” 

İlkokul yıllarını hatırlıyorum. Hızlı okumak, daha fazla sayfa okumak, yaz tatilinde bir sürü kitap bitirmek o yaşta kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için öğretmenlerin elindeki yöntemdi. Peki işe yaradı mı? Kitap okumayı bir görev hâline getirmek, hatta buna okul çağında başlamak, sanıyorum örgün öğretimde var olmuş herkes için deneyimlenmiş bir şey. 

Bu tartışmada ebeveynler ikiye ayrılıyor. Bir taraf bunun zaruri olması gerektiğini, okulun olmazsa olmaz görevlerinden biri olduğunu düşünüyor. Bir diğer taraf ise okuma alışkanlığının zorla edinilmeyeceğini, bunun evde kazanılan bir alışkanlık olduğunu savunuyor. Kitap okuma ödevlerinde sevdiğiniz bir kitaba denk gelmek biraz şans işi. Biz de artık yıldızlı pekiyi almak zorunda olmadığımız için, canımızın istediğini ve istediğimiz hızda okuma şansımız var.

  • Demem o ki, Goodreads listenizi çöpe atın ve en son hangi kitap sizi ele geçirdiyse ona dönün. Baştan başlayın. O sizi uykusuz bırakan kitaptan

Pek bir bilimsel dayanağı olmasa da istatistiksel olarak değeri olan bir araştırma yaptım. Kitap okuma alışkanlığı olan insanlara, kitap okumaya okulda verilen kitaplarla mı başladın, evinde kitap okunuyor muydu diye sordum. İstisnasız herkes, evlerinde kitap okunduğu için merak edip kitap okumaya başladığını söyledi. Evet, bu sayede bu konuda yapılan en yakın ve en kapsamlı araştırmayı doğrulamış oldum. 

  • (Pek de gerek yokmuş) 31 ülkede 161 bin yetişkinle düzenlenen araştırmada çıkmış, büyürken evinde bir kütüphane olan insanların büyüdüklerinde de okuduğu ve bilişsel kapasitelerinin daha yüksek olduğu. 

Bu yüzden, önemli olan belki de bir alışkanlığı kazanmanızı sağlayan heyecanı yeniden bulmaya çalışmak olmalı. Bence okumaya devam ettiğiniz sürece, kaç kitap okuduğunuzun bir önemi yok. Burada amacımız bir alışkanlığı geri kazanmak. 

Kendinize şefkatli davranmak 

Kitap okuma alışkanlığını kazanmanın en basit yolu, şaşırtıcı gelse de, kitabı elinize almaktan geçiyor. Genel olarak hepimizde kitap okumak için belli başlı şartların oluşmasını bekleme eğilimi var. Öncelikle kendimize ayırabileceğimiz uzunca bir vakit, özel bir ortam, telefonun çalmayacağı tatil ya da uçak gibi hazır bir mekan… İşte tam da bu yüzden bir türlü okumaya vaktimiz yok gibi hissediyoruz. Kitap okumak için öyle özel bir an yaratmaya, vakit bulmaya ihtiyacımız yok. Sınanmış, doğrulanmış yöntemimi paylaşmanın tam sırası, yatırım tavsiyesidir

  • Bir su ısıtıcısında su kaynayana kadar, filtre kahve makinesinin işi bitene kadar, çay demlenene kadar. Bu küçük bekleme anları, günün en başında olması sebebiyle değerlendirmeye o kadar uygunlar ki! Bütün iş su kaynayana kadar elinize telefonu değil, niyetlendiğiniz bir kitabı almakta bitiyor. 

Bir sayfa mı okuyabileceksiniz? Bir paragraf mı? Üç satır mı? Önemli değil. Kimseye verecek hesabımız yok. Bu kadar minimal bir şekilde başladıktan sonra, giderek çıtanızı yükseltebilirsiniz. Kendinize nazik davranmaya çalışın. Sizin dikkat süreniz bir sayfa da olabilir, bir dakika da. Yeter ki peyderpey bir sayfayı iki sayfa, bir dakikayı iki dakikaya çıkarın. Bir süre sonra, fark etmeden koyduğunuz çıtanın üstüne çıkıyorsunuz ve bir bakmışsınız, yeniden kitap okuyorsunuz. Yiyun Li’den bir örnek daha: 

“İnsanlar genellikle bir kitabı tek oturuşta bitirdiklerini söylerler. Ama ben bir kitabı tadını çıkararak okumak istiyorum, bu da kendime günde sadece 10 sayfa izin verdiğim anlamına geliyor.”  

Kitapla fiziksel bağınızı kurmak: Yani, siz kitaba bakmayın, kitap baktığınız yerde olsun. Tuvaletin rafı, çantanın gözü, komodinin üstü, koltuğun altı, önemli değil. Bu bir damdan düşenin yol tarifi yazısı olduğuna göre araya kişisel bir anekdot sıkıştırabilirim. 

Hayatımda aramızda nefret ve aşk ilişkisi olan Masumiyet Müzesi dışında bir kitap daha yoktur. Sırf bu yüzden de çok severim. Okuyanlar çok iyi anlayacaktır, romanın anlatıcısı Kemal’in kitabın bir bölümünde çok ama çok sıkıldığı bir aralık vardır. Kemal sıkılır, siz sıkılırsınız. Kemal’in dakikaları geçmek bilmez, sizin sayfalarınız. İçimde kitabı bitirmeye dair kuvvetli bir istek de varken, çareyi kitabı banyoya koymakta buldum. Yapacak daha iyi bir işim yoktu, mecburi fiziksel tuvalet ziyaretlerimin her birinde bir satır bile olsa kitap okudum. İşte, tuvalette kitap okumanın sırrını böyle keşfettim. Söz konusu bölüm bitince kitabı tekrar yanıma aldım ve kitap sonunda bitti. Ancak sıkılma duygusunu sayfalarına arasından boğazınıza yapışacak kadar güçlü hissettiren Orhan Pamuk’a hayranlığım hiç bitmedi. 

  • Uzun lafın kısası, tuvalete telefon yerine kitap götürün, dokunulan kitap okunuyor. 

Aynı anda birkaç tür okumak: Yukarıda saydığım ufak tefek mekanlara kitap bırakmak o kitapları birbirinden ayırırsanız çok daha işlevsel. Aynı anda iki roman birden okumak yorucu. Üstelik kafa karıştırabilir. Ancak aynı anda bir roman, bir popüler bilim, bir öykü kitabına başlayabilirsiniz. Sıkıldınız mı? Değiştirin. Emin olun birisi saracak.

Plaj kitabı veya 'bir durak gidene kadar' kitabı: Şüphesiz, kumsaldaki boş zaman, kitap okumak için bir vaha. Ancak haftalarınızı sahilde geçirecek kadar şanslı değiliz çoğumuz. İdeal olmadığının farkındayım ancak ısıtıcıda su kaynayana kadar maddesinin sokak versiyonu diyebiliriz bu maddeye. İki metro veya metrobüs durağı aralığı süresi yaklaşık üç dakika. Yani okumaya yeter de artar. Kitapla fiziksel bağımızı kurduğumuza göre, yanımızda bir kitap var. Küçümsemeyin, açın kitabınızı, o kadarcık okuyun. 

İnat etmemek, yanına tik atmamak: İnsan her kitabı bitiremeyebilir. Burada ilk maddeyi yeniden ziyaret etmemiz gerekiyor. Kimseyle, kendimizle bile yarışmıyoruz. Bazı kitapları birileri çok sevdi diye sevemeyiz. Kitap okuma deneyiminin kendisinde bir tesadüfün hoşluğu vardır. “Serendipity” kavramına aşina olanlar bilir, bazen tam da okumanız gereken kitap karşınıza çıkar. İşte o tesadüflerin hatırına okuyoruz. Kitap okumanın ben en çok da hayır hasenatla ilgili olmamasını severim. Son derece bencil, bireysel ve dünyayla bağımızı gerçek anlamda koparabilen, hiçbir şekilde çevrimiçi olmayan, hazcı bir eylem. Bu kadar bireysel bir çağda, bu kadar bireysel ve özünde yavaş bir eylemi olduğu gibi kucaklamak bir yol.

Dopaminse dopamin: Hayatında en az bir kez bir Agatha Christie kitabı yüzünden uykusuz kalmış herkes bilir ki sürükleyici bir polisiyenin verdiği dünyayla bağınızı kesme hissini başka hiçbir şeyde bulamazsınız. Bu yola baş koyduysanız ve kitap okumaya dönmeye kararlıysanız, elinizdeki en güçlü silah, iyi bir polisiye, iyi bir çizgi roman olabilir. 

Seçkincilikten kurtulmak: Bir zamanlar, “Ben bestseller okumam” demek, bir statü simgesiydi. Sormak isterim, kime ne zararı olmuş? Dan Brown okuyanları hakir görmek, bizi müthiş bir edebiyat okuru yapar mı? Tersten gidelim. O çok satan, herkesin bayıldığı kitabı okumak zorunda değilsiniz. Size göre olmayabilir. O kitabı beğenmek kimseyi kitap konusunda bilgili olduğuna ilişkin bir ölçüt olamaz. Okullardaki mecburiyetten temelde hiçbir farkı yok. Kitap okumak kişisel bir zevkten başka bir şeyle ilgili değil, hâliyle o masada da olmamıza gerek yok. Ünlü kitap tavsiyesi verenlerin, bir tür beğeni polisine dönüştüğünü düşünüyorum. Bir kitabı sevmeyenlerin ya da sevenlerin edebiyattan, hayattan anlayıp anlamadığını yargısını kimse kimseye veremez, bence. 

Bir influencer’lık nesnesi olarak kitaplar: Baştan söyleyeyim, "Kitap tayt değil ki, influencer’lar neden kitapların linklerini veriyor" demeyeceğim. Kitap okumanın seksi ve havalı bir hâle gelmesinin okuma alışkanlıklarına kuşkusuz faydası var. 

  • TÜİK’in “Yazılı Medya ve Uluslararası Standart Kitap Numarası İstatistikleri”ne göre Türkiye’de 2021’de 72 bin 052 kitap basılmış. 2019’da 68 bin 554, 2018’de ise 67 bin 135. Ayrıca TÜİK Kütüphane İstatistikleri’ne göre 2020 yılında bir önceki yıla göre halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı yüzde 12,2 artmış. 

Herkes kitapları başkalarından duyarak keşfediyor, biriyle aynı kitabı sevmiş olmanın verdiği gönenç başka neyde vardır ki? Burada tavsiyem kısa ve net: Hayır belki de Annie Ernaux hiç size göre değildir. Yanlışlıkla ve çok yanlış bir şekilde böbürlenme nesnesi olan pek çok şeyin içinde, “Orhan Pamuk’tan sıkılmayacak kadar kitap okumuş olmak veya kitap okumayı sevmek” metaforuyla açıklayabileceğimiz bir mesele var. Bu biraz bir kitabı dekorasyon objesi olarak görmeye benziyor. Hayır, bir kitap çok satıyor veya çok sürükleyici diye bir diğerinden daha az değerli değildir. Siz canınız ne istiyorsa onu okuyun.

Olan biteni kaçırmaktan korkmamak: Kitap okuma eylemine içkin birtakım gerçekleri kaçırıyoruz. Okumak, biraz da hayatı kaçırmak demek. Hayatı kaçırabilmek, çağın lükslerinden biri. Svend Brinkmann, Olan Biteni Kaçırma Keyfi: Aşırılık Çağında Kendine Hakim Olmak kitabında şöyle diyor: 

"Kaldıramayacağımız bir bilgi selinin içinde, internette sörf yapmaya çalışırken çoğu zaman düşüp suyun üstünde kalmaya çabalıyoruz. Hayatımızın önemli bir kısmı kendimizi bir biçimde mümkün olduğundan fazla şey deneyimlemeye eğitmekle geçiyor.” 

Kitaplarla ilişkimiz de devasa kitap okuma listelerinin altında kalmamızla nihayetleniyor. Halbuki bunu reddedebiliriz. Hayatı kaçırmanın kendisi olan kitap okumaya dönmeye karar verdiysek, listeleri de kaçırabiliriz. Bir araştırmaya göre kitap okumak daha uzun yaşamamızı sağlıyor. Yani vaktimiz var. 

Biraz da sıkılmak

Bu bir "Kitap okuyamıyorsanız sesli kitap dinleyin" listesi değil, evet. Ben bu aşırılık ve kısa dikkat çağında biraz da uzun uzun okumanın, biraz da sıkılmanın zamanının geldiğini düşünüyorum. Bunu son zamanlarda ABD’de gençlerin bir takılma mekanı olarak kütüphaneleri seçmeye başladıkları bilgisiyle de kafamda doğruluyorum bir bakıma. 

  • Pandemi, her nesle biraz da yalnız olmaktan zevk almayı öğretti. Amerikan Kütüphane Derneği tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, 2022 yılında Z Kuşağı ve Y Kuşağı üyelerinin yarısından fazlasının son bir yıl içinde fiziksel bir kütüphaneyi ziyaret ettiğini ortaya çıkarmış. 

Tabii şunu da eklemeli; Z kuşağı, öncelikle takılmaya gidiyor. Ancak bu esnada kitap da okuyorlar. Araştırmada, Z Kuşağı’nın daha genç üyelerinin, aynı yaş grubundaki daha yaşlı okuyuculardan daha fazla basılı kitap okuduğunu ve Z Kuşağı için basılı kitapların tercih edilen format olduğunu buldu. Bu yazının konusunu biraz da bu araştırma buldu.

Evet, sorumuz "Kitap okuma hazzını yeniden bulmanın bir yolu var mı?" idi. Belli ki var. Dünyanın ve hayatın hız dengesini bulmak için çare en yakınınızdaki kitaplıkta olabilir. Bazı kitaplar sıkıcıdır, fakat sıkılmak da iyidir. Biraz da sıkılalım.

Sürekli tükettiğimiz içeriklerden kafamız biraz şişti hani, parmaklarımız da yoruldu. Uzun okumalar, gerçeklikten kaçmalar iyidir. İyi okumalar! 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Sinem Dönmez

Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta