Bir İstanbul beyefendisi, satrancın elçisi: Mübin Boysan

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Türkiye Satranç Federasyonu’nun ilk başkanı, İstinye Tersanesi müdürlüğü yapmış gemi makineleri yüksek mühendisi babanız Mübin Boysan'ı sizden dinlemek isteriz. Ailesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Konuya babamın babasından başlamak daha yerinde olur. Dedemin ismi Ferit Necdet Mübin. Karadeniz kökenli ve aslında Laz’dır. Rize-Fındıklı (eski adı Viçe) ilçesinin Arılı köyünden (eski ismiyle Pishala). Babaları Kadı Hurşit Bey oğullarını alıp İstanbul'a geliyor. Ferit Necdet Bey İstanbul'da büyüyor. Küçük kardeşi mimar Aydın Boysan’ın babası Esat Bey'dir. Mekteb-i Mülkiye’ye giriyor. 1904 yılında Satvet Lütfi Tozan, Namık Zeki Aral, Nafi Atuf Kansu vesaireyle Cemiyet-i İnkılabiye adında 2. Abdülhamid karşıtı bir cemiyet kuruyorlar; bildiri yayımlıyorlar.
Kuruculardan Satvet Lütfi Bey, ki kendisi Cumhuriyet döneminde büyük bir silah tüccarı olmuştur, tutuklandıktan sonra cemiyette yerine dedem geçiyor. Bir süre sonra onun da Çarşamba’daki evine baskın yapılıyor; fakat suça dair bir şey bulunamıyor. Dedem Mülkiye'deki eğitimini tamamladıktan sonra Gebze’ye kaymakam olarak tayin ediliyor. Tayini çıkmadan önce babaannem Samiye Hanım ile evleniyor. Samiye Hanım'ın babası Rüştü Bey Boşnak asıllı, Heybeliada Denizcilik Okulu'nda bir müzik öğretmeni. Dedemin cemiyetteki arkadaşı Namık Zeki Aral da babaannem Samiye Hanım'ın kız kardeşi Zahide Hanım ile evleniyor. Rahşan Ecevit bu çiftin kızıdır, yani babamın anne tarafından kuzeni. Babamın baba tarafından bir kuzeni de Aydın Boysan’dır.
Babam 1. Dünya Savaşı’nın ilk senesi 1914’te dünyaya geliyor. Dedemin Gebze’deki görevi sırasında, İttihat ve Terakki ile Karakol Cemiyeti üyesi Dr. Fahri Can dedemin yakın mesai arkadaşı oluyor. Millî Mücadele döneminde Anadolu’ya silah kaçırıyorlar. Ankara Hükümeti'nin kararı ile Ferit Necdet Bey 1920’de Bakü’ye konsolos olarak tayin ediliyor. 1926’ya kadar Azerbaycan’da kalıyorlar. Babam Bakü’deyken evde eğitim görmüş, biraz Rusça kapmış ve keman çalmayı da öğrenmiş. 1926’da Türkiye'ye döndükten sonra Galatasaray Lisesi'ne yazdırıyorlar. Liseyi Bedii Gorbon, Musa Tebi, Seyfettin Saraçoğlu gibi isimlerle beraber okuyor ve 1935 senesinde mezun oluyor.
Bir süre sonra dedem Ferit Necdet Bey verem oluyor ve Almanya’ya tedaviye gidiyor. Bir rivayete göre ünlü Prof. Ferdinand Sauerbruch veya ekibi tarafından ameliyat ediliyor. Fakat ameliyat masasında hayatını kaybediyor. Kabristanı Berlin’dedir. Babam her Berlin’e gittiğinde babasının mezarını ziyaret ederdi. Fakat babam öldükten sonra biz maalesef izini kaybettik.
Mübin Bey mühendislik eğitimine nasıl başlamış?
Galatasaray Lisesi mezuniyeti sonrası İTÜ’nün öncülü olan Yüksek Mühendis Mektebi’ne başlıyor. 1936’da Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü Almanya'ya öğrenci göndermek için imtihan açıyor. Arkadaşları ile beraber o imtihana giriyorlar.

Yük. Müh. Mübin Boysan’ın mezuniyet diploması (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
Aralarında Seyfettin Saraçoğlu, Musa Tebi, Suavi Eyice var. Musa Tebi ileriki yıllarda Yüksek Denizcilik Okulu’nda, Saraçoğlu ve Eyice de İTÜ ile Yıldız Teknik üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmıştır. Hepsi bu imtihan sonrası Almanya’daki Technische Hochschule Berlin’e gidiyorlar. Arkadaşları gemi inşaat bölümünü seçerken, babam gemi makineleri alanında eğitim görmüş. 1936-1944 arası Almanya’da kalmış. Mezuniyet diploması 17 Mayıs 1944 tarihlidir.
Almanya’daki eğitim dönemi nasıl geçmiş?
Bana Almanya'daki hayatını epey anlatırdı. Tabii eğitimin yanında babamın başka uğraşları da var. Satranç büyük bir tutku onun için. Hemen satranç çevrelerine girmiş; orada Alman büyükustalarla arkadaşlık kurmuş. Tabii, onlardan yaşça epey küçük. 1938’de henüz bir öğrenci iken Estonyalı usta Paul Keres’e karşı oynadığı simültane partiyi kazanıyor ve bu başarısı Friedrich Sämisch tarafından analiz edilip basında yer alıyor.

Mübin Boysan’ın 1938’de öğrenciyken Estonyalı büyük usta Paul Keres’e karşı oynadığı oyun Alman basınına yansıyor. (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
Diğer bir uğraşı da keman. Galatasaray'da herkesin bir lakabı vardır. Babamın lakabı da kemancıymış. Orada müzik çevrelerine de giriyor. Konserler vesaire derken bir orkestrada ikinci keman çalmaya başlıyor. Keman öğrenmesini babası istemiş aslında. Enstrüman çalmayı bir altın bilezik olarak anlatmış. Çünkü herkes illa ki bir harp çıkacağını biliyor ve olur ki eğitimini alacağı mesleği yapamazsa, başka bir şey yaparak para kazansın düşüncesiyle daha çocukken Bakü’de keman öğretmişler.
1939’dan 1941’e kadar Almanya’da hayatın gayet rahat olduğundan bahsederdi. Savaşın şartları cephede ağırlaşınca Almanya içinde de etkileri hissedilmeye başlamış. Özellikle Amerikalılar hava muharebelerine dahil oldukları zaman B-17 bombadıman uçaklarıyla gelmeye başlamışlar. Bombardıman yaklaştığında, her zaman çalan uyarı sireni ile herkes işi gücü bırakıp sığınağa gidermiş. Tehlike geçtikten sonra herkes sığınaktan çıkıp tekrar işine devam edermiş.
Bitirme imtihanlarına hazırlanmak için Dresden'e gitmişler arkadaşlarıyla. Ne hikmetse bu sefer de bu şehir ağır şekilde bombalanmış. Bu saldırıda kemanı ve bütün arşivi yanıp kül olmuş. Yani, bu yüzden elimizde babamın Almanya dönemine dair hiçbir resim, mektup gibi belge yok.
Bu arada babam o yıllarda Dresden’de okuyan bir başka bursiyer Lütfullah Ulukan’ı da tanıyor. Lütfullah Bey geri dönünce İTÜ’de profesör olmuştu. İTÜ’de profesör olmuş bir diğer Dresden bursiyeri İsmail Hakkı Öz ile de çok yakındı.
Savaş zamanında başından geçen ilginç olaylardan bahsetti mi?
Bir keresinde "Hiç Heil Hitler dediniz mi?" diye sormuştum. Devlet dairesinde iş görmek için ya da bir yere başvurduğunuz zaman resmî bir şey yapmak için bunu demeniz gerekiyormuş.
"Peki, Alman halkı Holokost'u biliyor muydu?" diye de sormuştum. Bildiklerini söyledi. Yahudiler toplanıyor, nereye gittiklerini kimse bilmiyor ama büyük ihtimalle toplama kamplarında ölüme yollandıkları hissiyatı varmış toplumda. Yani konuşulmayan ama göz önünde aşikar olan bir konu olarak gözlemlediğini anlatırdı.
Bu arada bir de kız arkadaşı varmış. Adı Afra, yarı Yahudi imiş. Gestapo onu almaya geldiği zaman gaz ocağına başını sokup intihar etmiş. Böyle de bir acı hatırası var babamın.
Bombardıman sonrası Dresden’den Berlin'e dönüyor ve imtihana giriyor. İmtihanı yapan hocası profesör, bir gün önce bombardımanda evini kaybetmiş, eşini kaybetmiş, her şeyini kaybetmiş ama yine o imtihana gelmiş. Bu çok ilginçtir. Mayıs 1944’te yüksek mühendis olarak mezun oluyor.
1944’te mezun oluyor, yani savaşın son zamanları. Memlekete dönüşü nasıl olmuş?
Okul bitmiş. "Ne yapacağız, ne edeceğiz, nasıl Türkiye'ye döneceğiz?" diye kafa yoruyorlar. Ruslar Polonya topraklarına girmişler, Berlin’e doğru ilerliyorlar. Öyle bir dönem yani. Sokakta giderken tesadüfen Türk büyükelçiliğinden birine rastlamış. Ayaküstü konuyu açmış. Tam o aylarda Türkiye-Almanya ilişkileri de gergin, eskisi gibi iyi değil. Müttefikler ilerledikçe 1944’te Türkiye tavrını değiştirmeye başlıyor. Kademeli bir şekilde diplomatik ilişkileri azaltma eğilimi var Türk tarafında. Görevli, elçilik için ayrılan bir diplomatik vagondan bahsetmiş. "Yer var, istersen gel, bizimle dön, ama tren yarın kalkıyor" demiş. Hemen kaldığı yere gidip eşyalarını toparlamış. O şekilde Balkanlar üzerinden gelmiş memlekete. Yani o gün o elçilik görevlisine rastlamasa hayatı bambaşka olabilirdi.
Geri dönüşü bu kadar rahat olamayanlar da olmuş tabi. Arkadaşı Musa Tebi’yi Berlin'de Ruslar altı ay enterne etmişler. Ülkeyi terk etmeye zorlanan ancak bir şekilde ülke sınırları içinde kalanlar için savaş sonrası kurulan displaced persons camp dedikleri bir kampta tutulmuş. Musa Bey ve diğer arkadaşları daha sonra Türkiye’ye dönebilmişler.
Babam Almanya'dan döndükten sonra önce askere gidiyor, ondan sonra 1946’da annemle evleniyor. 1947’de ben doğuyorum. Fakat ne yazık ki annem babaannemle geçinemiyor ve ben 2,5 yaşındayken boşanıyorlar.
Türkiye’ye geri döndüğünde ilk nerede görevlendirilmiş?
Mecburi hizmeti olduğu için Almanya’daki eğitiminin masrafını karşılayan Denizcilik İşletmeleri bünyesinde çalışıyor. 1950’de bir ihale takibi için New York'a gidiyor. Mannhattan-Riverside Drive’daki bir Rus madamın evinde pansiyoner olarak kalıyor; orada Rusçasını ilerletiyor. Eski Alman mültecilerle irtibatı oluyor. Hayatın en güzel zamanlarından birini geçirdikten sonra Türkiye'ye dönüyor.

Yugoslav usta Svetozar Gligorić’e karşı saatli simültane, 1953 Manhattan Chess Club. (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
Satranç tutkusu Amerika’dayken de peşini bırakmamıştır diye tahmin ediyorum.
Tabii, hemen satranç çevrelerine girmeyi de ihmal etmiyor ve çok iyi dostlar ediniyor. New York’taki meşhur satranç kulübü Manhattan Chess Club’a gidiyor. Hatta orada ünlü Yugoslav usta Svetozar Gligorić’e karşı saatli simültane oynamış.
Amerika seyahati sonrası meslek hayatı nasıl şekillenmiş?
Aradan bir sene geçtikten sonra 1954’ün sonunda bir Japonya seyahati söz konusu oluyor. Japonya'da Türkiye için Batman tankeri, Sakarya şilebi gibi gemiler inşa ediliyor. Bir Türk heyetinin de imalat sürecine iştirak etmesi gerekiyor. Bu seyahat çekirdek ailemiz için de önemli bir dönemeçtir. Babam önce Ankara'ya gidip İş Bankası müfettişlerinden Edip (Kantemir) enişteyi buluyor. Enişteme "Ben Japonya’ya gidiyorum. Annem orda olmayacak. Acaba Selma benimle Japonya'ya gelir mi?" diyor. Yani babam annemle yeniden evlenmek istiyor.

1953 Manhattan Chess Club, sağ üstte kırmızı ok ile gösterilen duvara yaslanmış Mübin Boysan. (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
Annem 19 yaşında evlenmiş, 20 yaşında beni doğurmuş ve genç yaşta dul kalmış bir hanım. Babası askerdi. Dolayısıyla ben çocukken onlarla beraberdim. Dedemin görevi nedeniyle İstanbul, Gelibolu ve Ağrı-Karaköse’de bulunduk. Ben Ağrı’da ilkokul üçüncü sınıfı okurken babamın annemle yeniden evlenme talebi geliyor. Annem de kabul ediyor tabii. 1955’te beraber Japonya’ya gidiyorlar.

Fethi Eralp, Mübin Boysan ve Cemalettin Erem, Türkiye Denizcilik İşletmeleri temsilcileri olarak Japonya’daki tersanede. (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
Tabii o zamanlar Japonya'ya bugünkü gibi hava yoluyla tek seferde gidilmiyor. Önce pervaneli uçakla Irak-Bağdat’a, sonra Pakistan-Karaçi’ye geçiliyor, ordan Sri Lanka-Kolombo ve Singapur üzerinden Japonya’ya varılıyor. Neredeyse bir ayda gitmişler oraya. Japonya’da sipariş gemilerin ilgili süreçlerine nezaret ediyorlar ve 1957’de Batman tankeri ile memlekete dönüyorlar. Benim için de durum ilginçtir, çünkü 10 yaşında bir çocuk olarak babamı ilk kez görüyorum.
1957’de çekirdek aile olarak Türkiye’de yeni bir hayata başlıyorsunuz yani. Bu durum sizin hayatınızı ve eğitiminizi nasıl şekillendirdi?
İstanbul’a geldik. Nişantaşı’nda ev tuttuk. İlköğrenimi Nilüfer Hatun İlkokulu’nda tamamladım. Babam Galatasaray Liseli olduğu için beni oranın sınavına soktu. Bir de bizim semtte İngiliz Erkek Mektebi vardı, bugünkü Nişantaşı Anadolu Lisesi. Oranın da sınavına girdim. İkisini de kazandım. İngilizce Fransızcadan daha geçerli bir lisan diye beni Nişantaşı’ndaki okula gönderdiler. Üniversiteye girişim 1963-1965 arası babamın yurt dışı görevine rastlar. Babam İTÜ’de okumamı istiyordu. Fakat lise arkadaşlarım Robert Kolej’i seçti, ben de babamın Türkiye’de olmamasından istifadeyle İTÜ sınavını kazanmış olmama rağmen Robert Kolej’e girdim.
Babanız görevi gereği uzun süreli dış seyahatlerde bulunmuş anlaşılan.
Ben ortaokuldayken 1959’da babam İskoçya-Glasgow’a gitti. 1961’e kadar orada kaldı. İstanbul Şehir Hatları vapurlarının bazıları orada inşa ediliyordu; Teğmen Ali İhsan Kalmaz ve Turan Emeksiz isimli gemiler vs. Babam Japonya’daki gibi burada da sürecin nezaretine gitti. Tersanede ayağı kayıp düşmüş, bir kaza geçirmiş. Bir yaralanma durumu da olmuştu.

Glasgow’daki Türkiye Denizcilik İşletmeleri ekibi eşleri ile beraber, soldan dördüncü: Mübin Boysan (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
1960’ta Denizcilik Bankası, kurumda çalışanların aile fertlerine bedava seyahat imkanı sunuyordu. Bu fırsattan istifade annemle yaz tatili için babamın yanına gidecektik. Derken 27 Mayıs 1960’ta ihtilal oldu. Kimseyi dışarıya bırakmadılar bir süre. Fakat tanıdıklar vasıtasıyla bir şekilde annem çıkış izni aldı, hatta gemi Karaköy’den kalkmadan yarım saat önce. İlk durak Atina’ydı, ordan Napoli, Cenova ve Marsilya’ya geçildi. Sonrasında demiryoluyla İngiltere’ye gittik. Tatilden sonra annem beni Türkiye’ye bıraktıktan sonra yine Glasgow’a babamın yanına gitti. 1961 sonunda Türkiye’ye döndüler.

Teğmen Ali İhsan Kalmaz gemisi, Mübin Boysan’ın eşi Selma Boysan tarafından Glasgow’da törenle denize indiriliyor. (Hasan Ferit Boysan Hususi Arşivi)
1963 senesine gelelim. Türkiye’nin ilk uzak yol feribotu Truva, Fransa’nın Nantes şehrinde imal ediliyordu. Babam yine önceki seferlerdeki gibi bu proje kapsamında da Fransa’ya gönderildi. Bu sefer annemi de yanına aldı, ben İstanbul’da kalmıştım. 1965’e kadar Fransa’da kaldılar. Bu geminin motorları Mannheim’daki MWM fabrikasına sipariş edildiği için kısa bir müddet Almanya’da da bulunmuş. 1965’te döndükten sonra bir ara Kuveyt’e de gittiği oldu. Sonrasında İstinye Tersanesi Müdürü olarak görevlendirildi. Emekli olana kadar bu görevi yürüttü. 76 yaşında banyodan çıkarken düştü. Başını çarpmasından ötürü beyin kanaması geçirdi ve bunun üzerine 1989’da kendisini kaybettik.
İş seyahatleri konusunu özetlersek kariyeri boyunca Denizcilik İşletmeleri’nin temsilcisi olarak Japonya, İskoçya ve Fransa’da bizim adımıza inşa edilen gemilerin imalat süreçlerine refakat etmiştir.
Mübin Bey kariyeri boyunca aynı kurumda mı çalışmış?
Evet. 1944’te Almanya’dan dönüşünden itibaren emekli oluncaya kadar Denizcilik İşletmeleri ve Denizcilik Bankası bünyesinde bulundu. Hatta bununla ilgili annemin ilginç bir anekdotu vardır. 1960’lı yılların ortalarında annem bir gün "Bu kadar kültürlü adamsın, beş lisan biliyorsun, Denizcilik Bankası dışında başka bir iş bulsan olmaz mı?" şeklinde sözlerle babamın ağzını aramaya çalışmış. Babam bunun üzerine evvelden bahsettiğim babasının arkadaşı Satvet Lütfi Tozan ile görüşmüş. Satvet Lütfi Bey’in çevresi geniş olduğu için ondan ricada bulunmuş anlaşılan. Birkaç mülakata gitmiş, ancak bir şey çıkmamış. Emekli olana kadar aynı işte devam etti.
2019’da Haliç’teki Rahmi Koç Müzesi’nde Seyr-i Sefain’den Türkiye Denizcilik İşletmelerine başlıklı bir sergi düzenlenmişti. Babanızın da içinde bulunduğu 28 kıvılcımın isim ve resimleri de vardı. Burada bir ayrıntı dikkatimi çekti. Gördüğüm kadarıyla, sizin lise arkadaşlarınız Ohio State Üniversitesi’nden Prof. Ümit Özgüner ve Anadol STC-16 projesinin mühendisi Kadri Nişel’in babaları da Denizcilik İşletmeleri bursiyeriymiş.
Evet. Kadri Nişel ile hem Nişantaşı’ndaki High School’da hem de Robert Kolej’de aynı sınıftaydık. Ümit Özgüner de High School’dan arkadaşımdır. Ama o İTÜ’de okudu. Babası da babamın iş arkadaşıydı ama birkaç yaş büyüğüydü. Şekip Özgüner bildiğim kadarıyla Bahriye kökenli bir deniz subayı, Berlin’den 1937’de mezun olmuştur. Babam, İstinye Tersanesi Müdürlüğü görevini emekliye ayrılan Şekip Bey’den devralmıştır. Kadri Bey’in babası Ertuğrul Nişel de babamla aynı yılda 1944’te Liverpool’dan diploma almıştır.
Berlin’de epey kalabalık bir Denizcilik İşletmeleri bursiyer grubu vardı yani.
Babam gibi 1944 Berlin çıkışlı olan Zekai Beşkurt, Cemalettin Erem, Musa Tebi, Mehmet Çakır, Suavi Eyice ve Orhan Erdener’i örnek verebilirim. Onlardan evvel 1935’te Zeyyat Parlar, 1936’da Mesut Togar, 1937’de Bahattin Elgiz ile Şekip Özgüner ve 1943’te Seyfettin Saraçoğlu mezun olmuşlar. Gemi inşaatı, gemi makineleri ve elektrik gibi farklı mühendislik dallarında eğitim görmüşler.
Babam aralarından Musa Tebi ile hem lise, hem üniversite, hem satranç kulübü, hem de müzik çalışmalarından yakın arkadaştı. Tam bir İstanbul beyefendisi diyebileceğimiz bir insandı.

Mübin Boysan, 15. Satranç Olimpiyatı'nda (Varna, 1962) Amerikalı Robert James (Bobby) Fischer'ı izlerken (solda), Dr. Hasan Ferit Boysan, babası Mübin Boysan anısına Türkiye Satranç Federasyonu tarafından 2024’te Rize’de düzenlenen anma turnuvasında (sağda).
Denizcilik İşletmeleri hangi ülkelere öğrenci göndermiş?
2019’daki sergide gösterilen panoda 1932’den 1946’ya kadar verilen mezunlar tanıtılmıştı. Paris, Michigan, Berlin, Liverpool, Glasgow, Cambridge ve Birmingham’a gidenler olmuş. Ağırlık Berlin’de. Ondan sonra Liverpool geliyor.
Son olarak, Mübin Bey’in kişiliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Çok beyefendi biriydi. Ağzından küfürlü bir söz hiç duymadım. Beş lisan bilirdi. Bunun faydasını bulunduğu yabancı ülkelerde epey görmüş.
Kıyafet titizliği ve temizliğine çok dikkat ederdi. Yemek kültürüne çok önem verirdi. Boğazına çok düşkündü. Özellikle zeytinyağlı yemeklere bayılırdı. Favori yemeği lüfer ızgaraydı. Yemek aralarında kesinlikle hiçbir şey yiyip içmezdi. Öğle yemeklerinde bazen, akşam yemeklerinde her zaman bira içerdi. Biradan başka nadiren de olsa içki içmezdi. Alman Stern mecmuasının bilmecelerini çözmekten çok zevk alırdı.
Daha fazla bilgi için:
- Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri projesi
- Bi’ Dünya Kıvılcım Derneği
- 24 Kasım'da başlattığımız "Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri" dizisinin ilk röportajında Prof. Dr. Selçuk Şirin cumhuriyetin eğitim vizyonunu, yurt dışına gönderilen öğrencileri ve dönüşlerinde Türkiye'nin her alanda büyük bir atılımlara imza atmasına nasıl yardımcı olduklarını anlatmıştı. Prof. Dr. Dursun Koçer'in hocası Nüzhet Gökdoğan'ın Türkiye'de astronomiye katkısını anlattığı röportaja buradan, Dr. Orhan Veli Özbayrak'ın "Türk Beşleri"ni anlattığı söyleşiye buradan, dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı'nın hikayesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bülent Eczacıbaşı, babası Nejat Eczacıbaşı'nı anlatmış; Prof. Dr. Nilüfer Öndin ise Türkiye'nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Bengütaş üzerine konuşmuştu. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın yapısını ortaya koyan jeoloji profesörü İhsan Ketin'i, Celal Şengör'den dinlemiştik. Dizinin son yazısında ise Türkiye arkeolojisinin büyük hazinesi Ekrem Akurgal'ı, mühendislik alanında önde gelen isimlerinden olan oğlu Ali Akurgal anlatmıştı. Genç Cumhuriyet'in ilk uçak mühendislerinden Fuat Dörtbudak'ın hayatını ve Cumhuriyet'in sanayi gelişimine verdiği emekleri kızı Tomru Önalp'ten dinlemiştik. Son iki yazıda ise Türk Eğitim Vakfı'nın kurucu üyesi, eski bakanlardan Şahap Kocatopçu'yu ve İTÜ'nün en saygın makine mühendislerinden İsmail Hakkı Öz'ü kızları anlatmıştı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Dr. Emir Öngüner (Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri)
Makine mühendisi.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.






