Bir Liman İşçisinin En Mutlu Günü

Bir insanı en çok ne mutlu edebilir? Bir işçiyi mesela. Mutluluk bir maratonsa eğer, finalde ona ulaşmamızı sağlayan şeyler çok bellidir aslında. Hayat belirgin çizgilerle çevrelemiştir bu tanımın etrafını. Doğduğumuz günden beri de, bizlere dolaylı yoldan böyle öğretilmiştir hep. Eğer sevdiğin bir işin varsa, seni seven bir eşin varsa, bir de dünya tatlısı iki çocuğun varsa mutlusundur. Geçimini tersanede çalışarak sağlayan, küçük bir kasabada, ortalama bir hayat yaşayan bir İngiliz; Pazar günü maçı izlemek için gittikleri köşedeki Pub’dan eşini ve çocuklarını alıp çıkarken, muhtemelen hayatının en mutlu günlerinden birini yaşadığının farkındaydı.
Liverpool ezeli rakibi Manchester United’ı mabedi Old Trafford’da öylesine sürklase etti ki, derbinin yankıları uzun sürecek gibi duruyor. İlk 45 dakikanın sonunda, tabela 0-4’ü gösteriyordu ve ikinci devre başlar başlamaz fark 5 oldu. İşte bundan sonrası daha travmatikti United cephesi için. Skorun getirdiği özgüvenle, rahatça top çeviren Liverpoollular’a baskı dahi yapmıyordu Solskjaer’in öğrencileri, “Artık yeter!” dercesine.

Görsel: Sky Sports
İşin nasıl oldusuna gelirsek; bana kalırsa maç önüne, iki teknik direktörün kadro seçimleri ve oyuncular için belirlediği rollerle başlamamız gerekiyor. Geldiği günden beri eleştirilse de, böyle sınavları genellikle iyi vermişti OGS. Zaten hala takımın başında olmasını sağlayan şey de, büyük maç performanslarıydı. Fakat bu sefer fena çuvalladı. Orta sahadaki Pogba yerine McTominay tercihi, üstüne bir de Pogba’nın oyuna sonradan girip, 15 dakika içinde atılması krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Ayrıca Pogba’nın olmaması, merkezdeki tüm top trafiğini öldürdü ve hücumu iyice işlevsizleştirdi. Savunma çizgileri de stoper tandemi Maguire-Lindelöf olan bir takım için çok öndeydi. Rakibin son zamanların en formda Liverpool’u olduğu düşünülürse, bu fazla cüretkar bir 11’di.
Kloop ise pek farklı bir şey denememişti. Liverpool zaten kolay pozisyona giriyordu. Liverpool bu kadar kolay pozisyona girerken, ManU’nun hep bir ekstra araması gerekiyordu. Formasyonda Firmino her zaman olduğundan bir tık daha geriye çekildi, maçın çoğunu 10 numara pozisyonunda oynadı. Bu sayede ileride hem oyun kurmaları kolaylaştı, hem de Salah’a geniş bir alan verildi. Salah da atletizm yarışlarındaki tavşan atletler gibi tempoyu belirleyen isimdi. Gerçekten sahada Salah ne isterse o oluyordu. Form durumu da gözetilirse, bence artık dünyanın en iyi futbolcusu tartışmalarına da noktayı koydu. Bir kez daha gösterdi ki, o en iyisiydi.
Manchester United Rashford ve Greenwood gibi pırpır kanatlarıyla, ileride pres yaparak başlamaya çalıştı ama bu pres gölgeden öteye gidemedi. Konate’nin topla yaptığı driplingler suni baskıyı çok rahat kırdı. Liverpool, United’ın verdiği alanları her seferinde cezalandırdı. Ronaldo ileride çok yalnız kaldı ve maç içinde zaman zaman öfkesine yenilip çığırından çıktı. Jones’a yaptığı sportmenliğe aykırı hareketten ötürü bence onun da oyundan atılması gerekiyordu. Bu öfkesini doğuran şey de aslında Liverpool’un onu göbekte Henderson-Keita (ve sonradan oyuna giren Jones), beklerde Arnold-Roberson ile bir örümcek ağına almasıydı. Çoğu zaman stoperlere bile ulaşamadı. Böyle sancılı bir süreci dünya en son kıtalar birbirinden ayrılırken yaşamıştı herhalde.
Özetle Liverpool, aradaki siklet farkının hala çok büyük olduğunu kanıtladı. Üst üste gelen Watford, Atletico ve Manchester United fikstürünü tam 13 gol atarak tamamladılar. Geçen seneki sıkıntılardan sonra bize yine büyüleyici bir performans izletiyorlar. Klopp’un Analiz-Sentez oyunu tıkır tıkır işliyor ve hala şampiyonluğun en büyük adaylarından biriler.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Görkem Alkan
Author @This is England.

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR




