Bir Sene Daha


Afetzede öğrenciler için umut: Türk Eğitim Vakfı 55 yıldır eğitimde fırsat eşitliği için çalışan, Türkiye’nin en köklü vakıflarından olan Türk Eğitim Vakfı (TEV) depremlerden etkilenen bursiyerleri ve eğitim çağındaki tüm gençler için imkânlarını seferber ediyor. Deprem bölgesindeki 2.500’den fazla bursiyerine ek barınma burs desteği için 3 milyon TL , burs için başvurmuş olan ancak kontenjan sınırlaması nedeniyle kabul alamamış ve afet bölgesinde olduğu tespit edilen 1.300 öğrenciye ise acil destek için yaklaşık 2 milyon TL yardımda bulunan TEV , bunların yanı sıra depremden etkilenen 1.000 yeni üniversite öğrencisine 4 aylık burs vermeye hazırlanıyor. Nasıl başvurulur? Bursa başvurmak isteyen öğrencilerin Türkiye sınırları içerisinde yer alan bir devlet üniversitesinde öğrenci olması, afetten etkilenen 11 ilden birinde ikâmet etmesi ve TEV ’den hâlihazırda burs almıyor olması gerekiyor. Mart ve haziran ayları arasında verilecek burs için son başvuru tarihi 7 Mart . TEV ’in afetzede gençlere destek olmak için planladığı uzun soluklu ve sürdürülebilir çalışmaları incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AKP’nin meclis çoğunluğunu alarak iktidara gelip, Acil Eylem Planı çerçevesinde konut seferberliğini açıklamasının ardından 20 yıldan fazla zaman geçti. Konut seferberliği ve planlı kentleşme hedefiyle 58. hükümet ve ardından gelen AKP hükümetleri kamunun konut üretiminde rolünü arttırmayı ve özel sektörü kamu destek ve regülasyonlarıyla teşvik etmek suretiyle depreme dayanıklı ve planlı kentler yaratmayı, dar gelirlilerin ucuz ve güvenli konuta erişimini arttırarak barınma sorununu ve bu sorunun tezahürü olan gecekondulaşmayı çözmeyi ve bu hedeflere ulaşırken ekonomik büyümeyi ve istihdamı arttırmayı vadediyordu.
Peki 20 yılın ardından ülkenin dört bir yanı şantiye dönmüş, milyonlarca konut üretilip, ülke kaynaklarının ciddi bir kısmı inşaat sektörüne aktarılmışken bu vaatlerin neresindeyiz? Henüz resmiyete dökülmemiş olsa da yıkılan binlerce binanın enkazında can vermiş muhtemelen yüz bine yakın insan, daha fazla yaralı, neredeyse haritadan silinmiş mahalleler, kentler. Bir diğer deprem bölgesi olan İstanbul ve çevresinde riskli yüz binlerce bina, yıllar içerisinde imar hakkı verilerek yapılaşmış yüzlerce toplanma alanı, yine bir deprem anında son derece işlevsel olacak kent içindeki askeri arazileri üzerinde tek tek yükselen lüks konut siteleri; 2018 yılından beri defalarca uzatılan imar barışıyla yasallaştırılan riskli veya planları ihlal eden varsıl ve yoksul kesimlerin evleri, binaları.
Depreme hazırlık es geçildi de vadedildiği gibi barınma sorunu çözüldü mü? Bunun da cevabı koca bir hayır. Dar gelirlileri kira öder gibi konut sahibi yapacağız diye çıkılan bu yolun sonunda orta sınıfın kirasını ödeyemediği, bir yılda ikiye katlanan kiralardan dolayı devletin mevcut kiracılar için kira artışını yüzde 25 ile sınırlandırmak zorunda kaldığı ama son kertede güvenli işi ve asgari ücretin birkaç katı maaşı olanların bile bugüne kadar yaşadıkları mahallelerde eve çıkamayıp taşınmak zorunda kaldığı bir emlak piyasası. Aynı dönemde ev sahiplik oranının yükselmek yerine düştüğü ama bir yandan tam anlamıyla finansallamış küresel bir yatırım aracına dönüşen yüz binlerce lüks konutun boş durduğu kentler. Mesele sayısal bir büyüme ise inşaatın ekonomik büyümede ve istihdam artışında oynadığı söze diyecek bir şey yok. Peki nasıl bir büyüme nasıl bir istihdam yapısı? Emeğin milli gelirden aldığı payın her yıl düştüğü, çevresel yıkıma yol açan bir büyüme modeli.
Kim peki bu binlerce cana malolmuş başarısızlığın sorumlusu? Türkiye’yi başkanlık sistemi adı altında yöneten sorumsuzluk rejiminin açıklamalarına göre kentsel dönüşüme itiraz edenler: İktidarın yürüttüğü kentsel dönüşüm modelinin yoksulları yerinden ettiği/edeceği, borçlandıracağı, gündelik hayatlarında önem teşkil eden sosyal ağları ve ilişkileri parçalayacağı, mekansal ayrışmayı derinleştireceği için itiraz edenler; kentsel dönüşümün deprem riskinin fazla olduğu yerlerde değil rant imkanın fazla olduğu yerlerde uygulanmaya çalışıldığını, dönüşümün birincil amacının sermaye birikimi ve transferi olduğunu, mega projeler yerine depreme hazırlığın öncelik taşıması gerektiğini söyleyenler; kapsayıcı ve adil bir dönüşümün yerelin katılımıyla mümkün olduğunu vurgulayanlar; tamamen mülk sahibi müteahhit pazarlığına bırakılacak bina/ada bazlı dönüşümün yapı yoğunluğunu ve yüksekliğini arttıracağını, plansız, denetimsiz ve kaliteli olmayan bir konut stoğu üreteceğini ya da emlak değerinin çok yüksek olduğu yerlerde gerçekleşeceğini dolayısıyla depreme dayanıklı kentler yaratmayacağını söyleyenler; yapı denetiminde meslek odalarının rolünü savunanlar…
Oysa cezai sorumluluk ancak adil yargılanma süreci sonucunda belirlenebilecek olsa da siyasi sorumluluğu saptamak için kerteriz alabileceğimiz basit bir ilke var. Yetki kimdeyse sorumluluk ondadır. Söz konusu kentsel dönüşüm olduğunda bu ilke sadece hükümetin ülkeyi kesintisiz 21 yıl meclis çoğunluğuna sahip olarak yönetmekten gelen genel sorumluluğunu değil kentsel dönüşümü hayata geçirmek için merkezde topladığı muazzam yetki ve kaynakların sonucu taşıdığı sorumluluğa işaret ediyor. Bu merkezileşme sürecinin ilk etabı Başbakanlığa doğrudan bağlı bir kamu idaresi olan Toplu Konut İdaresi'nin (TOKİ) bir dizi yasayla (bkz. 4966, 5162, 5273, 5582, 5609 sayılı kanunlar) yeniden yapılandırılmasıydı. AKP’nin ilk döneminde geçen bu yasalarla TOKİ’nin arazi stoğu on katına çıkmış, esas görevi dar gelirliler için erişilebilir konut sağlamak olan TOKİ özel sektörler birlikte üst sınıflara yönelik gelir paylaşımlı-kar amaçlı konut projesi üretme hakkına sahip olmuş, çeşitli alanlarda kentsel dönüşüm projesi yapma ve bu projeler içinn gerekli planlama yetkilerini elde etmiştir. Emlak piyasalarında hem arsa sahibi hem düzenleyici kurum hem de konut üreticisi olan TOKİ aynı zamanda mortgage piyasasında aktör haline gelmiş ve finansal kurumlara ortak olma imkanını kazanmıştır. TOKİ’nin açtığı kamu ihaleleri ise Sayıştay denetiminin dışına çıkarılmıştır. Kısacası, imar ve planlama mevzuatını birçok şehir plancısının vurguladığı üzerini delik deşik ederek istisnai bir planlama alanı yaratan, yerel yönetimleri isterse devre dışı bırakabilen merkeziyetçi, denetimsiz ve otoriter bir karar alma süreci başkanlık sistemine geçişten en az 10 yıl önce kentsel planlama alanında hayata geçmişti. Gerekçe on yıl sonra ülkenin tüm yönetim sistemini benzer yönde değiştirirken kullanılanla benzerdi. Depreme hazırlık gibi acil meseleler için hızlı ve efektif bir yapıya ihtiyaç vardı.
TOKİ’de toplanan yetkiler iktidarın kentsel dönüşüm modelini hayat geçirmek için yeterli olmadı ki 2011’de ikinci bir merkezileşme hamlesi yapıldı. Üçüncü köprü, yeni havalimanı, Kanal İstanbul gibi İstanbul’un kuzeyinde ormanların olduğu bölgenin imara açmaya yönelik “çılgın” mega projelerin AKP’nin seçim kampanyasının merkezine oturduğu Haziran 2011 seçimlerinin ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu, Bakanlığaı eski TOKİ başkanı ve Erdoğan’ın belediye yıllarından beri sağ kolu Erdoğan Bayraktar getirildi. Ekim 2011’de gerçekleşen Van Depremi’nin ardından 2012 yılında depreme karşı dayanıklı kentler yaratma gerekçesiyle meclisten geçen 6306 sayılı Afet Yasasıyla yeni olağanüstü yetkiler merkezde toplandı, mevcut planlama mevzuatının dışına alınacak istisnai bir yasal çerçeve oluşturuldu. Bakanlar Kuruluna riskli alan ilan etme yetkisi verildi, risk alan ve binaların dönüştürülmesi sürecinde Şehircilik Bakanlığı her türlü planlama ve uygulama yetkisine kavuştu. Bunun yanı sıra yasa, bir önceki dönemde TOKİ’nin başlattığı projelere gelen tepki karşısında, müteahhitlerle mülk sahiplerini doğrudan anlaşarak bina ve ada bazlı dönüşüm faaliyetlerini de teşvik etmekte olup, bu proje alanlarında projelere itiraz edebilecek azınlığın mahkemeler yoluyla itiraz etme kanallarını da sınırlandırmaya çalıştı. 2/3 çoğunluğun olduğu binalarda mülk sahiplerinin bile hakları kısıtlandı. 2013 yılında yasanın hemen ardından konuştuğum bir Bakanlık yetkilisine bu yasal çerçevenin hak ihlallerine yol açabileceğini sorduğumda kendilerini kalp doktoruna benzetmişti. Nasıl ki hasta, doktorun bypass kararına itiraz etmiyorsa, vatandaşlar da canlarını kurtarmak için müdahale eden devlete itiraz etmemeliydi. Kısacası imar ve inşaat faaliyetlerinin önündeki her türlü engeli merkezileşme yoluyla aşmanın yasal altyapısı yaratıldı.
Kentsel dönüşümün kurumsal çerçevesine dair bu kısa değerlendirme dönüşüm yetkisinin nerede olduğuna, dolayısıyla siyasi sorumluluğun kimde olduğuna dair şüphe bırakmıyor. AKP iktidarı her türlü yetkiyi elinde toplamasına rağmen ve bu yetkileri kullanarak milli servetin büyük bir kısmını inşaata aktarmasına rağmen vadettiği dönüşümü gerçekleştirememiştir. Bugün bir sene daha isteyen AKP yönetimi bugüne kadar yaptıklarından başka bir şey vadetmiyor. Yurttaşın sürece katıldığı, özerk kamusal bir denetimin olduğu, bilimin yol gösterdiği adil ve eşitlikçi bir model yok. Yaşanılan felaketin hesabını sorabilecek kurumsal bir mekanizma da yok. Bunun yerine hemen başlatılan ihaleler, seçimler öncesi semirtilip kampanya finanse ettirilecek müteahhitler, canlandırılmaya çalışılan Kanal İstanbul projesi var. Bu dönüşüm modeline itiraz eden İstanbul Şehir Plancıları Odası eski başkanı Tayfun Kahraman’ın, İstanbul Mimarlar Odası eski başkanı Mücella Yapıcı’nın ve Mimarlar Odası avukatı Can Atalay’ın tüm hukuk normlarını yerle yeksan eden bir yargılama süreciyle hapse atıldığı bir düzen var. Bizler içinse yurttaşların yönetenleri sorumlu tutabileceği bir rejimi kurmaktan başka çare yok…
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İYİ Parti lideri Akşener, “Altılı Masa millet iradesini yansıtma vasfını kaybetmiştir” dedi; CHP lideri Kılıçdaroğlu “Yolumuza devam ediyoruz arkadaşlar” açıklamasını yaptı.
04 Mar 2023

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.



