Bir toplum hastalığının anatomisi: Omurgasızlık

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İnsanların veya kurumların sırf “güçlü”nün yanında yer almak için aslında başka bir şeyi savunurken kendi menfaatleri doğrultusunda savundukları şeyin tersi istikametinde davranmaları veya buna çanak tutmaları hem Türkiye hem de dünya siyasetinde gördüğümüz ve çok yakından bildiğimiz bir durum.
Bu kişilerin duruşları çıkarlarına göre değiştiği için son derece esnek olduklarını ve her biçime kolayca girebildiklerini görürüz. Söz gelimi Türkiye'de çocukların cinsel istismarı, kadın cinayetleri karşısında koruyucu bir yasa getirmeyip hayvan katliamını meclise taşıyanların sürekli ahlaktan bahsettiğini görebiliyoruz. Filistin meselesinde neredeyse bütün dünyanın, çıkarlarını korumak için korkunç bir katliama göz yumduğunu çok uzun zamandır elimiz kolumuz bağlı izleyebiliyoruz. Son olarak Meclis'te Ahmet Şık'ın saldırıya uğramasından sonra insan hakları avukatı bir siyasetçinin Alpay Özalan’la ilgili “Kral gereğini yaptı” diyebildiği, Osman Kavala’nın hâlâ içeride olduğu ancak Dilan Polat’ın tahliye edildiği bir hukuk ortamını soluyabiliyoruz.
Yaşanan riyakarlık, artık izah edilemeyecek bir boyutta. Bir “çağ yangını” bu. Kalplerimiz, zihinlerimiz lime lime…
Omurga neye yarar?
Öncelikle "omurga"nın ne olduğundan başlayalım. Wikipedia’daki açıklamasına göre omurga, insanların ve hayvanların çatısını, duruşunu, destek yapısını meydana getiren temel sistemdir. Kasların tutunduğu, iç organların muhafaza edildiği organik yapı. Omurganın işlevi ise başın, gövdenin, göğüs ve karın boşluğundaki birçok iç organın ağırlığını taşımak ve bunlara sağlam bir destek olmak, baş ve gövdenin hareketlerini sağlamak.
- Ezcümle omurganın dik duruşu sağlayan önemli bir yapı olduğunu söyleyebiliriz.
Omurga takdir edersiniz ki sadece bedene değil, ruhsallığa, karaktere, zihin işleyişine dair de önemli bir kavram. Bu kavramı dirayetli, ilkeli, tutarlı gibi sıfatlarla somutlaştırabiliriz. Omurgasızlığa baktığımızda ise "omurgasız" olarak adlandırılan canlıların yapılarında hiçbir iç iskelet sisteminin bulunmadığını görürüz. Dolayısıyla dik duramazlar.
Omurgasız bir zihin dünyasının özellikleri ise sözünün arkasında duramamak, düşündüğü gibi yaşamamak, olayların kenarından kıyısından geçmeye çalışmak gibi özelliklerle veya “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”, “Köprüden geçene kadar ayıya dayı diyelim”, “Ne şiş yansın ne kebap” gibi atasözlerimizle tanımlanabilir.
- Bu durum siyasetten ilişkilere, sanattan spora kadar her alanda ve her dönemde kendini gösterebiliyor ne yazık ki.
Omurgasızları tanımak
Omurgasızlıktan muzdarip kişiler omurgasız olduklarını bilinçdışı bir şekilde bildikleri için de sanki güçlünün, popüler olanın, zenginin yanında durarak kendilerine oradan bir omurga devşireceklerine inanırlar. Bu hazin gerçeklikleriyle onları yüzleştirdiğinizde ise türlü savunma mekanizmaları geliştirdiklerini görürüz.
Değişimden söz ederler size, "Ben değiştim" derler, omurgasızlığı değişim diye dayatırlar veya kendilerince değerli buldukları birtakım özellikler sıralarlar; dostluk, komşuluk, iyilik, vefa gibi… İsterler ki siz de onların yaptığı gibi göz yumun, görmezden gelin. Eğer bunu yapmazsanız işte o zaman dikenlerini çıkaran korkunç yaratıklara dönüşürler. Omurgasız kişiler dik bir duruşa sahip olamadıklarından dolayı karşısındakine gerektiği durumlarda sınır koymayı, “hayır” demeyi de bilemezler. Ve bunu yapma gerekçelerini yine kendilerince rasyonelize ederler. "Çünkü ticaret yapıyoruz derler," "Çünkü komşuyuz," derler, "Çünkü akrabayız" derler.
Omurgasızların hafızaları yoktur. Ne geçmişlerinin ne de geçmişte yaptıkları hataların arkasında durabilirler. Davranışlarının sorumluluğunu hiçbir şekilde alamazlar. Onlar için sadece şimdi vardır. Dün, dünde kalmıştır. Kendilerinin hafızası olmadığı gibi, başkalarının da hafızası olmadığını, geçmişi hatırlamadığını sanırlar. Hatırlatacak olursanız da çok kuvvetli bir inkarla karşılaşırsınız. İnkarları öyle kuvvetlidir ki bir an aklınızdan şüphe edersiniz, acaba düşündüğüm gibi olmadı mı diye? Dolayısıyla manipülasyonu iyi öğrenmişlerdir yuvarlak hatları sayesinde.
Omurgasızlık durumunu ikili ilişkilerde de rahatça görebiliriz. Öncelikle ilişkilerine sahip çıkmazlar, ellerini taşın altına sokmazlar, ilişkiye dair herhangi bir risk almazlar, verdikleri sözleri tutmazlar ama ilişkiden gitmezler de… Korkaktırlar çünkü, pasiftirler. Sınır koymakla veya “hayır” demekle ilgili ciddi bir zorluk yaşarlar. Çünkü sınır koymak, bu kişiler için sevilmeme, kabul görmeme riski taşıdığından dolayı ve onlar için başkasının onayını almak hayati derecede önemli olduğundan ne yazık ki sınır koyarak kendilerini var etmekten yoksundurlar. Eğer bunları yaparlarsa sahip olduklarını varsaydıkları birtakım ayrıcalıkları yitireceklerini zannederler. Bu, başka ilişki ihtimalleri (bkz. "adını koymayalım"cılar, "takılalım"cılar), sosyal bir çevreden dışlanma ihtimali, başkasının sevgisini, onayını kaybetme olasılığı da olabilir...
Yengeç, salyangoz, ıstakoz gibi bazı omurgasız canlılara baktığımızda sert kabuklarının olduğunu görürüz. O sert kabuk, içerideki kemiksiz, yumuşak yapıyı korumak içindir. Omurgasız insanların da bazılarının ruhsal kabuklarının çok sert olduklarını görebiliriz. Değişime dirençlidirler, işlerine gelmeyen konularda asla sizi duymazlar. Bu insanlarla ne tartışabilirsiniz ne de kavga edebilirsiniz. Çünkü tartışmak bir beceridir ve bu kişiler o beceriden yoksundur. Bu sebeple ya kaçıp giderler ya da kolayca çirkinleşebilirler. Çoğunda gözlemlediğim pasif agresif bir tutum vardır. Yani hiçbir şey yapmadan karşındakini çileden çıkarma özelliği.
Ben omurga yoksunu insanları biraz da “el iyisi” olarak görürüm. Çünkü bu kişiler asla içeride (evin içinde, ilişkinin içinde, ülkenin içinde) dışarıdan gözüktüğü gibi değillerdir. İçeride karısına/kocasına, çocuklarına ya da halkına zulmeder, zulmetmese bile etkisiz elemandır ama dışarıda iyi insanı oynar, herkesin yardımına koşarlar. Halbuki iyi değillerdir. Sadece karşı tarafa sınır koyamadıkları için ve onların beğenisini, takdirini, onayını almaya bağımlı oldukları için “iyiymiş” gibi gözükürler. Ne hazindir ki asla kendi gibi oldukları bir hayat sürdüremezler, hep ötekine bağımlıdırlar.
- Omurga, bedeni kendi içinde tutarlı bir bütün olarak görmemizi sağlar. Omurgasızlık ise özünde bir tutarsızlık hikayesidir. Nereden tutsanız elinizde kalır çünkü, oraya buraya bulaşır.
Peki neden böyledirler? Elbette bunun cevabı kişilerin geçmişinde saklıdır ve her cevap da kişiye özel olacaktır. Bu ayrı bir yazı konusu olmakla beraber şu kadarını söyleyeyim başka bir var olma yolu bilmedikleri ve öğrenmedikleri için böyle bir varlık yolu benimsemişlerdir. Derinlerde çok yoğun kaygıların, korkuların olduğu aşikar. Fakat ilişkinin diğer tarafında olanlar bazen karşılaştığı o şeyi çözemeyebilir, anlamayabilir, zira kimsenin böyle bir sorumluluğu da yok ama kendimizi o zorlayıcı şeyden korumak gibi bir hakkımız ve sorumluluğumuz var. Bunu hatırlasak yeter.
Bunca laf, omurganın ne olduğunu anlamaya ve onu korumaya yönelik. Maazallah “omurga” bir kırılırsa felç dahil bir sürü hayati sorunu da beraberinde getirebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Suriye ile normalleşme, Sisi ile barışma. YouTube kanallarına RTÜK lisansı mecburiyeti. Belediyede akrabalar iddiası. İmamoğlu'ndan "hodri meydan." CHP'de kurultay, AK Parti'de kongre. Teğmenler tartışması.
05 Eyl 2024

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel
Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




