Bir trajedi mi?: Kurak Günler

✏️ Efe Reis
Kurak Günler’in yönetmeni Emin Alper filmin senaryosunu yazarken en çok Ibsen’in Bir Halk Düşmanı ve Miller’ın Cadı Kazanı metinlerinden esinlendiğini belirtiyor. Buraya üçüncü bir etki daha eklemek isterdim: Conrad’ın Karanlığın Yüreği. Çünkü savcının belki de en nihayetinde fark etmesi gereken şey yargıladığı çorak karanlığın bir benzerinin kendisinde de olması. Film, bu noktanın oldukça farkında. Ama kayıtsız homoerotik gerilimler ve güncel siyasal avuntular sanki bu noktanın hakkını veremiyor.
Yerel geleneklere uygun bir "trajedi"
Beliz Güçbilmez, filmle ilgili Instagram'da paylaştığı yazısında filmin yerel geleneklere uygun bir trajedi olarak okunabileceğini söylüyor. Kendisine bir noktaya kadar katılıyorum. Filmin özellikle güçlü bir şekilde işlediği konu savcının eylemlerinin şehrin üstüne saldığı lanet (miazma).
Film ilerledikçe ve gözaltılar da arttıkça suyun iyice çekildiğini, obrukların açıldığını görüyoruz. Sanki çeşme başındaki kuyruklar savcının acele alınmış kararlarını takip ediyor. Aynı zamanda burada hikâyenin trajediye modern bir nüans kattığı yerle karşılaşıyoruz. Miazma'nın, kasabada yaşanan su sıkıntısının kaynağı savcının eylemleri olmasa da birtakım siyasal ilişkiler ve hamleler sonucunda böyle olduğuna inanılıyor. Seküler terimlerle hayal ettiğimiz siyaset meydanında inançların nasıl işlediğine ve bu inançların lince kadar nasıl taşınabileceğine dair isabetli bir serim yapıyor film bu noktada.

Kurak Günler'in Letterboxd sayfasındaki en popüler yorum
Kurak Günler bir trajedi mi?
Fakat trajedi etiketini sonuna kadar taşıyabiliyor mu Kurak Günler? Bir peripeteia mevcut mu bu hikâyede?
Türkçe ifade edersek filmin hikâye evrenini oluşturan verili koşullarda karakterin eylem ve inançlarına bağlı ani bir değişim ve dönüşüm görebiliyor muyuz? Türkiye “gerçekliğine” maruz bırakılmış bir kitle olarak en baştan bu işin nereye gideceğini öngörebiliyor değil miyiz?
Tabii, trajedide de seyirci zaten işin her zaman nereye gidebileceğini bilir. Önemli olan karakterin o gidişi sahnede yaşaması, yaşatması ve karakterin bu ani değişimin tohumlarının kendi eylemleri içinde nasıl filizlendiğini fark etmesidir; verili durumun (miazma’nın, kuraklığın, toplumsal yozlaşmanın) benliği ve eylemleriyle ilişkisini gösterip bu filizlerden ateşle arınmaktır.
Oidipus ve savcının farkı: Belirttiğim gibi, film, miazma'nın savcıyla olan bağının kurulmasında trajedinin kutsal mantığını kullanmaktansa bu mantığın işleteni olarak yerel halkı seçiyor. Kral Oidipus trajedisinde kuraklığın sebebinin Oidipus olduğunu seyirci biliyor, bunun sebebinin Oedipus’un kaderine karşı gelerek Tanrı’lara baş kaldırması olduğunu da biliyor, fakat ne halk ne de Oidipus bunun farkında değil. Kurak Günler’deyse miazma'nın kaynağının savcı olduğunu halk biliyor; biz seküler izleyiciyse bunun yanlış bir inanç olduğunun farkındayız. Burada filmin izlediği yol bu inancın nasıl işlediğini göstermek.

Savcı Emre
Hamartia: Savcının trajik kusuru
Trajediye ait olarak inceleyebileceğimiz en son mesele hamartia. Hamartia, kahramanın trajik kusuru anlamına geliyor. Bütün eylemlerinde tutarlı bir inatçılık, prensiplerine körü körüne bağlı olmak karakterleri trajik sonlara götüren ve sık karşılaştığımız hatalardan. Yerel ilişki ağlarını göz önünde bulundurmandan sadece verili statüsünden yararlanarak gözaltı kararları veren savcıda trajik kusuru bulmak zor değil.
Filmin en güçlü yanlarında biri, karakterin beğenmediği ve hor gördüğü (hâkim, savcıyı yerel halkı aşağı görmemesi için uyarır) halkın batıl karanlığının kendisinde de olabileceğini fark etmesi. Yine de tam da bu farkındalığın hakkını veremediğinden filmin en büyük arazı da burada.
Savcının gözaltı kararları üzerinden: İşaret etmek istediğim nokta, bu yeni farkındalığın savcının eylemlerine yansıyıp yansımadığı. Kendi karanlığıyla karşılaşınca idealizmini korumak için daha yoğun bir şekilde gözaltı kararları almaya başlıyor diyebilir miyiz?
Gözaltı kararları, filmin verili durumundaki savcının eylemleriyle tutarlı olduğu için, böyle bir argümanda bulunamayacağımızı zannediyorum. Filmde savcının da tecavüzde parmağı olabilir şüphesinin filmin sonunu getiren olaylar silsilesinde bir yeri olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunu demek için artan gözaltlarıyla bu farkındalık arasında bir bağ kurmalıyız.

Hâkim ve savcı
Savcının peşinde olduğu: Davanın peşinde olmasının sebebi ne?
En başa dönelim, savcı tecavüz davasının peşine neden düşüyor? Çünkü bu yapılması gereken doğru şey. Film boyunca eylemleri, başta çizilen taze ve idealist savcı tiplemesiyle tutarlı. Bu karanlığın en beklenmedik yerde aniden ortaya çıkışıyla filmde linçe kadar uzanan olaylar silsilesi nasıl etkileniyor?
Karanlığın ani ortaya çıkışı, yani savcının tecavüz suçuyla ilişkilenebilir olmasının savcının eylemlerini etkilediği tek alan gazeteciyle olan yakınlaşması. Savcı, ifadesini gazeteciye dayandırarak karanlığın üstünü çiziyor; o geceye dair kendi masum ifadesini kurabilmek için gazeteciye yaslanıyor. Hamartia’yla ilgili mesele böylece yerel halkla ikame edilip hızlıca geçiştiriliyor.
Lince sebep olan: Öte yandan, halkın umurunda olansa savcının tecavüz edip etmediği değil, savcının kime yaslandığı. Böylece trajik kusur tamamen eşcinsel figürün omuzlarına bırakılıyor diyebilir miyiz? Savcının trajik kusuru kendini ötekileştirmek pahasına, ama kendini aklamak için, gazeteciyle yakınlaşması.
Çünkü aslında ikisinin gözler önündeki yakınlığından dolayı linçe gidecek olaylar silsilesi başlıyor. Bu yakınlığın başlamasının sebebiyse savcının idealist toyluğu. Ben hamartia'yla miazma arasındaki bağı ancak böyle kurabiliyorum. Yine de güçlü bir bağ değil. Ayrıca böylece ortaya her ne kadar filmin tamamında göz kırpılsa da bir o kadar da yersiz görünen eşcinsellik ve homofobi meselesi ortaya çıkıyor.

Savcı ve gazeteci
Kurak Günler'de eşcinsellik ve homofobi meselesi
Filmin homofobi hakkında söyleyebileceği yeni bir şey yok. Hukuk ve kamuoyunda olgulardan ziyade önyargılar ve korkular işletiliyor. Bilindik olsa da değerli bir söylem.
Filmin tekinsiz gerilim filmi evreninde eşcinsellik tam olarak nerede duruyor? Savcının yakınlaştığı insan halk nezdinde hem eşcinsel olarak öteki hem de siyasal muhalif olarak. Halkın suyumuza dokunma nidalarıyla camları taşlamasından yola çıkarak gazetecinin muhalif ötekiliğinin cinsiyet ötekiliğinden daha ağır bastığını düşünebiliriz.
Filmin montajında sürekli geri döndüğümüz eşcinsellik meselesinin o hâlde tam olarak işlevi ne? İyi ve kötü karakterlerin bir obrukla ayrıldığı final sahnesinde bütün güzel şeyler bizim tarafta diyebilmek için mi? Yoksa ikili arasında yalnızca siyasal değil duygusal bir yoldaşlık da kurarak olay örgüsünün izleğini arttırmak mı? Beni burada rahatsız eden şey, eşcinsellik temasının kapsayıcı bir şekilde işlenmemiş olması değil. Bundan daha talihsiz bir durum var sanki.
Filmin kurgusu uzun bir süre "Acaba savcı o gece Pekmez’e tecavüz mü etti yoksa gazeteciyle birlikte mi oldu?" sorusu etrafında şekilleniyor. Janr sinemasından da alınan ve geliştirilen tekniklerle bütün ilk yarı boyunca müthiş bir gizem ve tehlike atmosferi mevcut. Ama bir noktadan sonra anlıyoruz ki bütün tekinsiz hissiyatı oluşturan unsur aslında bu iki soru.
Dolayısıyla o gece gazetecinin evindeki banyodaki sahnelerle bağ evindeki sahneler arasında garip bir eşitleme yaratılıyor, çünkü iki sekansı da filmin ele alış şekli aynı tekinsizlikte. Böylece gazetecinin savcıya tecavüz etmiş olması gibi ihtimal ortaya çıkıyor.
Obruk etkisi: Film, bu noktada bende de bir obruk etkisi yaratıyor. Bütün bunların trajik kaçınılmaz sonla nasıl bir ilişkide olduğunu tam olarak çıkarmak zor. Emin Alper bu filmiyle değerli bir iş yapıyor ama politik söylem her ne kadar açık ve net olsa da (filmin sonunda kötülerle iyiler büyük bir obrukla net bir şekilde ayrılıyorlar) olay örgüsü bir o kadar kalabalık. Eşcinsellik teması miazma'yla hamartia arasında köprü görevi görürken aynı zamanda yerleştirme ve itimatsız duruyor.

Obruk
Bir egzersiz: Kurak Günler'in bir trajedi sayılması için ne gerekir?
Bitirirken kendimce bir trajedi egzersizi yapmak istiyorum. Filmde kalabalık öğeler nasıl düzenlenseydi her üç trajik unsuru da yerine getiren bir olay örgüsü ortaya çıkabilirdi?
Öncelikle olay zincirini başlatan şey miazma'yla (obruklarla ve kuraklıkla) alakalı bir şey olmalı. Bu miazma'yla olan ilgisinde gelişecek olaylar sonucu peripeteia yaşanmalı ve karakter hamartia’yla yüz yüze gelmeli. Savcı, eski savcıya ne olduğunu araştırırken gazeteciyle tanışabilir. Toy savcı, gazeteciyi kendine yakın, “muhalif ve medeni” biri olarak görebilir. Aralarında yerli yerinde homoerotik bir gerilim olabilir. Gazetecinin de yönlendirmesiyle kuraklıkla savaşmada doğru çözümün belediyenin çözümü olmadığını kavrar savcı. Yine de davayı kazanabilecek gibi değildir, çünkü karşı taraf toy savcının henüz kavrayamayacağı bir şekilde pis oynuyordur. Tecavüz haberi patlak verir, savcı o gece orada olmasına ve hiçbir şey hatırlamamasına rağmen gözaltı kararı verir. Hamartia.
Kendine görgü tanığı olarak gazeteciyi seçtiğinde o gece aralarında bir şey olmuş olabileceğini fark eder ve bunun bir tecavüz olma olasılığından şüphelenir. Savcı, bu konuda gazeteciyle yüzleştiğinde gazeteci de savcıyı tecavüzcü olarak hedef gösterir. Peripeteia.
Bu hâli, elbette, farklı bir söylemle farklı bir film olurdu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Emin Alper'in son filmi bir Yunan trajedisi olabilir mi? Filmdeki homoerotik gerilimler ve siyasal avuntular arasında bir yakın-okuma.
04 Şub 2023

YAZARLAR

Piccolo
Aktivist okur-yazar dergi. Her pazar 12.00'de.
İLGİLİ OKUMALAR


