
Düşünün ki bir yağmur damlasısınız. Yeryüzüne hızlıca yaklaşıyorsunuz. Çok yüksek ihtimalle bir okyanusa ya da denize düşeceksiniz. (Zira atmosferik suyun çok büyük bir oranı okyanus sularının buharlaşması ile oluşuyor. Ve okyanuslardan buharlaşan sular %90 ihtimalle tekrar yağış olarak okyanuslarla buluşuyor. Yani dünya yüzeyinin çoğunu kaplayan derya denizler %10 ihtimalle karaya yağış olarak iniyor. Karadaki yağışların ana kaynağı ise bilin bakalım kimler? Bülten başlığını ipucu olarak bırakıyorum.)
Yağmur damlası olduğunuz senaryoya geri dönelim. Nereye düşmek istersiniz? Yaşlı bir amcanın burnuna? Yeni fön çektirmiş bir kadının saçına? Bir kaya parçasına? Bir çayıra? Bir gölete? Bir tarlaya, ormana, çatıya, İstanbul Boğazı’na, Beyaz Saray’ın bahçesine? Siz bunu bir düşünün. Ben o sırada 3 olası senaryoyu açacağım.
Senaryo 1:
Bravo, bitkilerle kaplı zengin bir toprak parçasına iniş yaptınız. Toprağa sızar sızmaz bir bitkinin kökleri tarafından yakalandınız ve artık o bitkinin bünyesindesiniz. Bir ihtimal fotosentez yoluyla yapı taşlarınıza ayrılıp bitkiye besin, diğer tüm canlılığa oksijen olarak hayatınıza anlam katabilirsiniz. Diğer bir ihtimalle bitkiden terleme (transpirasyon) yoluyla ayrılarak tekrar geldiğiniz yere geri dönebilir, atmosferik suya dönüşebilirsiniz. Bu durumda, uygun şartlar sağlandığında yine yağmur olup yer yüzüne ineceksiniz. Her iki ihtimalde de canlılığa can kattığınız, yağmur olmanın hakkını verdiğiniz güzel bir senaryodayız.
Senaryo 2:
Üzerinde pek de ot bitmemiş kayalık, taşlı bir araziye iniş yaptınız. Hiç fena değil. İlk bulduğunuz çatlaklardan toprağa sızdınız. Sizi yakalayacak bitki köklerine denk gelmediğiniz için toprağın daha da alt katmanlarına sızma fırsatınız var. Karanlık ve uzun yolculuklardan sonra yer altı suları adı verilen bir komün ile karşılaştınız ve evet siz de artık onlardan birisiniz. Bir yer altı suyusunuz. Hayırlı olsun. Bu da hiç fena bir senaryo değil zira orada yeterince çoğaldığınızda, taşmak ve yeryüzünde bir akarsuya dönüşmek çok olası. Bir akarsuya dönüştüğünüzde geçtiğiniz her yere can vererek, hayvanları ve bitkileri besleyerek en nihayetinde yine bir okyanusa karışacaksınız. Verimli bir hayat geçirdiğiniz için okyanusta tuzlu suya karışmak dert edilecek bir şey değil.
Senaryo 3:
Bunun biraz mutsuz bir senaryo olduğu konusunda önceden sizleri uyarayım. Bir yağmur damlası olarak geçireceğiniz en anlamsız serüveni çizeceğim. Üzgünüm, bir asfalta ya da betona düştünüz. Düştüğünüz alanı tasarlayan insan beyni sizi toprakla buluşturacak yönlendirmeleri yapmayı akıl edemediği için, en yakın drenaj kanalından kanalizasyon dehlizlerine iniş yapıyorsunuz. Hiç bir canlıya hayrınız dokunmadığı gibi, insan dışkıları ve bilimum deterjan kalıntısıyla uzun bir yolculuk geçirmek durumundasınız. Oysaki siz neredeyse saf suydunuz. Yazık oldu. Belli arıtma tesislerine uğradıktan sonra, hop! Deniz ya da okyanustasınız. Yolculuğunuz olabilecek tüm sofistike deneyimlerden yoksundu. Hiç bir canlılıkla etkileşmediniz. Potansiyelinizi gerçekleştiremediniz. Kim bilir tekrar ne zaman karaya yağmur damlası olarak inmeye fırsat bulabileceksiniz. Neyse, şimdi onlar düşünsün.
Kentsel, yapısal ve arazi ölçeğinde yağmur suyu hasadına dair fikir verebilecek iki websitesiyle bu hikayeyi noktalıyorum. Kıssadan hissesi malumunuz. Merak edenler için:
https://www.harvestingrainwater.com/imagesvideoaudio/image-gallery/
P.S.: Üç yağmur damlasının kaderini çizgilere taşıyan A Bohemian Peasant'a kucak kucak teşekkürler!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Bitkiler Eşrafından Dedikodular
Kimler çiçek açtı? Kimler tohuma kaçtı? Bu ay neleri ekmeli? Kimleri kimlerle dikmeli? Bitkiler dünyasından en güncel havadisler ve sezona uygun ekim-dikim önerileri her ayın ilk haftası e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



