Bozkırın sarı denizinde bir umut: Allı Turnam, Neşet Ertaş ve bir tepsi kömbe

Bir yerde her şeye rağmen “Burası benim çocukluğum” diyen birileri çıkıyor, unutulmaya yüz tutmuş ne varsa, üstündeki tozu silkeliyor. Bu bazen bir otobüsle, bazen bir festivalle, bazen bir tepsi kömbeyle, bazen küçücük yaştan itibaren türkülerin peşine düşen bir Sadettin’le oluyor. Kaman’ın Kargın Yenice Köyü’nde düzenlenen Kömbe Festivali'nin ve ona doğru yola çıkan şarkılı-türkülü bir Allı Turna'nın hikayesi.
Bozkırın sarı denizinde bir umut: Allı Turnam, Neşet Ertaş ve bir tepsi kömbe

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Söz konusu Türkiye olunca bazı şeyler ancak birinin inadıyla sürüyor. Birinin tutkusuyla büyüyor. Bir yerde unutulmuş bir türkü böyle keşfediliyor örneğin. Kasabayken köy olan bir yer, yeniden bu sayede hatırlanıyor. 

Geçen hafta sonu, Kaman’ın Kargın Yenice Köyü’nde o anlardan biri yaşandı. Tutkuyla inat birleşti ve umut hasıl oldu. 20’sine bile varmamış gençlerin tezenesinden, “Neredesin sen” türküsü yükselip Neşet Ertaş hasreti harlanırken şöyle düşündüm, “Gönlümüz hep seni arıyor ama buradasın sen.” 

Ahmet Arif Anadolu’yu, “Kalmışım bir başıma/ bir başıma ve uzak/ biliyor musun?” diye anlatıyor okuruna. Ankara’nın yeni yeni yükselen gökdelenlerini arkanıza aldıktan, uçsuz bucaksız bozkırlara kavuştuktan sonra başlayan gariplik, aradan yıllar geçse de aynı. Belki şimdi daha fazla. 

Ankara’dan adı "Allı Turnam" olan bir otobüsle yola çıkıp, Kaman’ın Kargın Yenice köyüne gidiyoruz ama bu yolculuğun benim için 25 yıllık bir mazisi var.

Bir yolculuğun mazisi

Önce ben evin tozunu attırırken babaannemin sandığının dibinde unutulmuş bir afiş buldum. Babamın bir zamanlar "Pop 70" diye bir grupta çaldığını ve Neşet Ertaş’la aylar süren bir turneye çıktığını öğrendim. Sonra bu hikayenin kahramanlarıyla tanıştım. Tabii ki en önemli kahramanı Neşet Ertaş da buna dahil. 

Oturup hikayesini yazdım. Bir Neşet Ertaş kitabının hazırlanmasına katkıda bulundum. Kitabı hazırlarken röportaj yaptığım Metin Uzelli bana bir nevi çılgınlıktan bahsetti. Bir otobüs dolusu insan, çala söyleye Kırşehir semalarında dolaşıyordu. Bu hikayeyi hayretle dinledikten çok değil birkaç ay sonra memleketi Keskin’e ve kültürüne aşkla bağlı Serhat Ulaşkan’la tanıştım. 

  • Otobüs de gerçekti, tutku da. Beni aradı, “Kargın Yenice’ye gidiyoruz gelir misiniz?” dedi. Ankara’dan türküler eşliğinde Kaman’a gitmek mi? İşte buna gerçekten çok ihtiyacım vardı. Şimdi bugündeyiz.

Allı Turnam

Bir kere size Allı Turnam’ı anlatmak isterim, yazının ilerleyen bölümlerinde biraz kasvet olabilir, o yüzden söze tatlılıkla başlamak en iyisi. Allı Turnam 1985 yapımı 302 bir Mercedes. Emekli bir otobüs. 1985 yılında başladığı görev hayatını Adalet Bakanlığı servisi olarak sürdürmüş, Bakanlıklar/ Keçiören hattında çalışmış. Hurdaya ayrılmayıp ona değer veren bir koleksiyoner tarafından satın alınınca kaderi değişmiş. O koleksiyonerin ardından üçüncü durağı Serhat Ulaşkan. Burada gerçek yerini ve değerini bulmuş görünüyor. Artık “türkü taşıyor.” 

Allı Turnam

Şimdi şöyle bir manzara hayal edin, Ankara’dan arabanızla çıkmışsınız gidiyorsunuz. Sonra yanınızda kırmızı şeritli bir Mercedes otobüs beliriyor. İçi insan dolu ve bu insanlar ellerinde sazlar, türkü okuya okuya yoldalar. Bu manzaranın eğlenceli olduğu aşikar, yolda karşılaştığımız pek çok arabanın kornayla selam vermesi, el sallaması boşuna değil. İnsan hayatında kaç kere yolda canlı yayın yapan antika bir otobüse denk gelir? 

Anadolu’nun yıldızları

Yıllar evvel turne hikayesini dinlerken babam kendi cehaletinden dem vurmuş, Ankara’da The Door, Jimi Hendrix, The Rolling Stones albümlerin peşinde koşarken Neşet Ertaş’ı nasıl teğet geçtiklerini biraz mahcup anlatmıştı. Turnenin başında kim olduğunu bilmedikleri Neşet Ertaş’ın büyük şöhreti karşısında şaşkındılar. Ankara Radyosu yayınını merakla bekleyen binlerce insan için Neşet Ertaş gönül tahtına oturmuştu. Kırşehir Ankara’nın komşusuydu, Neşet Ertaş Anadolu’nun gözbebeğiydi ama işte, bazen insan yanındakine kör oluyor.   

Bugün bir sanatçının tanınmasının tek yolu radyodan geçmiyor. Sosyal medya yakınları uzak kılarken, hiç beklenmedik şanslar sunmada da mahir. Yolculuğumuzun sanatçılarından Samet Çağlar gibi. Sen Türkülerini Söyle yarışmasında haftanın birincisi olan Samet Çağlar, bozlaktaki şöhretini gün geçtikçe pekiştiren bir isim. 


Otobüste iki de genç var. Biri Sadettin Enes Bozkurt biri İsa Mendires. Samet Çağlar’a “usta” diyen 15 yaşındaki Sadettin “Günde en az 4 saat çalışmam gerektiğini düşünüyorum” diyerek anlatıyor sazla olan ilişkisini. Sadettin de İsa da henüz çok genç ama şimdiden hayatlarının merkezinde saz var. Beraber aşkla çalıyor, çalışıyorlar.  

Samet Çağlar’ın televizyonla artan bilinirliği geçtiğimiz yerlerde karşılık buluyor ve onunla beraber fotoğraf çektirmek isteyenler giriyor sıraya. 

Bozkırın sarı denizi

Ankara’dan çıktıktan, Elmadağ’ı arkamızda bıraktıktan sonra göz alabildiğine düzlükler başlıyor. Yaz sonundayız. Harman kalkmış, ekinler biçilmiş, sarı otların arasındaki tek renk anız siyahlığı. Biz yola çıktığımızda Ege parça parça yanıyor. Gözümüz arada haberlerde, arada yolda.  

Sabahın erken saatlerinde Kırıkkale’ye varıyoruz, burada bir mola verdikten sonra artık aralıksız devam edecek, Kargın Yenice’ye varana dek durmayacağız. Sazlar çıkıyor. Eskilerin deyişiyle bir alınıyor bir veriliyor. 

Tam Keskin’den geçerken Serhat Ulaşkan “Burası Seyit Çevik’in evi” diyor. O esnada otobüste çalan türküyse, “İp attım ucu kaldı.” 2020’de vefat eden Seyit Çevik’in bir TRT kaydı var. Kemanına yaslanmış, sonraları meşhur—çok meşhur—olan türküsünü okuyor: İp attım ucu kaldı, tarakta gücü kaldı… Bu türkü Keskin’den çıkacak, gurbetçilerin kasetleriyle Avrupa’ya yayılacak, içine yeni dizeler eklenecek, “Ankara’nın bağları” diye tanınacak. Sonra biraz Seyit Çevik unutulacak. Sonra hatırlanacak. Şükür ki hatırlanacak. 

  • Bugün yaşasa, evinin önünden geçen ve geçerken içinde türküsü çalınan bir otobüs olduğunu görse, gözlerine inanamazdı herhalde. Ruhu şad olsun.  

Yollar tarazlanıyor, yavaş yavaş geldiğimizi anlıyoruz. Asfalt yerini yer yer çukurlara bırakıyor, dolu cevizlerin altında yatan koyunlar başlıyor.

Kargın Yenice Kömbe Festivali’nin beşincisi ama buraya bir virgül koymak gerekiyor. Festival ilk başladığında burası bir köy değil, gelişmiş bir kasaba. Fakat ekonomik sorunlar, tarımın giderek daha da zor koşullarda yapılması, verilen göç kasabanın nüfusunu 2 binin altına düşürünce, burası da 2013 yılında kasaba statüsünü kaybederek köy olmuş. O güne kadar 4 kere düzenlenen festival de rafa kalkmış. Bugün köy taşımalı eğitime geçme tehlikesiyle karşı karşıya. Üstelik Kızılırmak’ın yanında olmasına karşılık susuzluk sorunuyla boğuşuyor. Bu koşullar altında, yeniden herkesin ayağa kalkması için bir dayanak gerekli. Yıllar sonra hatırlanan Kömbe Festivali de aranan çarelerden yalnızca biri.

Kömbe Festivali'nden.

Ceviziyle dünya çapında tanınan Kaman, Kargın Yenice köy olduğunda başka beldelerini de kaybetmiş. Toprağın bereketli olması insanların burada yaşayabilmesi için yeterli değil. Teşvik, sulama, eğitim, destek… Bütün bunları içeren bir mucize gerekli. Öbür türlü yaşananlar Neşet Ertaş türküsü oluyor: “Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”

Yine de çabaları boşuna değil. İnsanlar en azından o gün birarada olmanın mutluluğunu yaşamak için uzak yollar aşıp gelmiş. Kömbeler yeniliyor. Türküler dinleniyor. Misafirler davulla zurnayla karşılanıyor. Ağır halaylar çekiliyor. “Kızılırmak’ta rafting yapılması güzel de biraz da su sorunu çözülse” sitemi yineleniyor. Bir umut tohumu çatlıyor sanki.  

Dalında kuruyan zerdaliler

Festival dönüşü, Keskin’e uğruyoruz. Otobüsümüzün yolcularından biri Serhat Ulaşkan’ın babası emekli albay Süleyman Sırrı Ulaşkan. Yolda şöyle söylüyor, “Bütün gelip geçen yerel yöneticilere teşekkür ediyorum. Sayelerinde çocukluğumda yürüdüğüm kaldırımlarda yürüyorum hâlâ.” 

Zerdaliler

Akşamın çökmesine az bir zaman kala iniyoruz Keskin’e. Süleyman Bey'in işaret ettiği ilgisizliği görmek için güneşe ihtiyaç yok. Kimselerin olmadığı sokaklar çok eskiden burada bambaşka ve güzel bir hayat yaşandığının ipuçlarını veriyor. Sinema meraklıları Bir Zamanlar Anadolu’da filmini hatırlarsa, Keskin akıllarında daha net canlanır.  

Bitmeyen su sorunu Keskin’de de kendini gösteriyor. Zamana direnmeye çalışan kagir konaklar, ana yoldan çıkar çıkmaz toprağa dönen yollar, yenilense de çoğu boş kalmış çarşılar ya da bir atılım anında heyecanla yapılıp ilçenin ortasında çürük bir diş gibi duran garip binalar arasında en hüzünlü manzara bahçelerde. 


Ağaçlardan birindeki turunculuk dikkatimi çekince yaklaşıyorum. Her dalı doluyken, kayısıları toplan(a)mamış, oldukları yerde kurumuş, sonbaharı bekliyor. Tombul üzümlerle bezeli asmalar bahçelerde sahipsiz. Sanki burası Uyuyan Güzel’in ülkesi. Kötü bir cadı lanet etmiş de zaman donmuş.

Göğü mavi, yemişleri bereketli, ozanları maharetli Keskin “bir zamanlar” diye başlayan cümlelerden çıkıp, bugüne gelmeyi bekliyor.

Bir yerde her şeye rağmen “Burası benim çocukluğum” diyen birileri çıkıyor, unutulmaya yüz tutmuş ne varsa, üstündeki tozu silkeliyor. Bu bazen bir otobüsle, bazen bir festivalle, bazen bir tepsi kömbeyle, bazen küçücük yaştan itibaren türkülerin peşine düşen bir Sadettin’le oluyor. En azından umut oluyor. “Bunca dert arasında heyecanı nereden buluyor insanlar” diye düşünüyorum ister istemez. Sonra yüzyıllar öncesinden söylenen bir söz gelip yakalıyor düşüncelerimi: “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.” 


Fotoğraflar: Ayça Örer

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

25 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Suha Çalkıvik

·

19 Tem 2026

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta