'Büyük bir istikbal' peşinde bir tayyare mühendisi: Fuat Dörtbudak

Genç Cumhuriyet'in ilk uçak mühendislerinden Fuat Dörtbudak'ın hayatını ve Cumhuriyet'in sanayi gelişimine verdiği emekleri kızı Tomru Önalp‘ten dinliyoruz.
'Büyük bir istikbal' peşinde bir tayyare mühendisi: Fuat Dörtbudak

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İki üniversite okuduğu Almanya'dan Türkiye'nin ilk uçak fabrikalarından birinin müdürlüğüne, jet projesinin terk edilmesine içerleyerek ayrıldığı ordudan maden, petrol ve kağıt sanayiilerine emek verdiği sivil yıllara Fuat Dörtbudak'ın hayatını, kızı Tomru Önalp anlatıyor.

13 Ekim 1929’da Almanya’ya gönderildiği dönem ağabeyine gönderdiği fotoğraf: ‘‘Ağabey, büyük bir istikbal için hazırlanır ve askerliğe veda ederken. Kardeşin, A. Fuat.‘‘ (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Genç Cumhuriyet'in ilk uçak mühendisleri arasında yer alan Türk subayı Fuat Dörtbudak kimdir? Ailesi ve çocukluğundan bahsedebilir misiniz? Askerlik mesleğini hangi sebeple tercih etmiş?

Osmanlı ordusunda subay olan büyükbabamızın tayini 1909’da Şam’a çıkınca aile yola koyulmuş. Babaannem o sıra babama hamileymiş. Antakya dolaylarında sancısı tutunca doğum yapmış; babamı kundaklayıp yola devam etmişler. Birinci Dünya Savaşı çıktıktan sonra dedemiz Suriye vilayetinin güvende olmadığını söyleyerek, babaannem ve çocuklarını uzaklaştırmak istemiş. Haritada düşmanın en zor ulaşabileceği yer olarak Konya Ereğlisi’ni tespit etmiş ve ailesini oraya yollamış. Babamın çocukluğu da doğal olarak orada geçmiş. Babamız, yıllar sonra annesinin anlatımlarından yola çıkarak doğum tarihinin 13 Haziran 1909 olduğunu hesaplamıştı.

O zamanlar Türkiye’de en iyi eğitim askerî okullarda verilirmiş. Babamızın da babası vefat etmiş olduğundan, babaannemiz disiplin açısından oğlunu Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ne kaydettirmiş. Dolayısıyla askerlik mesleğine böyle başlamış. Bu bir tercih değildi; annesinin isteği üzerine bu mesleği seçmişti.

Yurt dışına gönderilme serüvenini anlatabilir misiniz? 

Babamız askerî lisede okurken en büyük hayali Fransa’ya gidip matematik tahsil etmekmiş. Uzun vadede ordu mensubu olmayı düşünmemekteymiş. Ancak o günün şartlarına göre liseden ayrılması mümkün olmuyormuş. Lise 2. sınıfta iken bir göz rahatsızlığı geçirmiş. Askerî doktor babama trahom teşhisi koyduktan sonra, o dönemin kurallarına göre bulaştırma tehlikesi sebebiyle askerî lise ile ilişkisi kesilmiş. Babam duruma hiç üzülmemiş, çünkü iyileştikten sonra sivil olarak Fransa’daki hayalini gerçekleştireceğini düşünmekteymiş.

Ancak aynı tarihlerde en büyük ağabeyi, Türkiye’nin tanınmış bir göz doktoru profesörünün yanında asistan olduğundan dolayı hocasına kardeşinin durumunu aktarmış. Babamı muayene eden hoca, askerî lisede yanlış teşhis koyduğunu farkederek ‘‘Yahu bu trahom değil ki, blefarit konjonktivit! Bak evladım, bu rahatsızlık 25 sene sürecek. Ara sıra nükseder. İlaçla tedavi edilir’’ demiş. Aldığı tıbbi rapor üzerine babamız askerî liseye geri dönmüş. Fakat bu rahatsızlık nedeniyle bir sene kaybetmiş. 1928’de okulu bitirebilecek iken, mezuniyeti 1929’a denk gelmiş.

O yıllarda Hava Kuvvetleri henüz bugünkü gibi teşkilatlanmamıştı. Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde Hava Müsteşarlığı adı altında faaliyet içindeydi. Müsteşarlık, askerî okulları en yüksek derece ile bitirmiş olan parlak öğrencileri, ileride havacı subay olarak istihdam etmek üzere çeşitli branşlarda yüksek tahsil görmeleri için sınav ile yurt dışına göndermeye başlamış. Buradaki amaç, Atatürk’ün bir Türk uçak sanayii kurulmasını istemesi ve bu alanda mühendis subaylara da ihtiyaç duyulmasıymış. Babam da girdiği bu sınavı kazanıyor ve bursiyer olarak Berlin’deki Charlottenburg Technische Hochschule’ye mühendislik eğitimi için gönderiliyor.

Türk subayı Fuat Dörtbudak, Berlin’de mühendislik eğitimi gördüğü yıllarda. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Almanya’daki öğrencilik döneminde yaşadıkları hakkında bildiğimiz bazı anekdotlar var mı?

Berlin’e gittiğinde ilk olarak tayyare-makine mühendisliği eğitimi almış. Tabi, bu karar bursu veren devlet makamına ait. Hatta eğitimi sonrası stajını da Junkers Flugzeugwerke firmasında yapma fırsatını elde etmiş. Tam memlekete dönecek iken elçilik vasıtası ile gelen ikinci bir emir ile bu sefer de tayyare-gövde mühendisliği alanında uzmanlaşması gerektiği kendisine tebliğ edilmiş. Dolayısıyla ikinci kez üniversite eğitimi alması gerekmiş. Bu seferki stajını da Messerschmitt firmasında yapmış. Tam dokuz sene süren eğitim süreci sonrası Türkiye’ye dönebilmiş.

Hatırladığımız kadarıyla, babamın orta boylu ve büyükçe burunlu olması, o yıllarda soyadı olmadığı için Fuat Süleyman olarak anılması, fakat yurt dışında isminin Fuad Suleiman şeklinde telaffuz edilmesi, bir yandan da askerî bir öğrenci olduğunun bilinmesi Almanya’daki SS birliklerinin fena halde dikkatini çekmiş. Maaşıyla rahatlıkla aldığı NSU marka motosiklet ile birçok kez SS’lerden kaçtığı olmuş.

Almanya’da Junkers firmasında staj yaparken. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Türkiye’ye döndüğünde nerelerde görev aldı?

1938’de memlekete döndüğündeki ilk görev yeri Kayseri Tayyare Fabrikası olmuş. Kayseri’de annemizle tanışıp evlenmişler. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra bir süre yine yurt dışına gönderilmiş. Oradaki görevini tamamladıktan sonra Kayseri ve Eskişehir Tayyare Fabrikalarında istihdam edilmiş. İlerleyen yıllarda Genelkurmay ve Savunma Bakanlığı bünyesinde Hava Müsteşar Yardımcısı olarak görev almış. Müsteşarlık görevi esnasında Kayseri Tayyare Fabrikası müdürlüğü teklif edilmiş ve tekrardan Kayseri’ye dönmüş. 1950’ye kadar Kayseri’de bulunmuş. Mecburi hizmetinin bitmesi ve Türkiye’de jet uçaklarının imali konusunun rafa kaldırılması sonrasında ordudan ayrılmış.

Kayseri’deki uçak fabrikasındaki görevi sırasındaki yaşama dair bildiklerinizi paylaşabilir misiniz?

Baban Genelkurmay’da görev yapmakta iken İngilizler, Kayseri’de jet uçağı yapılabileceğini ve bunun için iş birliğine hazır olduklarını bildirmişler. Aslında bu gelişme üzerine Ankara’dan Kayseri’ye fabrika müdürü olarak tayin edilmişti. Müdür olarak göreve başladıktan sonra Amerika’dan gelen hazır uçaklar yüzünden bu proje suya düşmüş. Babam bu olaya çok içerlenmiş. Ordudan ayrılmasına sebep olan gelişme budur.

Ayrıca 1941’de Kayseri Sümer Basımevi’nden çıkan ‘‘Tayyare Motörleri Üzerine Genel Bilgi’’ adında bir çeviri teknik kitap yayımlamıştı. 

Fuat Dörtbudak (en soldaki), 1938’de Türkiye‘ye döndüğü zaman subay arkadaşları ile. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Çalıştığı fabrikanın başında o yıllarda bir mühendis subay olan Avni Okar vardı. Okar ile ilişkisi nasıldı?

İlk görev yeri olan Kayseri’deki fabrikanın müdürü 1935’ten beri bu görevi icra eden Avni Bey imiş. Avni Bey, hem Birinci Dünya Savaşı, hem de Milli Mücadele döneminde önemli görevler üstlenmiş kahraman Türk subaylarındandı. 1917’de Irak cephesinde iken tayyareci sınıfına ayrılmış. O yıldan beri havacılığın içerisinde olan biri.

Babam Kayseri’ye ilk geldiği günlerde fabrikanın kantininde annemiz Fehime Hanım'ı görmüş. Son derece şık ve hoş bir hanımefendi olduğu için dikkatini çekmiş. Tenis oynayan, bisiklete binen genç bir hanım... Düşünün, o yıllarda fabrika yerleşkesinde her türlü sosyal tesisler mevcutmuş. Bunlar 1930’ların sonunda bir Anadolu şehri için oldukça yenilikçi hareketler. Babam bu genç hanımı soruşturduktan sonra müdür Avni Okar’ın ablasının kızı olduğunu öğrenmiş. Neticede çok kısa bir sonra evlenmişler. Böylece müdürü ile akraba olmuşlar. Avni Bey 1950’de Albay rütbesiyle ordudan ayrılmıştı.

Fehime Hanım ile Fuat Bey’in Kayseri’deki nişanından bir kare.  (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Fehime Hanım ile Fuat Bey’in Kayseri’deki nişanından bir kare. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Kayseri’de Sabiha Gökçen (en sağda) ile uçuş denemesi yapan kadınlar arasında Fuat Dörtbudak’ın eşi Fehime Hanım (en solda) da vardı. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Yıllar sonra bir kez daha yurt dışında görev aldığını görüyoruz. Fakat bu sefer farklı bir amaçla gönderiliyor. Bu dönemi anlatabilir misiniz?

Babamız Şam’da büyüdüğü için bir anadili de Arapçadır diyebiliriz. Zannımızca Yüzbaşı rütbesinde iken irtibat subayı olarak Kahire, Mısır’a gönderilme sebebi birkaç yabancı dil bilmesiydi. Çünkü lisede Fransızca, Almanya’da Almanca öğrenmişti. Çocukluğundan beri de Türkçe ve Arapça’ya çok iyi derecede hakimdi. Bildiğimiz kadarıyla Kahire’de özel ders alarak İngilizce de öğrenmişti.

Kahire’de Yüzbaşı Yüksek Mühendis rütbesi ile irtibat subayı olarak görev yaptığı dönem kullandığı kartvizit. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Kendisi gibi yurt dışında okutulmuş diğer Türk öğrenciler ile irtibatı var mıydı?

Ne yazık ki isimlerini şu anda hatırlayamıyoruz. Fakat beraber yurt dışına gönderilen arkadaşlarının bir kısmı dönünce babamız gibi Kayseri Tayyare Fabrikası’nda görevlendirildiği için o zamanlar irtibatta kalmışlar. Babamızdan duyduğumuz kadarıyla, bu arkadaşlarının pek çoğu genç yaşta vefat etmiş.

Bunun haricinde, ailemizdeki iki eniştemiz (biri teyzemizle, diğeri de annemin kuzeni ile evliydi) sonraki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’ne bursla mühendislik eğitimi için gönderilen askeri öğrenciydiler. Bunlar Haluk Arık ve Nuh Ergeneman’dı. Nuh Bey’in oğlu ASELSAN Genel Müdürlüğü yapmış olan Ceniz Ergeneman’dır. Haluk Arık ise, 1971’de bir süre Ulaştırma Bakanlığı yapmıştır.

Binbaşı Fuat Dörtbudak (en solda) Kayseri Tayyare Fabrikası Müdürü iken bir toplantıda. (Tomru Önalp Hususi Arşivi)

Emeklilik dönemini nasıl geçirdi? Türk havacılığına dair bildiğimiz başka çalışmaları oldu mu?

1950’de ordudan ayrıldıktan sonra sivil olarak üstlendiği ilk görev Zonguldak’daki Ereğli Kömür İşletmeleri’nde oldu. Hem liman işletmesi hem de lavuar tesislerini kurmak üzere çalışmalar yapmıştır. 1960 sonrası Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) şemsiyesi altında Türkiye’nin NATO batı bölgesi petrol hatlarını kurmuştur. Bu projeden sonra Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları’nın (SEKA) Çaycuma ve Dalaman’daki üretimhanelerinin montajını üstlenmiştir. Vefatına kadar çalışmaya devam etmiş bir insandı. 23 Ağustos 1972’de aramızdan ayrıldı.


Daha fazla bilgi için: 

  • Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri projesi
  • Bi’ Dünya Kıvılcım Derneği
  • 24 Kasım'da başlattığımız "Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri" dizisinin ilk röportajında Prof. Dr. Selçuk Şirin cumhuriyetin eğitim vizyonunu, yurt dışına gönderilen öğrencileri ve dönüşlerinde Türkiye'nin her alanda büyük bir atılımlara imza atmasına nasıl yardımcı olduklarını anlatmıştı. Prof. Dr. Dursun Koçer'in hocası Nüzhet Gökdoğan'ın Türkiye'de astronomiye katkısını anlattığı röportaja buradan, Dr. Orhan Veli Özbayrak'ın "Türk Beşleri"ni anlattığı söyleşiye buradan, dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı'nın hikayesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bülent Eczacıbaşı, babası Nejat Eczacıbaşı'nı anlatmış; Prof. Dr. Nilüfer Öndin ise Türkiye'nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Bengütaş üzerine konuşmuştu. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın yapısını ortaya koyan jeoloji profesörü İhsan Ketin'i, Celal Şengör'den dinlemiştik. Dizinin son yazısında ise Türkiye arkeolojisinin büyük hazinesi Ekrem Akurgal'ı,  mühendislik alanında önde gelen isimlerinden olan oğlu Ali Akurgal anlatmıştı.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta