Büyük teknoloji şirketlerini nasıl dizginleriz?

Demokrasinin temeli olan bilgiyi paylaşma ve ona erişim söz konusu olduğunda sermayenin insafına razı olamayız.
Büyük teknoloji şirketlerini nasıl dizginleriz?

(Foto: Marketwatch)

Amerikan haber sitesi Business Insider, milyonlarca kullanıcının Facebook’tan çalınan kişisel verilerinin bir internet sitesinde yayınlandığını iddia etti. Korsan bir sitede, 106 ülkeden 533 milyon kişiye ait verilerin yayınladığını duyuran internet sitesi, çalınan verileri Facebook kayıtlarıyla karşılaştırarak teyit ettiğini açıkladı. Söz konusu veriler; telefon numaraları, ad soyad, konum, e-posta adresi ve biyografik bilgiler içeriyor. Güvenlik araştırmacıları, verilerin gerçek kişileri taklit etmek ve dolandırıcılık yapmak üzere kullanılabileceği konusunda uyarıyor. Aslında teknoloji platformlarına yönelik şikayetlerin listesini, kendi ürünlerini ayrıcalıklı kılmaktan, kendi faaliyetlerinden kaynaklanan sorunları görmezden gelmeye kadar uzatabiliriz. Anti-tröst yasası gibi geleneksel yöntemleri uygulamak ise zor, çünkü hizmet ücretsiz olduğunda tüketiciye verilen zararı ispat etmek pek mümkün görünmüyor. Yine de büyük teknoloji şirketlerini düzenlemenin yolu, onlara büyük bankalar gibi davranmaktan geçiyor olabilir. Kamuyu korumak adına, bu şirketlerin iş birimlerini ayırma, veri paylaşımı ve algoritmik stres testleri ile ilgili kuralları kabul etmeleri gerekiyor.

Amerikan bankacılık sektörü, 2008 küresel krizinden çok şey öğrendi. Zira Dodd-Frank Yasası uyarınca sermaye ve likidite rezervleri oluşturmak zorunda kaldıkları için özkaynak kârlılığının çöküşüne tanık oldular. Kimileri 2008 öncesindeki kârlarına hala özlemle baksa da, sektörde yüksek kazançlı işler yapmaya devam ediliyor. Gelgelelim büyük teknolojinin bugünkü kötü şöhreti, 1929'deki Wall Street krizi ve 2008'deki durumdan pek farklı değil. Zira her ikisinde de çözüm, şirketlerin değil, müşterilerin çıkarlarına öncelik verilmesine dayanıyor. Bu durum caveat emptor ilkesi nedeniyle sorumluluğun alıcıya ait olması nedeniyle; müşteriye tam açıklama ile dikkat ve beceri yükümlülüğü yaratan yasal düzenlemelere yol açtı. Bugünkü teknoloji şirketlerine, benzer yükümlülükler getirilmelidir. Bankalar için bu durum, birleşme ve devralma departmanlarını ticaretten ayırmak veya ticareti aracılık faaliyetlerinden ayırmak anlamına geliyordu.

Teknoloji platformları ise örneğin; lojistik ile üretim bazlı iş birimleri ya da reklam aracısı ile reklamveren ve yayıncıyla temas kuran birimler arasındaki etkileşimleri sınırlayabilir. Bankacılık kurallarının ruhunu teknoloji şirketlerine çaprazlama uygularken şunlar mutlaka sorulmalıdır: Perakende kullanıcılara sunulan içerik, doğruluk adına standartları karşılıyor mu? Dijital işletme, müşteriye yönelik davranış kuralları (code of conduct) uyguluyor mu? Firma, müşterilerin verileriyle neler yaptığını ve algoritmalarının onların davranışını nasıl etkilediğini anladığını müşteri nezdinde doğruladı mı? İşletme, bilginin ortak taşıyıcısı sıfatıyla, rakiplerinin ürün ve hizmetlerine adil erişim sağlıyor mu?

Sırada kimlik ve anonimlik sorunu var. 1970 Banka Gizlilik Yasası (Bank Secrecy Act), terör finansmanı ve organize suçlar gibi risklerden korumak adına, kara para aklamayı önleyici kurallar getirdi. 2001 Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) ve getirilen ek düzenlemeler ise, Müşterinizi Tanıyın (Know Your Customer) prensibi gereği, bankaların müşterilere kimlik belirleme programı uygulamasını şart koştu. Sektördeki uyum görevlilerinin (compliance officer) ortaya çıkışı da bu döneme rastlamaktadır. Benzer kurallar, teknoloji platformlarına da getirilmelidir: Dijital kimlikler için küresel bir sistem; daha iyi ve güvenilir bir kullanıcı deneyimi elde etmek için düşünülebilir.

Bir diğer konu, stres testleri. Onlardan korunmanın bir yolu, krizleri simüle etmek. Dodd-Frank Yasası uyarınca oluşturulan Kapsamlı Sermaye Analizi ve İnceleme (CCAR) programı, en büyük bankaların kendine has risklerini hesaba katıp katmadıklarını; ekonomik ve finansal bozulma zamanlarında devam edebilecek sermayeye sahip olduklarını değerlendirmeye yönelik yıllık bir uygulamadır. Bankalara türlü tehlike senaryoları sunulur ve nakit akışlarını, gelir tabloları ile bilançolarını ileriye dönük gözden geçirmeleri beklenir. Bu süreç, banka içinde ve banka ile düzenleyici kuruluş arasında yüksek işbirliği gerektirir. Paralel bir yapı, veri işleyen teknoloji şirketleri ile düzenleyici otoriteler arasında kurgulanabilir.

Sanırım bu yazının muradını şöyle özetleyebiliriz: Kamuoyu tıpkı güvenilebilir bir bankacılık sistemini hak ettiği gibi; demokrasinin temeli olan bilgiyi paylaşma ve ona erişim söz konusu olduğunda neden sermayenin insafına razı olsun?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

Ersin Şenel

Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...

İLGİLİ OKUMALAR